Erişilebilirlik

Suriye’nin Türk jetini vurmasından bu yana Türkiye’deki tartışmaların odağına yerleşen ana unsurlardan birini NATO’nun bir rol üstlenip üstlenmeyeceği ve üstlenecekse bunu nasıl yapacağı oluşturuyor.

Gerek sosyal medyada gerekse medyadaki tartışmalarda NATO’nun Suriye konusunda kritik bir role soyunacağı beklentisi yaratılsa da bu durumun gerçeklerle tam anlamıyla bağdaştığını söylemek zor. Türkiye’nin NATO’nun kurucu belgesi olan Washington Antlaşması’ndan kaynaklanan hakkını kullanarak danışma mekanizmasını harekete geçiren 4. madde bağlamında yapılacak toplantının iki ana unsurunu “dayanışma” ve “kınama” vurguları oluşturacak.

Daimi temsilciler düzeyinde toplanacak olan Kuzey Atlantik Konseyi her şeyden önce Türkiye’yi dinleyecek. Yaklaşık bir buçuk saat sürmesi öngörülen toplantıda Türkiye, uçağın düşürülmesiyle ilgili olarak bugüne kadar kamuoyuyla paylaştığı ve bunun da ötesine geçen bazı bilgileri müttefikleriyle paylaşacak. Toplantıya oldukça detaylı bir teknik dosyayla girecek olan Türkiye, olaydaki haklılığının herhangi bir soru işaretine yer bırakmayacak düzeyde olduğunu diğer NATO üyelerine kanıtlama stratejisi izleyecek. Bunu yaparken bölgedeki Amerikan ve İngiliz üslerinin radar izlerinden de yararlanacak.

Türkiye’nin toplantının yapılması için kullandığı 4. maddede, “Taraflardan herhangi biri, taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır” deniliyor. Türkiye’nin 4. madde kapsamında yapılacak danışmalardan sonra bir adım daha atarak “bir NATO üyesine yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılmasına” dayanan meşhur 5. maddeyi devreye sokmaya çalışması beklenmiyor. Hatta 4. madde kapsamında 2003’te yapıldığı gibi askeri destek arayışına girilmesi bile gündemde değil.
4. madde kapsamında Türkiye’nin NATO’dan eli dolu döneceği kesin. Toplantıdan sonra NATO’nun Türkiye’yle tam dayanışma içinde olduğu ve kabul edilemez olarak görülen Suriye’nin girişiminin güçlü şekilde kınandığı bir açıklama yapılacak. Bu açıklamanın uyarı dozunun da yüksek olması ancak olası bir askeri müdahale algılaması yaratmayacak şekilde kaleme alınması bekleniyor.

Türkiye’nin, herhangi biri girişimde bulunması halinde, elinin boş dönme ihtimali çok yüksek olan unsuru ise 5. madde oluşturuyor. 5. madde NATO’nun ana ilkesi olma özelliğini taşısa da sıkça başvurulan bir madde değil. Bu madde İttifak tarihinde sadece bir kez, o da 11 Eylül saldırıları sonrasında aktive edildi. O dönemde bile oldukça temkinli bir söylem benimsendi.

NATO, Suriye’deki olayları çok yakından takip etse de müdahil olmamaya başından bu yana özen gösteriyor. Bu özen, Chicago Zirvesi sonuç bildirisinde yer alan son derece çekingen Suriye maddesiyle bir kez daha kanıtlanmıştı. Askeri nitelikli bir operasyona kalkışılması konusu ise NATO’nun kategorik şekilde reddettiği unsurlar arasında yer alıyor. Suriye konusunda sert bir tutum içinde olan ABD bile şu aşamada tercihinin diplomatik yöntemlerden yana olduğunu her fırsatta dile getiriyor. ABD’nin bile askeri opsiyona sıcak bakmadığı bir ortamda diğer NATO üyelerinin takınacakları tavrı tahmin etmek hiç de zor değil. Bunun ilk sinyalleri de Avrupa Birliği dışişleri bakanları toplantısında geldi. Suriye’nin uçağı düşürmesinin ardından son derece sert bir açıklama yapan İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague’in, toplantı sonrasında “bu olayla birlikte Suriye sorununda yeni bir aşamaya gelindiğini düşünmediğini” açıklaması, Hollanda’nın NATO’nun dahil olacağı askeri opsiyona geçit vermeyeceğini net şekilde ortaya koyması 5. madde konusunda konsensüsü yakalamanın ne denli zor olduğunu ortaya koyuyor.

Konsensüs sağlanmasının zor olduğu bir ortamda bu yönde yapılacak bir manevranın hem kendisi hem de NATO açısından çok olumsuz bir ortam oluşturacağını bilen Ankara, şu ana kadar askeri destek ya da 5. madde konusunu ön plana çıkarmadı. Türkiye, uluslararası hukuktan kaynaklanan cevap hakkını saklı tutarak konuyu uluslararası platformda en üst basamağa kadar taşımayı öngörüyor. Bu çerçevede Türkiye’nin ana hedefini Avrupa Birliği ve NATO’nun ardından konuyu Suriye’ye destek veren Rusya ve Çin’in de üyeleri arasında bulunduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne taşıyarak mümkün olduğu kadar sert bir kınama mesajı verilmesini sağlamak oluşturuyor.
XS
SM
MD
LG