Erişilebilirlik

Varşova-Soçi Hattında Ortadoğu’daki Son Durum Ne?


Ortadoğu’ya ilişkin eş zamanlı olarak ABD’nin öncülüğünde Varşova’da ve Rusya’nın ev sahipliğinde Soçi’deki iki ayrı toplantı sonrasında son tablo “bölgesel barış” açısından pek umutlu yorumlanmadı.

Polonya’nın başkenti Varşova’da “Ortadoğu’da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Desteklemek” başlıklı uluslararası konferans, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ortak açılış konuşmalarıyla gerçekleştirildi. İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt’ın dışında Avrupa Birliği (AB) ile Almanya ve Fransa’nın üst düzey katılım göstermediği toplantıda, Suriye ve Yemen’in ele alındığı açıklanmakla birlikte mesajlar İran’ı hedef aldı. Türkiye, Katar, Lübnan ve Cezayir ise AB’yle birlikte toplantıyı eleştirilen ülkeler cephesindeydi.

Varşova’daki toplantı, zamanlamasıyla Soçi’de Suriye’nin geleceğini ele alan Rusya, Türkiye ve İran arasındaki zirve toplantısıyla çakıştı. Uzmanlar, Varşova’yı ABD ve İsrail’in kendi Ortadoğu gündemini dünyaya sunma girişimi değerlendirdi, Soçi içinse “Suriye konusunda daha somut adımlar atılmasını sağlıyor” görüşünü paylaştı.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Özden Zeynep Oktav, VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Varşova’nın sadece İsrail’e manevra kabiliyeti kazandırma amacını ön plana çıkardığı görüşünde. Oktav, Soçi’nin ise görüş ayrılıklarına rağmen Rusya, Türkiye ve İran’ın bölgesel istikrar için çalıştığını ortaya koyduğu bir toplantı olarak değerlendirdi.

İstanbul Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Kasım Han ise, VOA Türkçe’nin sorularına verdiği yanıtta, Varşova’yı “ABD Başkanı Donald Trump yönetimince amaçlanan dış politika stratejisini uluslararası kamuoyuna dayatma toplantısı” olarak ifade etti. Han, Varşova’nın aksine Soçi’nin ise ortak gündeme sahip ülkeler arasında siyasi sonuçlar ortaya koyan bir toplantı olduğunu söyledi.

“İsrail’in İran’a karşı bazı Arap ülkeleriyle hareket etmesine zemin oldu”

Prof. Dr. Özden Zeynep Oktav, Varşova’nın Trump’ın davetiyle “İran karşıtı bir toplantı” olarak dikkat çektiğini ifade etti. Oktav, “Aralık 2017’de İsrail’in başkenti Kudüs olarak ilan edilmişti. Varşova’daki toplantıyı bunun devamı olarak görüyorum. Bölgedeki müttefik ülkeler Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Tunus, Fas, Yemen’in katıldığı bir toplantı. Yine de Filistin meselesinden dolayı İsrail’e tepkiler var. Mahmut Abbas’ın bu konuda tepkisi sürüyor. İsrail’in bölgede İran’ın baskılanması ve mevcut durumda müttefik konumdaki Arap devletleriyle birlikte hareket etmesini için zemin hazırlayan yani İsrail’in manevra kabiliyetini arttırmasına yardım edecek bir toplantı oldu. Aynı zamanda Varşova toplantısı, Avrupa Birliği ve ABD arasında görüş ayrılıklarını da vurgulayan bir toplantı oldu. AB cephesi bu şekilde bir toplantı yapılmasını hem eleştirdi hem tehlikeli bulduklarını açıkladı” dedi.

Toplantıya Türkiye, Katar, Lübnan, Cezayir’in gibi ülkelerce katılım gösterilmemesiyle Varşova’nın pek de barış açısından birleştirici rol oynamadığına dikkat çeken Oktav, “Arap dünyasındaki bölünmeyi derinleştirecektir” yorumunu da aktardı.

Varşova’nın özellikle “İsrail’e yardımcı olma” boyutu vurgulayan Oktav, keza İsrail Başbakanı Netanyahu açısından da Varşova toplantısını “İsrail’de 9 Nisan’da genel seçimler var. Netanyahu orada yolsuzluk soruşturmalarıyla zor durumdayken O’na prim kazandırmak amaçlı da düşünülmüş olabilir” diye değerlendirdi.

Varşova’yla Soçi’nin eş zamanlı gerçekleşmesi içinse “Bölgedeki güçler ayrılığını da ortaya çıktı” diyen Oktav, Birleşmiş Milletler (BM) ev sahipliğindeki Cenevre Süreci işlemezken Rusya, Türkiye ve İran’ın başlattıkları Astana Süreci’nde kararlar alındığını kaydederek, bunun ABD ve İsrail’in hiç hoşuna gitmeyen üçlü adımlar olduğunu söyledi.

Öte yandan Soçi’de “bölgede istikrar için ortak çalışma” ile hareket edildiğini kaydeden Oktav, Rusya, Türkiye ve İran üçlüsü arasında ise 150 kişilik Anayasa Komitesi gibi konularda Varşova’daki toplantı aksine örneğin Suriye için sonuç alıcı kararlar alınabildiğini vurguladı. Ancak üç ülke arasında da anlaşmazlıklar olduğunu da işaret eden Oktav, özetle, “Bu üç ülke arasında İdlib ve Fırat’ın doğusu sorunu var görünüyor. Rusya’nın 1998 tarihli Adana Mutabakatı vurgulaması ve Türkiye’den Şam rejimiyle çalışması beklentisi yanı sıra İran da oradaki Kürtlere desteğini ifade etti. İdlib’te ‘teröristler kim?’ meselesinde de görüş ayrılığı var. Ancak Varşova’nın aksine bölgede yalnızlaştırılmaya çalışılmakta olan İran’a destek de verilmiş oluyor” diye konuştu.

Oktav, Ortadoğu barışı konusunda ise umutlu değil çünkü bölgede “görünür aktörler dışında görünmeyen pek çok aktör var” düşüncesinde. Mesela Menbiç’te Danimarka askeri bulunduğuna ilişkin bilgiler olduğunu veya Yemen’deki insanlık trajedisinde İngiltere’nin rolü konusunda The Guardian’ın çok sayıda makale yayınladığını anlatan Oktav, yakın vadede Ortadoğu’da barış olabileceğine inanmıyor.

“ABD’nin kendi yaklaşımına meşruiyet yaratma girişimi”

Prof. Dr. Ahmet Kasım Han ise, Varşova’daki toplantıya planlama aşamasıyla birlikte birçok ülke tarafından oldukça tedbirli yaklaşıldığını söyledi. Han, “Almanya ve Fransa, dışişleri bakanları seviyesinde temsil edilmiyorlar. İngiltere Dışişleri Bakanı da son saniyede katılmayı kabul etti. Varşova’da Trump yönetimine ait dış politika gündeminin dünyaya bir miktar dayatılmaya çalışması ya da daha konuşulabilir hale getirilmesi amacı söz konusuydu. Varşova’dan ‘üniform’ bir tavır çıkma ihtimali de çok düşüktü” dedi.

Trump yönetimince dünya kamuoyuna biraz da “Ben de uluslararası toplantılar düzenleyebilirim” mesajı verdiğini kaydeden Han, Varşova toplantısını “ABD’nin kendi mevcut dış politika yaklaşımına meşruiyet sağlayacak bir platform yaratma girişimi” olarak değerlendirdi. Ancak uluslararası camiada Varşova sonucunda mevcut dengeler sonucunda bir çıkarım olmayacağını belirten Han, Varşova’nın İran’a karşı cephedeki ülkeleri bir araya getirdiğini işaret etti. Suudi Arabistan ve yakınındaki ülkelerle birlikte İsrail Başbakanı Netanyahu’yu ilgilendiren bir fırsat yaratıldığını söyleyen Han, “Netanyahu Nisan ayında bir seçimle karşı karşıya ve bir takım yolsuzluk meseleleriyle ilgili olarak mahkemeye çıkması söz konusu. Bu durumda dış tehditler karşısında güçlü bir duruş imajı ve bunun uluslararası aktörlerce destekleniyor olmasının sağladığı meşruiyet, tüm siyasiler için her zaman hoşuna giden bir görüntü. Şimdi o görüntüyü elde etmek fırsatı Netanyahu’nun işine geldi” görüşünde.

Varşova’yla birlikte ABD’nin İran politikasında başarı adımı atmadığını da kaydeden Han, Varşova toplantısı için “Trump yönetiminin İran’la ilgili siyasetini daha popüler veya daha meşru hale getireceğini zannetmiyorum” ifadesini kullardı.

Soçi’de ise Varşova’daki 60 ülkenin aksine “birlikte davranma gündemine sahip ve neyin etrafında birleştikleri belli ülkeler” toplantısı yapıldığını belirten Han, “Rusya, Türkiye ve İran’ın ortak gündemleri var ve aralarındaki farklılıklarına rağmen Suriye’yle ilgili olarak belirli konularda işbirliği yapmayı beceriyorlar. Varşova toplantısı ise, iyi bir ‘photo op’ diyebiliriz. Yani ortaya bir fotoğraf koydu. Ama Varşova’dan Soçi Zirvesi ve Astana Süreci’yle mukayese edilecek sonuçlar çıkması pek mümkün değil. Varşova, başkalarını ötekileştirecek siyasi sonuç üretecek bir mekanizma değil. Soçi ise siyasi sonuç üreten bir mekanizma” diye konuştu.

Prof. Dr. Han da, Oktav gibi bugünkü koşulları itibariyle Ortadoğu’da barış için umutlu olmadığını söyledi. Han, “Bunun Ortadoğu ülkeleri iç siyasetiyle ve bu bölgeye dışarıdan müdahale edenlerin gündemleriyle alakası var. Burada pek masum bir aktör olduğunu düşünmüyorum” görüşünü aktardı.

XS
SM
MD
LG