Erişilebilirlik

Türkiye Artık Suriyeliler'le Birlikte Yaşama Sürecine mi Giriyor?


Türkiye Artık Suriyeliler'le Birlikte Yaşama Sürecine mi Giriyor?
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:09:06 0:00

Türkiye son günlerde İstanbul’da kayıtlı olmayan Suriyeliler’in diğer illere gönderilme kararı sonrası hem Suriye’nin geleceği hem de bu mülteci nüfusu konusunda neler yapılacağını tartışıyor. İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM) Başkanı Metin Çorabatır ise, artık Türkiye’nin Suriyeliler ile uyum içerisinde birlikte nasıl yaşanacağı konusunda çalışmaya başlayacağı düşüncesini ifade ediyor.

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) ile ortak çalışmalar da yürüten İGAM, ülke içerisindeki farklı kentlerdeki Suriyeli nüfus konusunda saha araştırmaları da yapıyor.

Bu araştırmalar sayesinde, İGAM, Suriyeliler’in Türkiye’de yaşam konusunda neler düşündüğünü ve Türk toplumundaki algıyı da yakından izliyor. İGAM Başkanı Metin Çorabatır da, sahadan verilere ve gözlemlerine dayalı olarak Türkiye’deki Suriyeli nüfusa ilişkin tespitlerini aktarıyor.

Çorabatır, İçişleri Bakanlığı’nın kararıyla başta İstanbul olmak üzere valilikler kanalıyla Suriyeliler’i büyükşehirlerden kayıtlı oldukları diğer illere gönderme politikası konusunda VOA Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

Çorabatır’a göre, İçişleri Bakanlığı’nın kararını politika değişikliği olarak değerlendirmek, bu açıdan yorumlamak yanlış ve asıl politika değişikliğini “uyum” meselesi bağlamında ele almak gerekiyor.

Çorabatır, Türkiye’de “uyum yılı” ilan edilmiş 2019 yılı içerisinde halen Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kanalıyla Suriyeliler ile Türkler arasında uyumlu yaşamayı teşvik edici faaliyetler yürütülmesini işaret ediyor.

Bu noktada Çorabatır, Türkiye’nin artık 9. yılına girilmiş olan Suriye’deki iç savaş dolayısıyla Suriyeliler ile birlikte uyumlu şekilde nasıl yaşanacağı konusunda çalışmaya başlamasının bir politika değişikliği süreci olarak düşünüyor. Çorabatır, “Suriyeliler kayıtlı olduğu illere geri götürülseler bile bir süre sonra yeniden buradan iş gerekçesiyle İstanbul gibi büyükşehirlere göç edecekler” görüşünü de dile getiriyor.

İGAM Başkanı Çorabatır’ın, Suriyeliler konusunda sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle oldu:

VOA: Türkiye’deki Suriyeli nüfusu hakkında genel bilgi verebilir misiniz?

Çorabatır: “Bugün itibarıyla 3,6 milyon Suriyeli mülteci Türkiye’nin sağladığı geçici koruma rejimi altında yaşıyorlar. Bir kısmı neredeyse 9 yıldır buradalar. Büyük bir çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşuyor. Eğitim çağında bir milyon Suriyeli çocuk var. Her yıl 400 bin kadar yeni Suriyeli bebek doğuyor. Bu çerçevede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Suriye’de yaptığı Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarındaki bölgelere Türkiye’nin garantisi altında yine o bölgelerden geldiği kuvvetle muhtemel olan yaklaşık 360 bin Suriyeli mültecinin geri döndüğü söyleniyor.Okullaşma konusunda ise yaklaşık 600 bin çocuk Türk okullarına kayıtlı ama 400 bin kadar çocuk ise okula gidemiyor ve çalışmak zorunda. Oysa çalışma izni alanların sayısı yaklaşık 70 bin. Ayrıca 70 bin civarında Suriyeli ise Türk vatandaşlığına geçiş yaptı.

“Suriyeliler kayıtlı olduğu illerde tutulamayacaktır”

VOA: Suriyelileri kayıtlı oldukları illerde tutma politikası uygulanabilir mi?

Çorabatır: “Bu karar uygulanamaz. Türkiye’deki Suriyeliler ve komşu ülkelerde yaşayan ancak Türkiye üzerinden batıya gitmek isteyen Suriyeliler birikince nüfus hareketi yaşandı ve sorun birdenbire Avrupa sorunu haline geldi. 2015 ve 2016 yıllarında bunun üzerine Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bir protokol imzalandı. Türkiye bu nüfusu burada tutmak için önlemler aldı. Avrupa Birliği de Türkiye’yi daha iyi koşullar için destekleme kararı aldı. Bu çerçevede alınan tedbirlerden birisi, dışarıdan yeni gelecek Suriyeliler’in giriş yapmasını önlemek için vize yükümlülüğü kondu, ikincisi de Türkiye’de olanların da kayıt oldukları şehirlerde bulunmaları kuralı geldi. Kayıtlı olduğunuz ilin dışında iseniz çocuğunuzu okula gönderemiyorsunuz, bedava sağlık hizmetlerinden faydalanamıyorsunuz ki bu çok önemli bir hizmet Türkiye’nin sunduğu. Çalışma müsaadesi konusu çıktı. Ama onun içinde ancak kayıtlı bulunduğunuz illerde çalışabileceğiniz öngörüldü. Kayıtlar bu arada Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile yenilendi ve daha uluslararası standartlarda kayıtlar yapıldı. Ama bütün bunlara rağmen insanlar nerede daha iyi iş varsa yaşama olanakları varsa izinsiz olarak göçmeye başladılar. Malum Türkiye’nin en büyük potansiyel iş imkanları açısından İstanbul. Sadece İstanbul değil yalnız Bursa, İzmir, Ankara, Konya, Mersin, Adana, Gaziantep bazı illerimizde iş imkanları var. Ama kayıtlı oldukları başka bazı illerde ekonomi o kadar canlı değil ve o iller zaten kendi nüfusunu dışarı veriyorlar, iç göç oluyor. Dolayısıyla oradaki insanlar daha iyi iş bulmak için büyük şehirlere ve en başta da tabii Türk sanayisinin merkezi olan İstanbul’a gidiyorlar. Şimdi devlet diyor ki ‘kuralları biraz daha sert uygulayacağım size gün veriyorum o günü geçireni ben kendim götüreceğim’. Bu geri götürülecek yaklaşık 200 bin kişilik bir nüfustan bahsediyoruz. O kadar insanı İstanbul’da bulup ayıklayıp geri göndermek tespit etmek zor. Nasıl bir organizasyonla bunun yapılacağı mesele ve 200 bin kişi varsaydığımızda otobüslere koyup illerine tek tek yollamak bir masraf. Şimdi bildiğim kadarıyla Birleşmiş Milletler ile Türk hükümeti arasında görüşmeler var, bunun yöntemi nasıl yapılacak diye. Hepsi gitse de bir süre sonra Türkiye’de de ve bütün dünyada bu tedbirler zamanla gevşiyor. Tekrar iş imkanı buldukları şehirlere yeniden gideceklerdir. Bunu başka ülkeler de yaşıyor. Fransa’da, Paris’te devamlı bir kaçma tekrar geri gelme gibi olaylar yaşanıyor. Londra’da hep oluyor.”

VOA: Türkiye bu uygulamaya neden ihtiyaç duydu?

Çorabatır: “İstanbul kendi sorunları olan dev bir şehir ve devamlı nüfusu artıyor, yabancılar geliyor. 500 bin kayıtlı yabancı var. Çok ihtiyaç var, köprüler yapılıyor, ilave tüneller kazılıyor, yollar, metrolar yapılıyor. Devasa problemleri olan bir şehir. Suriyeliler de 200 - 300 bin kişi, kurallara göre orada olmamalarına rağmen oraya geliyorlar. Bir kere bu nüfus akışını yavaşlatmak, engellemek hatta yapabilirlerse geriye çevirmek gibi bir saik var geliyor. İkincisi de olay çok siyasileşti. Özellikle Türkiye, Mahalli Seçimleri yaşadı. İstanbul da iki kez arka arkaya yaşandı. Türk toplumu ikiye bölünmüş durumda. Avrupa’da yıllardır yaşanan bir şeyi yaşıyoruz. Avrupa’da mülteci, yabancı aleyhtarlığı, zenofobi dediğimiz olaylar daha çok aşırı partilerin söylemiydi oy tahvil etmek için. Ancak baktı liberal, sosyal demokrat ve muhafazakar partiler bu iş oy getiriyor. Onlar da söylemlerini sertleştirdiler. Tahminim, Türkiye’de de böyle bir olgu var şimdi. Muhalefet öteden beri Suriyeliler’e karşı bir antipatik bir tavır alıyor ve kamuoyuda da yalan habere dayalı söylemleri kullanarak iktidarı eleştiriyor. İktidar da geri göndereceğim bu tür tedbirler alıyoruz gibi bir söyleme giriyor. Genel siyasi atmosfer söz konusu.”

“Artık Suriyeliler ile birlikte yaşama algısı oluştu”

VOA: Türkiye’nin Suriyeliler politikasında bir değişim mi var?

Çorabatır: “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İçişleri Bakanlığı açıkladı yeni bir politika yok burada. Dediğim gibi 2016’dan itibaren kayıt olduğu illerde kalmaları gerektiği getirilen bir kuraldır. Bunun uygulanmasında belki esneklikler, göz yummalar vardı veya kontrol edememe olayı vardı. Bir de kayıtsız yabancılar var. Suriyeli olmayan, hiçbir şekilde Türkiye’de kayda girmemiş olanlar var. Bu insanların zaten sınır dışı edilmesi söz konusu oluyor yasadaki 54. maddeden dolayı. Bu açıdan baktığımızda politika değişikliğinden söz edemiyorum. Varsa bunun uygulanmasında idare tedbirlerinde bir değişiklik olabilir. Ama bir politika değişikliği şöyle artık iç savaşın 9. yılındayız. Türkiye halen en fazla mülteci nüfusunu barındıran ülke dünyada. Suriye'deki durumlar değişmediği sürece artık birlikte yaşama mecburiyeti oluştu, algısı oluştu devlette ve buna göre bazı adımlar bir süredir atılıyor. İşte bir göç politikaları belgesi hazırlandı ve uyum politikası belgesi hazırlandı. Kurumlar arasındaki koordinasyon da adımlar atıyor. Eğitim alanında özellikle ciddi bir adım atıldı. Daha önce başta gidecekler diye geçici eğitim merkezlerine yönlendiriliyorlardı. Bunlar diploma filan vermeyen yapılardı. Şimdi Türk okullarına gidiyorlar. Artık bir uyum kavramı var. Bu yıl biliyorsunuz uyum yılı ilan edildi. Bütün bunlar hafif bir entegrasyon ve uyuma yönelmeyi işaret ediyor. Bunun kaçınılmaz sonucu da Türkiye’nin uluslararası hukuku tam olarak uyumasına yol açacak.”

XS
SM
MD
LG