Erişilebilirlik

‘Türkiye’de Kazanılan Haklar Son On Yılda Birer Birer Kaybediliyor’


Canan Güllü

Türk Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, ABD’de faaliyet gösteren İTÜ Mezunları Derneği’nin New Jersey’de düzenlediği 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliğine katıldı. Güllü, burada yaptığı konuşmada, Türk kadınlarının Cumhuriyet kuruluşuyla birlikte sağladığı hakların son on yılda birer birer kaybedildiğini söyledi.

ABD’de kadın haklarıyla ilgili çeşitli temaslarda da bulunan Güllü, Amerika’nın Sesi’nden Can Kamiloğlu'na çalışmalarını değerlendirdi.

Güllü, İTÜ Mezunları Derneği’nin davetlisi olarak geldiği ABD’de aynı zamanda Amerika’da kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanmasının yüzüncü yılı kutlaması çerçevesinde bazı temaslarda bulunduklarını kaydetti.

Güllü, ABD’deki kadın hakları ile Türkiye’deki kadın haklarını şöyle değerlendirdi: “ABD’de kadın hakları uzun bir mücadele sonrasında yüz yıl önce kazanıldı. Kadınların oy kullanabilme hakkı sağlandı. Bu önce sadece New York eyaleti içindi. Bu kadın hakların kazanımının yüzüncü yılındayız. ABD’de demokrasi bazı kadın haklarıyla ilgili sorunları çözmüş durumda. Burada güçlü bir sivil toplum örgütlülüğünün çok önemi var. Amerika’da gerçekçi bir şekilde sorgulamayı becerebilen, sorgulamayla ilgili hükümetteki yaptırım gücüyle ciddi anlamda yaptıklarına müdahale edilmeden sosyal haklarını kullanarak bir çalışma durumunu gerçekleştirmişler. Basit bir deyimle bizde hala işe girerken, ‘ne zaman evleneceksin?’ ya da ‘ne zaman çocuk doğuracaksın?’ sorusunun Amerika’daki karşılığı mahkeme salonlarıdır. Size böyle soruyu işveren hiçbir şekilde soramaz” dedi.

‘Türkiye’yi 1900’lü yılların gerisinde kaldı’

Türkiye’de ise Osmanlı’dan gelen çok güçlü bir kadın hareketi olduğunu belirten Güllü, “1870 yılından beri hayat bulan bu süreç içerisinde kadınlar mücadele alanlarında. Mustafa Kemal Atatürk’ün yasal zeminle kadın haklarını sarmaladığı süreç sonrasında ise bir nevi rehavete düştüler. Ama sonra ayağa kalkarak yasaların yapımı, hükümetle işbirlikleri, güvencelere gittiler. Şimdiyse biz yine, yeniden mücadele yollarına düşmek zorunda kaldık. En son geçen hafta, meclis genel kurulunda kabul edilen yasa tasarısı vardı. Karşımıza medeni hakların onlarca yıl geriye götürüldüğü, 1900 yılların bile gerisine gidebilecek iki başlı hukuk sistemiyle karşı karşıya kaldık.”

Meclisten geçerek kabul edilen, müftülere nikah kıyma kararını eleştiren Güllü, “Bu ülkede laikliği koruyabilecek bir sistem çerçevesinde müftülüğe verilen nikah kıyma yetkisi, diğer dini gruplara da verilebilirdi” dedi

‘Sokağa çıkamıyoruz’

Türkiye’deki kadın hareketlerinin OHAL nedeniyle sokağa çıkamadıklarını belirten Güllü, “Türkiye’de sivil toplumlarımız güçlü ancak bağış toplayamıyor. Devletin maddi bir desteği yok. Tamamen gönüllü organizasyonlarla ayakta kalıyorlar. OHAL nedeniyle genel anlamda Türkiye’deki tüm sivil toplum örgütleri sokağa çıkamıyor. Bu yüzden bizde kitlesel eylemler gerçekleştiremiyoruz. Türkiye’de son meydana gelen terör olayları da bizleri daha çok haklarımızı sokakta değil, daha çok diplomatik yollardan çözmeye itiyor” diye konuştu.

‘Çocuklarımız toplu istismara uğruyor’

Güllü, kadına şiddet ve çocuklara cinsel istismarın giderek arttığını vurgulayarak, “Neredeyse pazarları bile tatil yapmayan kadına karşı bir şiddetin olduğu ülkedeyiz. Küçücük çocukları toplu istismarlara ya da birer birer tecavüze uğradığı gördüğünüz yine federasyon tarafından yapılan incelemelerde ensest oranlarının dudak uçuklatacak kadar çok olduğu bir ülkede tek mevzu, nikahların kıyılma yetkisinin müftüye verilip verilmemesi değil” dedi.

‘Kadın hakları son on yılda daraltıldı’

Güllü, “Kadın üzerinde son on yılda baktığımızda tamamen bir hakların daraltılması organizasyonu var. Kadınlar güçlendikçe hakları daraltılmaya başlandı. Medeni kanunla, sivil toplum örgütlerinin çalışmasıyla çok güçlenmeye başladılar. Muhafazakar kesimi, ulusalcı kesimi, farklı etnik mezhepsel kesimler oluşan kadınlar birbirleriyle olan diyaloglarla yeni bir sürece geçtiler. Bu öyle bir sürece dönüştü ki, artık kafasına vurup, ufacık bir şey vererek kandırabileceğiniz bir motivasyon içinde değil kadınlar. Güçlendikçe sorgulamaya başladılar. Sorguladıkça güçleri arttı. Bu süreç içerisinde yaşamsal alanlardan daha çok fayda istemeye başladıklarında da ‘hop’ dediler” şeklinde konuştu.

‘Baskılar ters tepti’

Güllü, kadınlara son dönemde yapılan baskılar ters teptiğine işaret etti: “Baskılar sonrasında kadınlar daha da güçlendi. Yasak insanları aslında farklı noktalarda sorgulatmaya iter. Burada da imamlar üzerinden bir baskı uygulanmak isteniyor. Din bizde korku sembolüdür. Bizdeki inanç silsilesinin en büyük yanlışı budur. Kadına ‘açılma, okula gitme, örtün, evlenme yaşın geçti, aman kocana biat et’ gibi baskılar yapılıyor. ‘Bunları yapmazsan cehenneme gidersin’ deniyor. Aslında bizim dinimiz kadını en üste tutan bir din, ama maalesef din kadın üzerin korkutucu bir baskıya dönüştürülüyor. Muhafazakar kesimdeki kadınların bir kısmı biat ediyor. Büyük bir kısmı da uygulamaları sorguluyor. Baskıları takmayıp eğitim almaya devam eden kadınlar var. Bu müftülere verilen son yetki Türkiye’deki her kesimi derinden yaraladı. Türkiye’de kadınlar hiç özgür değil. Sosyal hayatı, giydiği kıyafete yolda, otobüste, dolmuşta karışılıyor. İşyerinizde, sokakta, metroda size ‘bunu giyemezsiniz’ diyen hiç tanımadığınız insanlar karşınıza çıkıyor. Bu noktada kamusal alan veya dışında devletin bu özgürlüklere karışılmasına bir müdahalesi olmuyor. Benim yaşamıma, özgürlüklerime, kıyafetime, doğum yapmama kadar tartışılan bir ülkede özgürlüğümü tartışmam gerekir.”

‘Özgürlükler giderek daralıyor’

Güllü, özgürlükler ve yaşam konusunda ABD ile Türkiye arasındaki farkı ise şöyle değerlendirdi: “Genel olarak burada bulunduğunuz zaman aradaki farkın 50 yıldan 100 yıla kadar çıktığını hissedebiliyorsunuz. Çok basit bir örnek, insanların yüzünün gülmediği bir ülkeden Türkiye’den geliyoruz. Sabah haberleri dinlemek için televizyonu açarken yine nerede ne oldu? Yine kim tutuklandı? Kim öldü? Nerede patlama oldu tedirginliğiyle açıyorsunuz. Yan yana geldiğinizde gençlerin umutsuzluklarını tanıklık ediyorsunuz. Söz söyleyen, savunma yapan, haber takibi yapan en özgür olması gereken gazetecilerin bile neyle suçlandıklarını bile bilmeden içeride olduklarını görüyorsunuz. Daha geçen gün kendi arkadaşlarımızın Büyükada toplantısı nedeniyle 104 gün içeride kalıp, özgürlüklerinde mahrum yaşadıklarına tanık oluyoruz. Buraya geldiğimizde tanık olduğumuz kendi hayatları içinde özgürce yaşayan onlarca milletten insanların sadece kendi yaşamlarını düşündüklerini görüyorsunuz. Biz git gide daha mahrum bir duruma geliyoruz bulunduğumuz coğrafyada. Niye biz Suriye komşumuzken niye düşman haline geldik? Niye biz ABD ile vizelerin yok edilmesine kadar geldik? Yurtta sulh, cihanda sulh diyen bir ülkeydi bunu da uzun bir süre uygulamayı başardık. Bugün içinde bulunduğumuz konumda ise ekonomik kısıntı, işsizlik, KHK ile görevden atılanlar. Tüm bunların memlekette yarattığı infial. Ekmeğini kazandığı noktalardan uzaklaşan bir toplum olduk. Kindar ve dindar sonuçlarına doğru gitmenin bu ülkeye yararını hiç bilmiyorum.”

XS
SM
MD
LG