Erişilebilirlik

Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye’deki Tablo Nasıl?


Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün bu yılki basın özgürlüğü haritasında Türkiye basın özgürlüğü alanında sorun yaşanan kırmızı ülkeler kategorisinde

Türkiye’de 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde gazetecilik mesleğine yönelik yargı baskısı tartışması yaşanmasına rağmen gazeteciler umudu ve özgürlükler açısından iyi bir gelecek beklentisini korumak gerektiği mesajını paylaşıyor.

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Başkanı Can Güleryüzlü, VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Türkiye’nin basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 157’nci sırada olduğunu anımsatarak, Türkiye’de artık basın ve ifade özgürlüklerinde sürdürülemez eşik noktasına ulaşıldığını söyledi.

Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye’deki Tablo Nasıl?
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:11:30 0:00

Türkiye’nin kamu kurum ve kuruluşları harcamalarını mercek altına alarak yolsuzluk dosyaları haberlerine imza attığı için yargılanan Çiğdem Toker de, VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlarken, ağır bedeller ödendiğine dikkat çekiyor ve Cumhuriyet Davası nedeniyle yeniden cezaevi mahkumu olan gazetecileri anımsatıyor.

Gazetecilere yönelik sıklıkla dava konusu olduğu gözlemlenen “hakaret davası” hedefi olan Rahmi Yıldırım da, VOA Türkçe’ye Türkiye’de medyanın yüzde 90’ının artık sadece hükümete yakın patronların elinde olduğunu belirterek, geçmişte darbe döneminde yargılanmış gazeteci kimliğiyle cumhuriyet dönemi basın tarihinde benzeri görülmemiş bir dönemden geçildiğini söylüyor.

Buna rağmen Ankara’nın en deneyimli gazetecilerinden Çiğdem Toker ile Rahmi Yıldırım ve meslek örgütü temsilcisi Güleryüzlü yine de Türkiye’nin geleceği için değişim umudunu koruyorlar.

Can Güleryüzlü
Can Güleryüzlü

“Özgür bir atmosfer yoksa gazetecilik yoktur”

ÇGD Başkanı Güleryüzlü, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla Türkiye’deki son durumu “dip nokta” olarak değerlendirdi. Güleryüzlü, “Türkiye, günümüz itibariyle geldiğimiz nokta açısından basın özgürlüğünde dibi görmüş bir ülkedir. Bundan ileriye gidilecekse gerçekten başka toplumsal değişimler ile sıkıntılı bir hal almasıyla sonuçlanacaktır. Bugün itibariyle Türkiye dünyada basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 157’nci sıradadır. Keza 140’ı aşkın gazeteci tutukludur. Her gün gazeteciler aleyhine yeni yeni soruşturmalar eklenmektedir. Basının içine düştüğü çukurda oto sansür kurumsal hale gelmiştir. Halkın haber alma hakkı, halkın doğruları öğrenme hakkı önünde adeta bir bariyer olmuştur. Tersi bir görev ve sorumluluk yüklenmesi gerekirken şu anda iktidarla kurulmuş ilişkiler sermaye bence dip noktadır artık dönülmez bir yoldur” dedi.

Güleryüzlü, ÇGD olarak gazetecilik mesleğine yönelik yargılamalara ilişkin ilkesel bakışa sahip olduklarını vurgulayarak, bu çerçevede “Hiç kimse yargılanamaz, dokunulmaz değildir birisi suç işlemişse mutlaka yargı karşısına çıkarılmalıdır” ilkesini savunduklarını ifade etti. Güleryüzlü, “Fakat gazetecilik için suç denildiğinde ceza hukukundaki suçlama ile orantılı ve doğrudan birebirlik taşımaması gerekir. Çünkü gazeteci özgür bir atmosferde ancak işini yapabilen kişidir. Özgür bir atmosfer yoksa zaten gazetecilik yoktur. Dolayısıyla gazetecilik mesleğine yöneltilen suçlamalar, özgürlük atmosferini daraltmadan düşünce ve ifade özgürlüğü alanı gözetilerek yapılmalı. Biz gazetecilik mesleğini şöyle tanımlıyoruz; ‘Bir örgüt bağlantısı çerçevesinde yapılan gazetecilik bir suçtur. Çünkü gazetecilik bağımsızlığını, eleştirelliğini, olabildiğince tarafsızlığını koruması gereken bir meslektir. Yani gazeteciliği, ideolojik, siyasal bir örgüt veya bir tarikat cemaat örgütlenmesi içerisinde tanımlamıyoruz. Bu mesleki bir suçtur ve tabii adli makamlar da yayıncılıkta organize bir şekilde belirli bir hedefe yöneldiği tespit edildiğinde hiçbir kimse dokunulmaz, yargılanmaz değildir. Hakim karşısına mutlaka çıkarılır. Ama gazeteciliği ilkesel olarak yargılamak, düşünce ve ifade özgürlüğünü yargılamaktır” diye konuştu.

Çiğdem Toker
Çiğdem Toker

Yargılanan gazeteciler gözüyle basın özgürlüğü nasıl görünüyor?

Sözcü Gazetesi yazarı Çiğdem Toker ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Disiplin Kurulu Başkanı Rahmi Yıldırım, Türkiye’de yargılama süreçleriyle karşı karşıya olan iki deneyimli gazeteci. Toker, kamu kurum ve kuruluşları harcamalarını sorguladığı, yolsuzluk işaretlerini ortaya koyduğu dosya haberleri nedeniyle yargılanıyor. Yıldırım ise, şimdiki Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar hakkında darbe girişimindeki görevi dönemine ilişkin yazdığı eleştiri yazısı nedeniyle hakaret davasıyla hakim karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Gazeteci Çiğdem Toker, basın özgürlüğü bakımından Türkiye’deki durumu iç karartıcı olarak görüyor. Son olarak Cumhuriyet Davası dolayısıyla geçen hafta uzun süre tutuklu kalmış gazetecileri yeniden hapsetme kararı alınmasına tepki gösteren Toker, bunun gibi kararlar ile ağır bedeller ödendiğine işaret etti. Toker “Arkadaşlarımız İstinaf Mahkemesi onaması ile yeniden cezaevine girdi. Hiçbir suçları olmadığı halde ve ceza hukuku anlamında maddi somut bir delil bulunmamasına karşın bu bedeli ödüyorlar. Çok sayıda arkadaşımız ağır bedeller ödüyor. Daha doğrusu Türkiye’de şu anda ifade özgürlüğü ağır bedeller ödüyor. Gazetecilik mesleğinde maalesef hem özgürlük hem bağımsızlık hem adaletsizlik hem işsizlik gibi çok temel ve ağır sorunları iç içe yaşadığımız bir dönemden geçiyoruz. Yani gazetecilik kuşatma altında diyebiliriz ne yazık ki” dedi.

Gazeteci Rahmi Yıldırım da, öncelikle medyadaki sahiplik yapısına dikkat çekiyor. “Sadece gazeteciler ve muhabirler baskı altında değil medya patronları da baskı altında. Türkiye medyası şu an yüzde 90 oranında iktidar kontrolü altında. Tek parti döneminde bile böyle iktidar kontrolünde değildi. Geçmişte bir benzeri ancak imparatorluk döneminde mümkün olmuştur” diyen Yıldırım, Türkiye’de sadece haberleri nedeniyle şiddete başvurmadığı halde cezaevinde gazeteciler bulunduğunu vurguladı. Bundan derin üzüntü duyduğunu söyleyen Yıldırım, Toker gibi son olarak Cumhuriyet davası nedeniyle yeniden hapsedilen gazetecileri anımsatıyor.

Gazeteciler Toker ve Yıldırım neden yargılanıyorlar?

Çiğdem Toker, “Bunlardan ikisi aynı holding bünyesindeki 2 şirket tarafından açılmış ve çok astronomik rakamlar yani toplamda 3 milyon liralık bir manevi tazminat taleplerini içeriyor. Bunlardan bir tanesi olması gerektiği gibi reddedildi. Şimdi ikincisi devam ediyor. Ayrıca tırnak içerisinde tazminat talebi miktarları biraz daha makul sayılabilecek birisi kamu sermayeli şirket tarafından ve sonuncusu ise bir vakıf tarafından açılmış davalar var” sözleriyle hakkındaki 4 ayrı dava dosyasını özetledi.

Dava konusu yazılarda kesinlikle iddia edildiği gibi hakaretamiz ifadeler olmadığını vurgulayan Toker, “Tazminat talepleri için iddia edildiği gibi ne tüzel kişiliği ne de şahsi haklarını kıracak ya da ihlal edecek ifadeler var. Tamamen gazetecilik faaliyeti içinde kalan eleştirel sorular barındıran, kamu kaynaklarının dağıtılma yöntemlerini sorgulayan yazılar söz konusu. Ancak bu davalara hazırlanmak, takip etmek zaman alıyor. Yoksa herhangi bir suçluluk duygusu ve hissi içinde kesinlikle değilim. Sadece zamanın ruhundan dolayı bu kadar cüretkar taleplerde bulunulduğunu ve benim şahsımda da meslektaşlarımın yıldırılmak istendiğini düşünüyorum” dedi.

Söz konusu şirketlerce aslında bir gazeteciden 3 milyon lira gibi bir tazminat alınamayacağını bilindiği halde kasıtlı olarak yargı yoluyla böyle taleplerde bulunulduğunu kaydeden Toker, “Bu tür tazminat talebi tutarıyla dokunulmazlık kazanmak istiyorlar. Bilgisi ve belgesi olduğu müddetçe tabii ki bunlardan korkmak söz konusu olmayacak. Zaten gazetecilikte asli görevimiz kamu kaynaklarını ve nasıl kullanıldıklarını sorgulamaktır. Çünkü iktidarlar, siyasi heyetler, yöneticiler bizlerden topladıkları vergiler ile bu kaynakları harcıyorlar” anımsatması yapıyor.

Rahmi Yıldırım
Rahmi Yıldırım

Türkiye’de 33 yıldır gazetecilik mesleğini yürüten ve 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde tutuklu kaldıktan sonra bizzat Kenan Evren’in suçlamalarına rağmen beraat eden gazeteci Rahmi Yıldırım da, şimdi yeniden davalı konumda. Hulusi Akar hakkında 26 ay önce bloğunda yayımladığı “Genelkurmay Başkanı için çok üzülüyorum” başlıklı yazısı nedeniyle 2 Ekim’de hakim karşısına çıkacak.

Yıldırım, “Evren’in ağır dille suçlamalarına rağmen darbe döneminde sıkıyönetim mahkemesi beni beraat ettirmişti. 2004 yılında ise o dönemki Genelkurmay Başkanı ve İkinci Başkanı hakkımda davacı olmuştu. TCK 301’nci maddesinden yapılan yargılamalar kapsamında da yine ilk beraat eden kişi oldum. Şimdi Akar’la ilgili yazım üzerinden 26 ay geçmesine rağmen savcılık bunu bir iddianameye dönüştürdü ve kamu görevlisine hakaret etmekten yargılanacağım. Ama o yazımda Hulusi Akar’ın şahsıma yönelik asla hakaret ifadelerine yer vermedim. Zaten savcılık iddianamesinde de hakaret olduğuna ilişkin bir suç analizi yapılamamış. Ama yine de hakaret edildiği savunulmuş” dedi.

Türkiye’de artık özgürlük ortamı bulunmadığı gerekçesiyle o yazıyı çok dikkatlice yazdığı da söyleyen Yıldırım, buna rağmen yargılanmayı “Başıma bir iş gelmesin düşüncesi ağır basıyor. Maalesef böyle bir duyguyla yazıyorsunuz. Kimse özgürlüğünü sokakta bulmadı. Benim cezaevi deneyimim var, dolayısıyla elbette böyle bir endişe ile sözcükleri dikkatle seçiyorsunuz. Ama buna rağmen bir soruşturmadan kurtulamadım” diye konuştu.

XS
SM
MD
LG