Erişilebilirlik

TBMM’nin 100. Yılında Parlamenter Demokrasi Eleştirisi


TBMM’nin 100. Yılında Parlamenter Demokrasi Eleştirisi
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:13:26 0:00

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 100’üncü yıl kutlamasına muhalefet cephesince yapılan parlamenter demokrasi ve belediyelere yönelik baskı politikası nedeniyle yerel yönetimlerde seçmen/millet iradesini yok sayma eleştirileri damgasını vurdu.

Türkiye, bugün 23 Nisan 1920’nin 100’üncü yılı olması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) yüz yıllık tarihiyle birlikte Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladı. Başkent Ankara’daki resmi kutlama programına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılmadı ancak diğer siyasi parti liderleri katılım gösterdi. TBMM Genel Kurulu’ndaki 100’üncü yıl dönümü özel oturumunda ise, AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı cephesine karşı muhalefet, 31 Mart Yerel Seçimleri’nden beri belediyelere yönelik uygulamalar, Corona virüsü salgınında CHP’li belediyelerce yapılan yardımlara engellemeler, kayyum atamalarını gündeme getirdi. Muhalefet, 24 Haziran 2018’deki Genel Seçimler ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ile Türkiye’nin geçiş yaptığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni tepkilerini yineleyerek, parlamenter demokrasiye dönüş çağrısında bulundu.

TBMM Genel Kurulu’ndaki özel oturumda öncelikle AKP’li TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Corona virüsü salgını nedeniyle arzu edildiği şekilde meydanlarda, milyonlarca vatandaşlarla birlikte kutlama yapılamamasından duyduğu üzüntüyü paylaştı. Şentop, salgın dönemi sona erdiğinde TBMM’nin belirli etkinlikleri yeniden takvimine alacağı mesajını verdi.

Sonrasında özel oturumda söz sırası itibariyle AKP adına Grup Başkanı Naci Bostancı ise, yüz yılık Meclis tarihi içerisinde son 18 yılda AKP’nin hizmetlerini, çalışmalarını anlatarak, özetle “En temel ilkemiz her zaman kusurlarımızı azaltmak, meziyetlerimizi artırmaktır. Elbette dün eleştirildik, yarın da eleştirileceğiz. Demokrasimiz adına önemli bir hususun altını çizmek isterim. Demokrasiler için en büyük tehlike onun düşmanları değil, gerçek olamayacak kadar naif demokrasi tanımları ve buna temellenmiş hayali eleştirilerdir. Öyle mükemmel demokrasiler öne sürülür ki onlar ancak tabiri caizse göklerde var olurlar ve asla yeryüzüne inmezler. O yüzden rekabet ve eleştirileri siyaset sanatının imkân zemininde yapmak, gerçeklikten asla kopmamak demokrasimize hassasiyet ve ihtimam göstermenin önemli bir ilkesidir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişten sonra Cumhur İttifakı olarak durduğumuz yer, güçlü bir Meclis olarak yasama faaliyetlerinin ülke meselelerine çözüm istikametinde yürümesi, bunun, tüm partilerin katkı ve katılımlarıyla gerçekleştirilmesidir” dedi.

Bostancı, sözlerini herkes için ortak değerler olduğunu söylediği “Yaşayın cumhuriyetimiz! Yaşasın demokrasimiz!” ifadesiyle tamamladı. Ancak muhalefet cephesi, Bostancı’nın sözlerinin aksine Türkiye’nin demokrasisinde Cumhur İttifakı olarak 24 Haziran 2018’de hayata geçirilmiş yeni hükümet sistemiyle gerileme olduğunu görüşünü dile getirdi.

Kılıçdaroğlu: ‘’Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmalıyız’’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’nin 100’ncü yılında siyasete, milletvekillerine önemli görevli düştüğü görüşünü anlatarak, Türkiye’nin darbeciler, darbe yasaları ve hukukuyla şekillenmiş görünümünü değiştirmek gerektiğini söyledi.

“Yaşadığımız sorunları sağduyuyla, akılla, mantıkla, bilgiyle, birikimle, birlikte aşmamız gerekiyor. Ön yargılarımızdan arınarak aşmamız gerekiyor. Ölçümüz, vatanımızın ve milletimizin çıkarlarını esas almak; hedefimiz, cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak olmalı” diyen Kılıçdaroğlu, TBMM’nin 100’ncü yılında tüm siyasi partilere ve siyasetçilere 16 maddelik bir çağrıda bulunmak istediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin geleceği açısından CHP olarak 16 maddelik önerilerini özetle şöyle ifade etti:

“1) Tüm toplumsal, siyasal ve kültürel kesimlerin katılımıyla yeni bir demokratik Anayasa yapmalıyız. Bu Anayasa’nın temeli kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanmalı, demokrasilerde olması gereken denge, denetim esası sağlanmalıdır.

2) Yeni Anayasa’nın omurgasını -Cumhuriyet’in demokrasiyle taçlandırılması olarak nitelendirdiğimiz- yeni ve güçlü bir demokratik parlamenter sistem oluşturmalıdır. Unutulmamalıdır ki demokrasiyle taçlandırılmış cumhuriyetimizde fikir, düşünce ve inanç özgürlüğüyle medya ve sendikalaşma dâhil örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engeller de kaldırılmış olacaktır.

3) Kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hukuk devleti açısından yargı bağımsızlığı kesin olarak sağlanmalıdır. Adalete erişim hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

4) Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir diğer önemli ayağı da yasamadır. TBMM’de milli iradenin en geniş haliyle temsil edilmesini sağlayacak yeni bir seçim sistemi yaşama geçirilmelidir. Ayrıca siyasetçi ile vatandaş arasındaki güveni güçlendirmek için yeni bir siyasi ahlak yasasına ihtiyaç vardır.

5) Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir diğer önemli ayağı da yürütmedir. Yürütme tüm icraatıyla mutlak denetime ve hesap verebilirliğe açık olmalıdır. TBMM adına görev yapan Sayıştay, tüm kamu kurum ve kuruluşlarını denetlemelidir. TBMM’de kurulacak Kesin Hesap Komisyonu’nun başkanlığı da muhalefet partilerine verilmelidir.

6) İyi tanımlanmış bir iş birliği ve iş bölümü çerçevesinde yerel yönetimlerin işlevleri artırılmalıdır.

7) Kamu istihdamında nepotizmden uzak, liyakate dayalı bir personel politikasına ivedilikle geçilmelidir.

8) Liyakate dayalı istihdam politikaları kapsamında özellikle eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve güvenlikte sıfır istihdam açığı hedeflenmelidir.

9) Vatandaşlarımıza asgari bir gelir güvencesi sağlanmalıdır.

10) Demokratik standartlarda, adaletli ve denetime açık bir kamu ihale sistemine geçilmelidir.

11) Vergi politikası üretimi ve istihdamı özendirecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Ücretliler üzerindeki vergi yükü makul düzeylere çekilmelidir.

12) Kayıt dışı istihdamla toplumsal destek sağlanarak mücadele edilmelidir. Bu mücadelede en etkili yolun sendikalaşma olduğu artık bilinmelidir.

13) Türkiye, yeni bir planlama anlayışı çerçevesinde, katma değeri yüksek ürün üretme hedefine kilitlenmelidir. Bu ilke bağlamında tüm üretim politikaları, diğer üretim biçimleriyle birlikte tümüyle ekolojik olmalıdır.

14) Sağlık hizmetlerine ön koşulsuz erişim bir haktır ve ücretsiz olmalıdır.

15) Planlamada tarım temel stratejik sektörlerden biri olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamda gıdaya sağlıklı koşullarla erişim hakkına ilişkin yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

16) Eğitim politikalarının tek hedefi fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür nesiller yetiştirmek olmalıdır.”

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın da kullandığı ve Covid-19 salgını dolayısıyla gündemdeki “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” görüşü anımsatarak, “O zaman en azından şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa gelecek nasıl olacak? Cumhuriyetimizi gerçek anlamda demokrasiyle taçlandırırsak, emin olun, yine tüm mazlum milletlere örnek olacağız. Bunları yaptığımızda çocuklarımıza demokratik standartları yüksek, yaşanabilir bir Türkiye bırakacağız. Sadece çocuklarımız için değil TBMM’nin tarihine ve tarihin kendisine yüklediği sorumluluğun da gereğini yerine getirmiş olacağız” diye konuştu.

Sancar: ‘’En zayıf Meclis ve yerel yönetimler dönemindeyiz’’

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da Türkiye’nin bugünkü demokrasisine ilişkin eleştirilerini, Ankara’da 23 Nisan 1920’de görevine başlamış Birinci Meclis örneğiyle anlatarak, Türkiye’nin yüzyıl öncesine kıyasla tam tersine gelişme göstermediğini söyledi.

Bundan yüz yıl önce yaşananlara, bugünü ve geleceği anlamak açısından bakılması gerektiğini belirten Sancar, Birinci Meclis’in farklı kimliklerini bünyesinde barındırdığını, karar alınması sürecinde müzakerelere başvurduğunu, tam anlamıyla kapsamlı yasalar yaptığını ve yerel yönetimlere özerklik tanıdığını vurguladı.

Sancar, Birinci Meclis’in yapısını ve nasıl bir yasama çalışmasını yaptığını özetle “Türkiye’nin o zamanki etnik, dinsel ve toplumsal çeşitliliğinin önemli bir kısmı var ve bu insanlar kendi kimliklerini saklamadan, tam tersine kendi kimliklerini açıklayarak geliyorlar, kendi kimlikleriyle katılıyorlar. Bu, Birinci Meclis’in en önemli vasıflarından biri. Birinci Meclis meşruiyetçi bir yönetim anlayışına sahiptir, dayandığı ilke de halk egemenliğidir. Birinci Meclis, müzakereci ve mutabakatçı bir yöntem takip ediyor. 23 Nisan 1920’den 12 Nisan 1921’e kadar tam 109 kanun çıkarıyor. İğnelemek amacıyla söylediğimi düşünmeyiniz ama bunların hepsi ismiyle müsemma kanunudur, torba değildir. Her birinin ismi var, her birinin kanun usulüne göre müzakere ve karara bağlanması yöntemi var. O nedenle yasalcı bir meclistir” diye anlattı.

Birinci Meclis’in 1921 Anayasası’yla yerey yönetimlere yaptığı yetki devriyle yerelde katılımı sağlayacak özerk bir sisteme izin verdiğini belirten Sancar, “Hangi şartlarda? Bu kadar ağır işgal ve Millî Mücadele, Kurtuluş Savaşı şartlarında. Neden yapıyorlar bunu? Oysa Milli Mücadele'nin lideri Mustafa Kemal Paşa çok da yetkiye ve imkana sahipken bunları neden paylaşıyor? Çünkü rıza istiyorsanız, çünkü birlik istiyorsanız çeşitliliği kabul edeceksiniz, müzakereyi kabul edeceksiniz. Gerçek rıza ancak herkesin kimliğine eşit saygı, herkesin iradesine eşit değer vererek sağlanabilir” dedi.

Yüz yıl sonra bugün Birinci Meclis’in özelliklerinden çok uzak bir Meclis görüldüğünü kaydeden Sancar, bu yüz yıllık süreçte en zayıf TBMM’nin şimdiki 27’inci dönemi olduğunu söyledi. Sancar, benzer şekilde en zayıf yerel yönetim yapısını da şimdi gördüğünü belirterek, “Maalesef 100’üncü yılında yerel yönetimleri neredeyse fiilen lağvetmeye yönelik bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız, bu kabul edilemez. Ne kayyum uygulaması kabul edilebilir ne de CHP’li belediyelerin krizi yönetmek için sarf ettikleri çabaların engellenmesi kabul edilebilir. Eğer, bu insanlığı tehdit eden ama herkesi eşit vurmayan salgınla gerçek anlamda mücadele etmek istiyorsak halkın rızasına ihtiyacımız var. Halkın rızasını üretebilmeniz için halkın iradesine saygı göstermeniz lazım. Halk iradesine saygı olmadan halk sağlığını koruyamazsınız” tepkisini gösterdi.

İyi Parti’li Türkkan: ‘’Parlamenter rejime geri dönmeliyiz’’

İyi Parti adına Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Türkiye’nin ihtiyacını gerçek anlamda çoğulcu demokrasi, düşünce hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti ve teşebbüs hürriyeti, hak ve özgürlüklerde evrensel ölçüler olarak tanımladı. “Bunun yolu ise ancak ve ancak güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmekten geçer” diyen Türkkan, ancak bugün Meclis’in, yetkileri elinden alınmış, etkisizleştirilmiş ve devre dışı bırakılmış hale getirilmek istendiğini söyledi.

Türkiye’de parlamenter sistemin devre dışı bırakılmasıyla muhalefeti dışlama çabalarında her geçen gün artış yaşandığını belirten Türkkan, “Türkiye’nin geleceği için hayati bir konuma sahip milletin kaderini belirleyen ve 100'üncü yaşını kutlayan Meclisimizin yetkilerini budamak yerine yüz kırk üç yıllık parlamento geleneğimizden gelen birikim ve tecrübelerimizle Meclisimizi eskisinden daha güçlü ve yetkin hale getirmek zorundayız. Oysa sayısını bilmediğimiz ve hemen uygulamaya konulan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve genelgeleri, bugün, milletin ve devletin ortak aklı Meclisimizi itibarsızlaştırmaktadır. Aynı zamanda demokrasimize de zarar vermektedir. Çünkü ne denetim vardır ne de hesap verme. Kısacası, yeni sistemde, parlamenter sistemde olduğu gibi kontrol ve denge sistemi bulunmamaktadır. Sayın Meral Akşener'in de ifade ettiği gibi milleti devletinden koparan, parlamentomuzu zayıflatan Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden bir an önce vazgeçilmeli; ivedi bir şekilde güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş yapılmalıdır” diye konuştu.

TİP Genel Başkanı Baş egemenlik kimde meselesini sorguladı

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş da, “Şu duvarda kocaman ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ yazıyor. Türkiye’de mevcut durumun orada ifade edildiği gibi olmadığını söyleyerek başlamak zorundayız. Bugün Türkiye’de bir saray rejimi hakimdir. Saray rejiminde hakimiyet bugün bile sarayından çıkıp buraya gelmeye tenezzül etmeyen tek adama aittir. Bugün hakimiyet, salgında bile üç kuruş yevmiye için inşaatta çalışmaya devam edip hayatını kaybeden işçi Hasan’ın değil, çıkarlarını korumak için seferber olduğunuz, vergi borçlarını sildiğiniz 5’li müteahhit çetesindedir. Hakimiyet, günde on dört saat tek bir maskeyle hastaneleri temizlemeye devam eden asgari ücretlinin, hasta bakıcıların, hemşirelerin, doktorların değil, hasta garantili hastane ihalesi verdiğiniz patronlarındır. Egemenlik suyu, kanalizasyonu olmayan tarlalarda çadır alanlarında bir yevmiye için sağlığını tehlikeye atan tarım işçisinde değil corona sürecinde Türkiye’de sebze meyve ihracatı arttı utanmaz haberlerini yazan gazete patronlarında hakimiyet. Açım diyen yurttaşa geber diyen bürokratta hakimiyet. Beni düzeniniz öldürür diyen tır şoförünü gözaltına attıranlarda hakimiyet. Hapisten çıkarttığınız mafya artıklarında, çete bozuntularında hakimiyet. Bunlar hapishaneden çıkarken seçilmiş milletvekillerine, belediye başkanlarına hapis cezası verenlerde hakimiyet. Ezcümle saray rejiminde egemenlik sayısı 70 milyonu bulan yoksulluk sınırındaki emekçi halkın değil halkın sırtından trilyon dolarlık servete ulaşan asalakların, bir avuç parazit patronundur hakimiyet” dedi.

XS
SM
MD
LG