Erişilebilirlik

IŞİD Tehdidine Karşı Dayanışma Duygusuyla Direniş


Türkiye’de 10 Ekim Katliamı Davası’nda, IŞİD üyesi sanıklar tarafından tehditlere maruz kalan müşteki avukatları ve mağdur aileler, devletten can güvenliği değil, IŞİD’in destekçileriyle birlikte ortaya konulmasına engel olmamasını bekliyor.

Başkentte 10 Ekim 2015’te Barış Mitingi’ndeki kitle, IŞİD üyesi canlı bombalar Yunus Emre Alagöz ve Ömer Deniz Dündar tarafından hedef alınmıştı. Alagöz ve Dündar’ın üzerlerinde taşıdıkları bombaları patlatmasıyla Ankara Garı önünde miting için buluşmuş binlerce kişiden 101’i hayatını kaybetmişti.

Cumhuriyeti tarihinde Ankara’da yaşanan en çok ölümlü bu terör saldırısıyla ilgili davada, geçtiğimiz günlerde üçüncü grup duruşmalar yapıldı. Bu duruşmalar sırasında Suriye’deki iç savaşın yanı sıra Avrupa başkentlerindeki terör eylemleriyle pek çok ülkede örgütlü olmasıyla dikkat çeken IŞİD üyesi sanıklar tehditler savurdu.

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan IŞİD’in tehdit ettiği avukatlardan İlke Işık ile aileler adına 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşkun, Türkiye’de halen uyuyan hücreleriyle örgütlü olan terör yapılanması karşısında korku duymadıklarını açıkladı.

Avukat İlke Işık, dava dosyasında başlangıçtan itibaren sıkıntılar olduğuna işaret ederek, “Katliam hemen akabinde olay yeri inceleme ile başlayan süreçte adeta yargı makamları ile boğuşma yaşanıyor. 8 ay boyunca biz müşteki avukatları olarak dosyayı göremedik. Göremediğimiz ve bilmediğimiz dosya hakkında bilgi almak için savcı ile sürekli irtibat kurmaya çalıştık. Savcı isterse bilgi verdi, istemezse bilgi vermedi. 8 ay sonunda dava açıldı ve görüldü ki 36 sanık. Bunlardan bir kısmı katliamdan ve anayasal düzeni değiştirmekten yargılanıyor, bir kısmı IŞİD üyeliğiyle yargılanıyor. Sadece IŞİD’lilerden ibaret bir tablo. Bu sanıklardan bir kısmı asla bulanamayacak şekilde firari. Şu anda dosyada toplam 36 sanıktan 19’u tutuklu bulunuyor” dedi.

Ailelere ‘sokak köpekleri’ gibi hakaretler

Dava sürecinde Kasım 2016’daki ilk grup ve Şubat’ta ikinci grup duruşmalar ardından geçtiğimiz günlerde üçüncü grup duruşmaların gerçekleştiğini kaydeden Işık, IŞİD üyesi sanıklarca duruşmalarda takınılan tavrı şöyle anlattı:

“Sanıkların zaman gittikçe daha sinirli, daha hırçın olduklarını görüyoruz. Hem bize yani müşteki avukatlarına ve ailelere yönelik daha saldırgan olduklarını görüyoruz. Arada yeni tutuklamalar olması onları rahatsız etti. Yeni tutuklanan Hatice Akaltın, sanıklardan Metin Akaltın’ın eşi. Yine tutuklanan Esin Durgun, kendini patlattığını söylenen Halil İbrahim Durgun’ın eşi. Tutuklamalardaki artışlardan ve en önemlisi de davayı bizlerin ısrarla takip etmesinden çok rahatsızlar. Davayı 1,5 yıldır ailelerin takip etmesinden ve kocaman duruşma salonunu dolu görmekten rahatsızlar. Duruşmalardaki ilk günde Metin Akaltın, geriye, ailelere doğru dönüp elini sallayıp tehdit etmekte sakınca görmüyor. Sanıklar da sanık avukatları da mesela aileleri ‘Şov yapan insanlar’ diye tanımlıyor. Şov yapmakla suçlanan insanlar, ya çocukları, eşlerini yani en yakınlarını kaybetmişler ya da ağır yaralanmış, aylarca hastanelerde kalmış insanlardı. Sanıklar, biz avukatları da aileleri de terör örgütü üyeliğiyle suçluyorlar. Beddua okuma, bela okuma, yalancı, iftiracı, münafık diye ifadeler sürekli tekrarlanıyor. Ailelerimize, yanılmıyorsam Talha Güneş de ‘sokak köpekleri’ diye hakaret etti. Tüm bu tehditlere ve hakaretlere karşın aileler, bu denli kışkırtmaya rağmen sabırla davayı izliyorlar. Sanık avukatları da bir kez bu salonu boşaltmak gerektiğini söyledi. Öncelikle bu davayı kimse takip etmesin istiyorlar.”

Katliamda kendisi gibi avukat olan eşi Uygar Coşkun’u 32 yaşındayken kaybetmiş olan, ailelerce örgütlenen 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’ni başkanlığını yürüten Mehtap Sakinci Coşkun da, IŞİD üyesi sanıklarca yapılan tehditler karşısında korku ifade etmiyor. Coşkun, “Sanıklar bu son grup duruşmalarda ilk iki gün boyunca bizleri yani müşteki aileleri dinlediler. Bu dinleme halinden sonra son gün sanıklar konuştu. Pek çok aile, sanıkları piyon olarak görerek kullanılmış olduklarını ifade etti. Aileler, sanıklara, ‘IŞİD’in kullanıp attığı kişilersiniz’ dediler. İki gün boyunca ailelerce doğrudan muhatap alınmadıkları ve kullanıldıkları kendilerine söylendiği için gurur yaptıklarını düşünüyorum. Son olarak yeni dijital deliller de bilirkişi incelemesinde bulunuyor. Onlar için artık çemberin daraldığını hissediyorlar. Ailelerce metanetli duruş gösterilmesi de onları rahatsız ediyor. Kimsenin kimseden korktuğu da yok. En son bizi tehditlerle yıldıracak zannetmeleri acınası bir durum” diye konuştu.

IŞİD’e karşı devlet koruması mümkün mü?

Hayatında 4 yaşındaki oğlu Sarp’ın bakımının yanı sıra 10 Ekim Katliamı Davası’nı takip etmeyi en önemli amaçlar olarak tanımlayan Coşkun, son duruşmalarda IŞİD üyesi sanıklarca yapılan tehditler karşısında Türkiye’de devletin kendilerini koruyamayacağı düşüncesinde. Avukat İlke Işık da, tam tersine IŞİD üyesi sanıklarda adeta devletten destek görme beklentisi olduğunu ve hatta hemen serbest bırakılmayı istediklerini vurguluyor.

Mehtap Coşkun, “Bir sanığın ailelere parmak sallıyor olması, üç hakim ve bir savcının olduğu heyet önünde ‘sizi bitireceğim, siz görürsünüz’ diye tehdit savurması cürettir. Türkiye’de en basit suçtan mesela trafik kazasında birisinin ölümüne neden olan sanık kişi, el pençe divan durur. 10 yıllık avukatım genelde sanıkları böyle gördüm. Biz bu davada başka bir şey görüyoruz. ‘Ben 101 kez ömür boyu müebbet hapis cezası alacağım, umurumda değil’ pervazlığı içerisindeler. Suriye’de halen güçlü bir örgüt söz konusu. Ancak biz bu coğrafyada, topraklarda zaten hiçbir zaman can güvenliğine kavuşturulmuş bireyler değiliz, Avrupa’da ya da ABD’de olduğu gibi. Anayasamızda ‘yaşam hakkı’ var. Ancak devlet her koşulda bize can güvenliğimizi sağlar diyemiyoruz” dedi.

Sözlerini “IŞİD’in kişisel öldürme listesi yok. Biz tamamiyle dünya görüşümüz ve taleplerimiz nedeniyle öldürülüyoruz” diye devam ettiren Coşkun, eğer aileler olarak örgütlü olmasalar mevcut durumda 19 tutuklu sanık yerine davada hiçbir tutuklu sanık olmayabileceği görüşünde. Bu nedenle Coşkun’a göre; devletten belki de tek beklenti adalet sistemini çalıştırması.

Avukat Işık da, sanıklarca yapılan tehditler bazen avukatlar olarak isim isim anılabildiklerini belirterek, örneğin Avukat Özcan Karakoç’un birkaç sanık tarafından ismiyle ‘yalancı’ diye suçlanarak tehdit edildiğini anlattı. Ancak IŞİD’in kendilerine ve ailelere yönelik henüz somut tehdidi olmadığını kaydeden Işık, “Ama üzerimizde bu baskıyı kurmak istiyorlar. Avukatlara yönelik tehdit davayı sürdürmeyin, ailelere de izlemeyin amaçlı. (Bu tehditler karşısında) Korku değil orada yaşadığımız. Korkunç insanlar olduklarını dosyayı okuduğumuz için biliyoruz. Yapabilirler mi? Yapabilirler. Ama biz Türkiye’nin yaşadığı en büyük katliamın hesabını sormak için oradayız. O gün ben Ankara Garı’nın oradaydım, o gece arkadaşlarımı morgda teşhis etmek durumunda kaldım” diye konuştu.

IŞİD’in tehditleri karşısında devletin rolünü değerlendiren Işık, “Keşke koruyabilir diyebilseydim. Keşke bu ülke yurttaşı olarak bunu diyebilseydim. Asla diyemem. ‘Bizi IŞİD’e karşı korurlar, burnumuzun kanamasına dahi izin vermezler’ diyebilseydim. Ama bunu 10 Ekim günü yapmayan bir devlet var ve ben de bunu ortaya çıkarma gayretindeki bir hukuki çalışma içerisindeyim. Biz ailelerle birlikte dayanışmayla IŞİD’in bu ülkede cirit atmasına engel olacağız” dedi.

IŞİD, dava dosyasında nasıl geçiyor?

Bu arada Avukat Işık, Türkiye’de IŞİD’in gerçekleştirdiği en çok ölümlü terör eylemi olan 10 Ekim Katliamı Dava dosyasına ilişkin detaylı bilgiler de aktardı.

Davada neden 36 sanıktan sadece 19’unun tutuklu olduğunu açıklayan Işık, “İlhami Balı, Deniz Büyükçelebi gibi aslında IŞİD’in üst düzey sorumluları, bir dönem bu ülkede gezmişler, dolaşmışlar. Haklarında istihbarat tutulmuş, telefonları izlenmiş ama yakalanmamışlar, gözaltına dahi alınmamışlar. Şimdi ise asla bulunamayacak şekilde firariler.

Dosya açıldığında soruşturma sürecinde bir kısmı tutuklanmıştı ancak yargılamada 4’ü bizim çabalarımızda tutuklandı. Bunu özellikle belirtmek istiyorum, yargılamalar sırasında bizim çabalarımızla tutuklandı. Neredeyse hepsi savcılık aşamasında gözaltına alınmış bırakılmış sanıklardı Firari sanıklar ise asla bulanamayacak şekilde ülkede her yerinde bu tür eylemleri yeniden örgütleyebilecek, düzenleyebilecek ve düzgün soruşturmalar yürütülmediği için serbest olan ve faaliyetlerini sürdüren sanıklar” diye konuştu.

Işık’a göre; Türkiye genelinde Ankara’daki katliam da dahil olmak üzere IŞİD’in faaliyetlerinde “devletin göz yumması” söz konusu. Davada sadece IŞİD üyesi sanıklar değil devlet görevlilerine ilişkin de yargılama talep ettiklerini vurgulayan Işık, neden bu görüşte olduklarını ise şöyle anlattı:

“Dava başlangıcında sorunlu başladı. Sanıklardan birisi aracı buldu, birisi bombayı buldu, bir kısmı bağlantıyı kurdu, birisi arabayı temin etti ve böylece topluyorlar ve dava açıyorlar. Hatta bir kısmına sadece IŞİD üyeliğinden dava açıyorlar. Geçen hafta üçüncü grup duruşmalar oldu. Kasım’da ilk grup duruşmalar ve Şubat’ta ikinci grup duruşmalar yapıldı. Son grup duruşmalarda dahil ilk günden beri sadece bu sanıklardan ibaret bir yargılama yapmayın, sadece bu sanıklarla davayı değerlendiremezsiniz. Her şey ayan beyan ortada. Birinci, Gaziantep dediğimiz bir yer var ve burada 5 ayrı katliam örgütlendi. Bu katliamlarda yüzlerce yurttaş hayatını kaybetti. Dosyaya baktıkça ve eklerine ulaşıp Antep’te araştırma yapıyoruz ki şunu açıkça görüyoruz: IŞİD yasal derneklerde örgütlenmiş, bu derneklerde militan toplamışlar. Derneklerde konuşmalar yapmışlar ve polisler bunları biliyor ki bu konuşmalar dinlenmiş. Ama katliamdaki kilit isimlerden Yunus Durmaz gibi adamlar, Antep’te nerede oldukları bilinmesine rağmen gözaltına dahi alınmamışlar. Haklarında soruşturmalar var, derneklerde örgütleniyorlar ama gözaltı işlemi dahi yok. Depolar kiralamışlar, rezidanslarda kalmışlar, çok rahat gezmişler. Biz şunu diyoruz, 9 Ekim’de Antep’ten yola çıkan 2 bombacıyı taşıyan araç, hiç yola çıkmayabilirdi. O araç, durdurulabilirdi. Öncesinde sınır geçişleri engellenebilirdi. Sınır nasıl delik deşik hatta davadaki ifadelerinde sanıklar anlatıyor, diyorlar ki ‘O kadar basit ki motorlarla geçiyoruz’. Bu noktada, ortada kocaman bir devlet sorumluluğu var. Bu sorumlulukta bir ayak, Antep’te Emniyet Müdürlüğü, Valilik; bir diğer ayağı ise, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü’dür. Alenen bir göz yumma var. Biz buna ‘ihmal’ demiyoruz. İhmal başka bir şey, burada bilerek destekleyerek göz yumma var. Ankara Garı’nın önündeki 10 Ekim ise Barış Mitingi idi. Öncesinden yasal izni alınmış, emniyet ile, valilik ile görüşmeleri yapılmış yasal bir miting idi. Bununla ilgili önlemleri alması gerekli Ankara Valiliği, İçişleri Bakanlığı alması gerekli önlemleri de almadı. Suruç gibi bir katliamdan sonra her yerden Ankara’ya pek çok insan geleceği için daha çok önlem, daha çok polis, oraya canlı bomba gelişini caydıracak bir dizi önlem alınması gerekirken; elimizde belgesi de var, daha az önlem alınmış. Ankara Garı’nda neredeyse hiç polis bırakılmamış. Ankara Garı’nı kordon altına alma gibi bir önlem almamış. Üstelik bir dolu istihbarat bilgisi var. Bu bilgi, Mülkiye (İçişleri Bakanlığı) müfettişlerince hazırlanan raporda mevcut. İstihbarat bilgilerinde, bombacı isimleri var ve ‘Kalabalık miting gibi yerlerde eylem yapabilirler’ deniliyor. Önlem alınması yerine tam tersi önlemler zayıflatılmış. Bu yokmuş gibi davranılamaz. Katliamdan sonra yaralılar var iken biber gazı kullanılması, ambulansları alana almamak gibi olaylar da var. Biz davada bu boyutlarıyla yargılama yapılmasını istiyoruz.”

Türkiye geneli için IŞİD hakkında ana dava yok

Son duruşmalarda Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, tüm bu ihmal hususlarını ilk kez dikkate aldığını açıklayan Işık, “Mahkeme, Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na bu hususların değerlendirilmesi gerekir, ailelerce verilen ifadelerin suç duyurusu kabul edilmesi için bir dosya gönderdi. Yani 1,5 yıllık yargı sürecinde en somut adımımız bu oldu” bilgisini verdi.

Işık, ayrıca Türkiye genelinde IŞİD yapılanmasına dair FETÖ yapılanması örneğinde olduğu gibi bir ana dava bulunmadığını hatırlattı. Işık, “Sanık avukatlarından birisi dedi ki, ‘IŞİD’liler bu kadar çok hapiste yatmaz. Bizim müvekkillerimiz 1,5 yıldır tutuklu. Olacak şey değil.” Avukat Bey, Türkiye’de IŞİD’lilerin uzun süre hapiste yatmayacağı yönünde beyanlarda bulundu. Bu sözleri de tutanaklara geçti. IŞİD örgütlenmesini çözmek ve dağıtmak için ana dava olması yararlı olurdu. Ama zamanında bu yapılmadığı için çoğunluğu firari durumda görünüyorlar” diye konuştu.

Son olarak Işık ve Coşkun, IŞİD’in tehditleri olsa da bu davayı ve dosyayı takip edecekleri mesajını da paylaştı.

XS
SM
MD
LG