Erişilebilirlik

Türkiye'de Demokrasi Nasıl Tanımlanıyor?


Türkiye'de Demokrasi Nasıl Tanımlanıyor?
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:13:59 0:00

Türkiye’de son 10 yılda halkın demokrasiden beklentileri konusunda yapılan bir araştırmanın sonuçları, demokrasiyi talep etmelerine karşın insanların birbirine karşı önyargılı olduğu, ifade özgürlüğünün yeterince savunulmadığı, azınlık haklarına saygı sıkıntı yaşandığı ve hak temelli örgütlenmeden korkulduğu gibi tespitleri ortaya çıkardı.

Ülke genelinde yaygınlaşmış sivil toplum örgütlerince anayasa taslağı çalışmalarına katkı sunmak amacıyla oluşturulan ve yasama faaliyetlerine yönelik önerileriyle tanınan Denge ve Denetleme Ağı, “Türkiye’de Demokrasi Talebi Raporu” hazırladı. Raporda, KONDA’nın 2010 – 2020 yılları arasında 266 bini aşkın kişiyle yüz yüze görüşmelere dayalı olarak yürüttüğü araştırma sonuçlarıyla Türkiye’nin demokrasi kavramını nasıl algıladığı incelendi. Son 10 yılda Türkiye’nin demokrasisinde, siyasetinde ve toplumsal yaşamındaki değişimleri yorumlayan raporun sonuçları, Cuma günü Corona virüsü salgını nedeniyle internet üzerinden düzenlenen toplantıyla açıklandı.

Denge ve Denetleme Ağı adına Dr. Meltem Ersoy’un kısa özetini sunduğunu “Türkiye’de Demokrasi Talebi Raporu”, adalet, eşitlik, özgürlük ve vatandaşlık kavramlarına nasıl yaklaşıldığını sorgulayarak, halkın ifade ve örgütlenme özgürlüğünden ne anladığı konusunu ele aldı. Türkiye’nin iktidardan ve siyasi partilerden ne beklediği, farklı inanç, köken ya da kimliklere ilişkin ne düşündüğü ayrıntılı biçimde irdelendi. Bunun yanı sıra yerel – merkez ilişkisi bağlamında belediyeler ile hükümet ilişkisi konusunda neler düşünüldüğü değerlendirildi. Raporda, “demokrasi” açısından gerekli kriterler şöyle sıralandı:

- Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve insan hakları,

- Eşit vatandaşlık: Cinsiyet, etnik köken, din, dil, sınıf, varlık ayırt etmeden tüm vatandaşlar açısından seçme ve seçilme hakkı bulunması,

- İfade özgürlüğü,

- Adil ve özgür seçimler,

- Siyasi parti kurma, örgütlenme ve toplanma özgürlüğü.

Bu çerçevede, raporda "Hukukun Üstünlüğü, Eşit Vatandaşlık, İfade Özgürlüğü, Örgütlenme Özgürlüğü, Yerel Yönetimler” başlıkları altında 2010-2020 döneminde Türkiye’deki toplumsal bakış ortaya koyulmaya çalışıldı.

Dr. Meltem Ersoy, rapor sunumunda, Türkiye’de halen vatandaşlık şartları bakımından yüzde 33 oranında kesimin “Türk'üm demeyi”, yüzde 28'in “Müslüman olmayı” ve yüzde 19'un da “Türk olmayı” şart olarak gördüğünü açıkladı. Türkiye’de “azınlık hakları” konusunda demokratik bir tutum görülmediğine dikkati çeken Ersoy, bununla birlikte, Türkiye’de demokrasi kavramına aykırı şekilde çoğunluk tarafından halen azınlık haklarını kaldırmayı doğru bulan tutumda düşüş olduğunu söyledi. Bunu olumlu bir gelişme olarak not ettiklerini kaydeden Ersoy, 2014’te toplumun yarısı azınlık haklarını kaldırmayı doğru bulurken, şimdi bu oranın yüzde 30’lara kadar düştüğünü anlattı.

Eşit vatandaşlık bakımından ciddi şekilde sıkıntılı bir tablo görüldüğüne işaret eden Ersoy, benzer şekilde ifade özgürlüğüne bakışta da sıkıntı bulunduğunu belirterek, dolayısıyla “Türkiye’de demokrasi içselleştirilmiş değil” tespitini paylaştı.

Akraba olunmasında, milletvekili veya başkan seçiminde eşit bakış var mı?

Rapora göre, örneğin damat veya gelin olarak farklı etnik kökenden biriyle akraba olunması konusunda olumlu bakışta son 10 yılda düşüş görünüyor. Bunun yanında, Türkiye'de halkın halen sadece yarısı, kendisiyle aynı etnik kökenden olmayan insanların varlığından rahatsızlık duymuyor.

Kürtler, Aleviler ve Müslüman olmayanlar ile eşcinseller olmak üzere toplumdaki farklı kesimlere ilişkin sorular sorulduğunda, ciddi oranda önyargılar gözlemleniyor. Örneğin milletvekili veya belediye başkanlığı seçiminde, yüzde 60 oranında eğer aday Ermeni veya Musevi ise oy verme kararında değişiklik görülüyor. Aday Kürt ise yüzde 30 oranında etkili oluyor.

Halen din, dil, etnik köken, toplumsal cinsiyet gibi kriterleri vatandaşlık şartı olarak görmeye devam eden ciddi oranda bir kesim bulunuyor. Buna rağmen neredeyse halkın tamamına yakını, mahkemede herkes için adil yargılama olması, kamu hizmetlerinden eşit ve adil biçimde yararlanılması ve kültürel kimlik ya da cemaat olarak yaşayabilme özgürlüğü tanınması gerektiğini savunuyor.

Her 5 kişiden ikisi Türkiye’de ayrımcılığa uğradığını düşünüyor

“Türkiye’de Demokrasi Raporu” özetine göre, her beş kişiden ikisi ise farklı nedenlerden dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Yine her beş kişiden ikisi kendisini ikinci sınıf vatandaş gibi hissettiğini ifade ediyor.

Türkiye’de Anayasa bağlamında adalet, eşitlik ve özgürlük beklentisi ağır basıyor ancak belirli bir kesim anayasada “devlet bekası” kavramını önemsiyor. Her dört kişiden üçü, “yargı devleti değil bireyi korumalı” görüşüne inanıyor. Toplumda yüzde 24’lük bir kesim, Anayasa’da tanınmış hak ve özgürlükler konusunda “terörle mücadele” adına sınırlama yapılabileceğini düşünüyor.

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın değerlendirmesinde işaret ettiği rapor sonucunda Türkiye toplumunda “çelişkili” beklentiler de olduğu görülüyor. Anayasa kapsamında adalet, eşitlik, özgürlük beklentisi çok yüksek oranda olmasına ve 'birey korunmalı' denilmesine karşın farklı biçimde sorular yöneltildiğinde devletin güvenliğini ön plana alma ağır basıyor. Yüzde 56’sı “devletin güvenliği kişilerin haklarından önce gelir” görüşünü destekliyor.

Türkiye’de yargıya güven duyuluyor mu?

Rapora göre, Türkiye’de halkın yarısından fazlası mahkemelerde “kişiye göre muamele edildiği” görüşünü taşıyor. İktidarla ilişkisine ve gelirine göre kişiler hakkında karar verildiği düşünülüyor. Mahkemeye yolu düşen her 10 kişiden üçü, hukuk sistemine güvenmediğini belirtiyor.

Yargıda siyasallaşma olduğu, savcı ve hakimlere baskı uygulandığı görüşü dile getirilirken, yüzde 61’lik kesim yargının baskı altında olduğuna inanıyor.

Yüzde 67'lik kesimse suç işlemedikçe kanunlar ve mahkemelerce korunacağını düşünüyor. Her üç kişiden birisi, eğer hata yapan devlet ya da onu temsil eden bir kişiyse hukukun kendisini korumayacağına inanıyor. Yüzde 41’lik bir kesim ise devletin kurum ve memurlarının hukuk dışına çıktığını düşünüyor.

Türkiye’de siyaset ve medyaya güven azalıyor

Rapora göre, gazete okuma oranı yüzde 30’ların altına gerilemiş görünürken, haberleri televizyondan takip etme oranıysa 15’lere gerilemiş durumda. Medyaya büyük oranda güven duyulmuyor.

Raporda, “Medya tarafından siyasi iktidarın yanlışları yazılmalı ve bunun demokrasinin gereği olduğu görüşünü kesinlikle doğru bulanlar yüzde 31’den yüzde 68’e yükselmiş görünüyor. Ancak medya tarafından demokrasideki rolün yerine getirilmediğine olan inanç da bir o kadar keskinleşmiş durumda. Başka bir ifadeyle medyanın dördüncü kuvvet olarak denge ve denetleme görevini yerine getiremediği düşünülüyor. Diğer yandan haber almak için büyük oranda sosyal medya ve internete yönelen vatandaş, bu platformlarda da sağlıklı ve doğru bilgiye erişemediğini düşünüyor” tespitleri aktarılıyor.

Ağırdır toplumdaki çelişkiyi anlattı, Keyman gelecekten umutlu

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, “Türkiye’de Demokrasi Talebi Raporu” ile ilgili konuşmasında, “İkircikli bir toplum görüyorum” diyerek beklentileri konusunda çelişkiler içerisinde bir toplum yapısı olduğunu söyledi.

“Aklımızın, yüreğimizin bir tarafı daha iyi olması gereken bir dünyayı istiyor, diğer tarafı da ne olur ne olmaz diye bulunduğu yere kök salmaya çalışıyor gibi ikircikli bir durum var" görüşünü ifade eden Ağırdır, bunun tarihsel ve kültürel nedenlere dayalı şekilde Türkiye’nin çelişkileri içerisinde olduğunu vurguladı. Ağırdır, neden Türkiye’nin “ikircikli” olduğunu ise özetle, “Birincisi, bu toprakların insanları 'birey' olmakla 'yurttaş' olmak meselesi arasında sıkışıyorlar. İkinci olarak, değerler ile pratikler arasında bir ayrışma var. Değerler bir yandan siyasallaşırken, bir yandan ortak yaşam ütopyası ve 'biz' duygusu parçalanıyor. Üçüncü paradoksal mesele, Türkiye insanı 'güvenlik' ile 'özgürlük' arasında sıkışmış durumda. İnşa edilen yeni Türk kimliğinin uzun süredir temeli 'güvenlik arayışı'. Ama biliyoruz ki, bu topraklarda özgürlük arayışı da var. Dördüncüsü ise, kentlileşme sürecindeki Türkiye insanı, bunu el yordamıyla deneyimlemeye çalışıyor. Beşincisi, Türkiye insanı 'umutlarıyla' 'korkuları' arasında sıkışıyor. Son olarak, geleneklerimiz var. Türkiye insanı nehrin kenarına gelmiş, nehrin öbür tarafındaki nimetleri görüyor; ama yüzmesinden emin değil. Maharetleri konusunda özgüveni eksik” diye anlattı.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. Fuat Keyman da, Ağırdır’ın değerlendirmesine katılmakla birlikte Türkiye’nin geleceğinden umutlu olduğunu söyledi. Bunun nedenini ise özetle “Türkiye’nin çoğunlukla kentli nüfusa sahip olması ve kentlerde demokrasiye ilişkin beklentilerde artış olması” olarak açıklayan Keyman, ancak son yıllarda gittikçe artan bir şekilde Türkiye’de siyasette “kutuplaşma” üzerine kurulu şekilde kararlar alındığını ve uygulamalar hayata geçirildiğini söyledi. Keyman, “Türkiye'nin son dönemindeki dönüşümü perspektifinde baktığımızda görüyoruz ki, Türkiye 2013-15 yıllarında daha denge-denetlemeye yakın kapsayıcı bir yönetim şeklini gösteriyor. Fakat 2017-18'den itibaren daha da artan bir şekilde daha devlet ve güvenlik temelli bir yapıya doğru gidiyor. Daha iktidar temelli oluyor ve siyasal kutuplaşmaya doğru gidiyor. Bu da direkt sonuçlara etki ediyor. O yüzden de ikircikliğin artmasının temel nedeni, siyasal ve kurumsal düzeydeki Türkiye'nin yapısı. Yani siyasal kutuplaşma bence toplumsal kutuplaşmadan önde gidiyor” yorumunu aktardı.

XS
SM
MD
LG