Erişilebilirlik

İdlib'de Sıkışan Türkiye - Rusya İlişkileri Nereye Gidiyor?


Türkiye Rusya İlişkileri'nde İdlib Yol Ayrımı mı Olacak?
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:10:07 0:00

Türkiye ile Rusya arasında İdlib’de Şam rejimi kaynaklı saldırılarda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 13 can kaybı vermesi üzerine geçtiğimiz hafta Ankara’da, dün ve bugün ise Moskova’da müzakereler yürütüldü. Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal’ın başkanlığındaki Türk heyeti, Moskova’da askeri ve diplomatik yetkililerle Türkiye ile Rusya arasında 17 Eylül 2018’deki mutabakata aykırı olarak TSK’nın saldırıya maruz kalmasını değerlendirdi. Ancak müzakerelerden sonuç alınmadı ve Önal’ın Ankara’ya döndü. Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan ise henüz konuya ilişkin açıklama yapılmadı.

Rusya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Salih Yılmaz ve Yeditepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, VOA Türkçe’ye İdlib’de yaşananlar sonrası Türkiye ile Rusya ilişkilerini yorumladı.

"Moskova'nın YPG kaynaklı saldırılarda da sorumluluğu var"

Her iki isim de Rusya’nın Soçi Mutabakatı’na aykırı davrandığı görüşünü dile getirerek, Moskova’nın Suriye’de kendi hedeflerini hayata geçirmekte ısrarcı olduğunu söyledi. Türkiye’nin İdlib kaynaklı yeni bir göç dalgası endişesiyle Suriye’nin geleceği açısından yeni anayasa hazırlığı ve seçim süreçlerinde muhaliflere söz hakkı sağlanması için çaba gösterdiğini anlattı.

Rusya Araştırmaları Enstitüsü (RUSEN) Başkanı Yılmaz, “Rusya bir taraftan terörle mücadele ve teröristleri kontrol etmeme konusunda Türkiye’yi suçlarken, diğer taraftan Rusya’nın kontrolündeki bölgelerden kaynaklı saldırılar sonucunda 29 Türk askerin şehit olduğunu görüyoruz” diyerek Moskova’nın İdlib’de Şam rejimi kaynaklı saldırıların yanı sıra Fırat Nehri bölgesinde YPG kaynaklı saldırılarda da sorumluluğu bulunduğunu ifade etti.

"Terörle mücadele gerekçesiyle 4 milyonluk nüfus Türkiye sınırına itiliyor"

Rusya’nın ve destek verdiği Şam rejimi tarafından İran’ın, Irak’ın kuzeyi, Şam’ın Halep’e uzandığı, dolayısıyla Doğu Akdeniz’e çıkış kapısı niteliğindeki M5 ve M4 karayolları ulaşım ağını kontrol etmeyi amaçlandığını söyleyen Yılmaz, ‘terörle mücadele’ gerekçesiyle 4 milyonluk nüfusu Türkiye’nin sınırına doğru, İdlib’in kuzeyine itmeyi amaçlayan askeri operasyonlar yapıldığını anlattı.

"Türkiye'nin etkisizleştirimesi amacı güdülüyor"

İdlib’in bölgedeki kritik konumu itibariyle bunun arkasındaki Rusya’nın, Doğu Akdeniz ile ilgili stratejisini not etmek gerektiğini kaydeden Yılmaz, Rusya’nın aynı zamanda PYD-YPG açısından da Doğu Akdeniz’e ulaşabileceği bir koridor açtığı düşüncesinde. Bunun yanı sıra Türkiye’nin etkisizleştirilmesi amacı güdüldüğünü de söyleyen Yılmaz, “Suriye’de siyasi barış sürecinde Astana görüşmeleri ile başlayan ve Cenevre’de devam eden bir yeni anayasa yazım süreci var. Bu anayasa bağlamında 2021 yılında Suriye'de bir seçim olması gerekiyor. Ama İdlib’de muhaliflerin yoğun olarak bulunduğu 4 milyonluk nüfus ve diğer bölgelerdeki mültecilerin oy kullandığı bir seçim sürecinde, bu şekilde giderse Şam rejiminin (Beşar Esad) iktidarda kalması çok mümkün gözükmüyor. Burada Rusya ve Esed (Esad) rejimi, İdlib’de muhaliflere saldırarak aslında bir mesaj veriyor ve ‘Türkiye sizi koruyamaz. Bakın biz şu anda İdlib’in yüzde 36’sını ele geçirdik. Daha da fazlasını ele geçireceğiz. Bu haliyle sizler, Türkiye sizi koruyamadığı için ya Türkiye’ye doğru göç edin ya da bizimle uzlaşmak durumundasınız’ diyor. Bu da Türkiye açısından ekonomik ve toplumsal riskler anlamına geliyor. Türkiye’nin buna önlem alması ve Rusya’nın bunu anlaması gerekiyor” diye konuştu.

"Rusya'nın ABD ve NATO'ya karşı vekelet savaşında Karadeniz ve Akdeniz Hamleleri"

Yeditepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof Dr. Caşın da, Türkiye'nin yeni bir göç dalgasını ve İdlip’de sivil can kayıplarını önleme kaygısını Rusya’nın paylaşmadığı görüşünde. Aynı zamanda Emekli Albay olan Caşın, “Rusya, radikal grupların ve terör örgütü ve askeri birliklerin saldırılarda bulunmalarını terör eylemi olarak değerlendirmekte ve Esad rejimine askeri hava desteğini sürdürmektedir. Bu noktada Türk gözlem noktaları korunmasında Soçi mutabakatına uyulmamıştır. Aslında Rusya’nın, ABD ve NATO’ya karşı yürüttüğü bu vekalet savaşında hamlelerini Ukrayna ve Suriye üzerinden Karadeniz ile Akdeniz’de oynadığını söylemek mümkündür. ABD Başkanı Donald Trump’ın dediği gibi (Barack) Obama döneminde kaynaklanan hatalardan dolayı Rusya’nın Akdeniz ve Karadeniz’de 50 sene kalacak şekilde konuşlanması söz konusu. Rusya’nın, bölgede hakim güç olduğu yolunda bir algı operasyonuna girdiğini ve Esad ile İran milisleri üzerinden bir vekalet savaşı sürdürdüğünü belirtebiliriz” tespitlerini aktardı.

Her iki uzman da Rusya’nın Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki amaçları açısından ABD ve NATO’nun takınacağı tavrı işaret ederek, Türkiye’yi özellikle Suriye’de oyun dışı bırakacak bir tablodan kaçınılması için ABD ve NATO’nun müttefikliğe sahip çıkması gerektiği mesajında birleşti.

Yılmaz, “Şimdi burada Rusya'nın bir risk aldığını söyleyebiliriz. Rusya bu riski alırken Türkiye'nin özellikle ABD ile olan ilişkilerinin olumsuz süreçte olması, NATO ile birtakım krizler yaşaması dolayısıyla çok fazla seçeneği olmadığını düşünerek böyle bir harekette bulundu. Ancak şimdi ABD’nin, Türkiye’yi desteklememesi gibi bir süreçten ders alarak, tam tersine çok güçlü bir destek verdiğini görüyoruz. Bu da Rusya’nın geri adım atması için bir gösterge” görüşünü aktardı.

Rusya’nın Suriye politikasını şekillendirmesi açısından “Asıl mesele, ABD ve NATO’nun da Türkiye’yle ilgili tavrında yatmaktadır” diyen Caşın da, Avrupa Birliği’nin (AB) olası sığınmacı yükünü dikkate alması gerektiğini vurguladı.

Ankara-Moskova hattında ilişkiler nasıl şekillenecek?

Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler konusunda iyimserliğini koruyan RUSEN Başkanı Yılmaz, Moskova’nın Ankara’yla uzlaşma yoluna gidebileceğini kaydetti. Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın ise, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da seslendirdiği şekilde Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askeri operasyona girişebileceği seçeneğini anımsattı.

Türkiye açısından, Suriye’de kontrol ettiği bölgelerde hava sahasını tek başına kontrol edemiyor olma açması bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Salih Yılmaz, “Bu durumun Türkiye açısından değişmesi gerekiyor” diyerek Soçi Mutabakatı’nın mutlaka güncellenmesi gerektiğini ifade etti.

"Türkiye de Rusya da kriz istemiyor"

Eylül 2018’de yapılan Soçi Mutabakatı’nın İdlib’deki son yaşananlar ışığında uygulanamaz olduğunu belirten Yılmaz, Türkiye için daha fazla sığınmacı, ekonomik ve toplumsal yükler ile askeri kayıplar anlamına geldiğinden, Astana Süreci’nin ve Soçi’nin mevcut haliyle yürütülemez olduğunu söyledi.

İki ülke arasında son kertede “liderler diplomasisi” işleyeceğini, yani Erdoğan ile Vladimir Putin arasında diyalog ile çözüm arayışına gidileceğini kaydeden Yılmaz, “Türkiye de aslında Rusya’yla derin bir kriz istemiyor ve Rusya da Türkiye ile çok derin bir kriz istemiyor. Çünkü iki ülke arasındaki ilişkiler ve yatırımlar, işbirlikleri anlaşmaları çok büyük boyutlu halde olduğundan burada sadece kaybeden Türkiye olmayacaktır. Rusya'nın da çok önemli bir kaybı olduğu için bir mutabakat, bir anlaşma olacaktır. Heyet Moskova'da son görüşmeleri yapacak ve eğer bu görüşmeler bağlamında bir uzlaşı olmazsa iki liderin bu duruma müdahale ederek mutlaka bir çözüm bulacağını söyleyebiliriz. Ama buradaki fark artık bu uzlaşı eski kurallara göre olmayacak. Ortada 29 şehit var. Türk askeri burada kayıp verdi. Türk toplumunun buna karşı çok büyük bir tepkisi var. Özellikle Suriye rejimine karşı, Rusya’nın burada almış olduğu politikalara karşı. Bunu tersine döndürmek için Rusya'nın bazı tavizler vermesi gerekiyor. Bu tavizleri verirken de Türkiye'nin gerçekten kendini güvende hissedeceği, o bölgedeki muhaliflerin kendini güvende hissedebileceği bir sonucun ortaya çıkması gerekiyor” dedi.

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın da “Rus-Türk ilişkileri bakımından bakıldığında orta ve uzun vadede İdlib’in bir sınav olduğunu, askeri psikolojik üstünlük savaşının diplomatik baskı ile test edilmesi amacıyla bir turnusol kağıdı olduğunu söyleyebilirim. Rusya, Suriye’de Türkiye’ye kendi dediklerini yaptırmak amacıyla askeri yöntem ile diplomatik baskı oluşturuyor. Eğer Rusya, Esad’ın yaklaşımını dizginlememeyi benimserse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dile getirdiği gibi Şubat ayı sonunda bölgede Türkiye’nin yeni bir askeri operasyon yürütmesi söz konusu olabilecektir. Bu durum da Ortadoğu’da yeni bir süreci tetikleyecektir” diye konuştu.

Rusya’nın Türkiye’yi etkisizleştirme gayretinde olduğunu kaydeden Caşın, “İki ülke çıkarları şu anda pusulada aynı çıkarları göstermemektedir. Ankara-Kremlin’in İdlib’de ayrı dillerden konuştuğunu söyleyebiliriz” ifadesini kullandı.

Türkiye Boğazlar’ı kapatma noktasına gidebilir mi?

Her iki uzman isim de Erdoğan’ın Suriye’deki meşru çıkarları dediğinde aslında 20 Ekim 1998 tarihli, Türkiye-Suriye arasında imzalanmış Adana Mutabakatı’na vurgu yapıldığı görüşünde. Ancak mevcut durumda Adana Mutabakatı ekseninde Şam rejimiyle diyalog kapısı açılamayacağını kaydeden uzmanlar, TSK’nın can kayıpları vermesiyle bunun artık Türkiye kamuoyunda tepkiyle karşılanacağını vurguladı.

Ancak her iki uzman da Türkiye’nin İdlib dolayısıyla Suriye topraklarında bu sefer Şam rejimine karşı yeni bir askeri operasyon sürecine girişmesiyle Rusya’nın ister istemez karşı cephede olacağı bir durumu riskli görüyor.

Salih Yılmaz, “Eğer İdlib krizi derinleşirse Montrö Sözleşmesi’nin 21. Maddesi diyor ki ‘Türkiye, eğer bir savaş tehdidi hissederse ya da o tehdide karşı o ülkeleri destekleyen ülkelerin savaş gemilerine boğazları kapatabilir’. Şimdiye kadar Türkiye bu maddeyi uygulamadı ama bunu uygulayabilir. Bu maddeyi etkisiz kılabilecek tek bir yol ise Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerin üçte ikisi bunu kabul etmezlerse Türkiye Boğazlar’ı kapatma kararını kaldırmak zorunda. Ama bu yeni dönemde Birleşmiş Milletler’de böyle bir itiraz olması çok zor. Eğer Türkiye, Suriye rejimi ile bir savaş durumu ilan ederse Suriye rejimi ile işbirliği yapan Rusya ve İran’ın da bu potaya girebileceğini söyleyebiliriz. Bakınız bu bir risk. Hem Türkiye tarafı hem de Rusya tarafı bu riski görerek masaya oturmalı” diye konuştu.

Mesut Hakkı Caşın da, “Eğer böyle bir çatışma başlarsa 1936 tarihli Montrö Sözleşmesi’nin 20 ve 21. maddeleri uyarınca Türkiye, Boğazlar’dan geçecek Rus askeri gemilerine Karadeniz’i kapatabilir. Bu da Karadeniz’de yeni bir gerginliğe ve NATO-Türkiye-Rusya arasında yeni bir krize sebebiyet verebilir. Sayın James Jeffrey’in söylediği gibi Soçi ve Astana’nın fişinin İdlib’de çekilmiş olmasıyla birlikte bölgede daha ciddi gerilimlerin tırmanmasına sebebiyet de verilebilir” dedi.

XS
SM
MD
LG