Erişilebilirlik

Türkiye’ye Ekonomik Yaptırım Yaklaşımı Nasıl Yorumlanıyor?


Türkiye’ye Yönelik Ekonomik Yaptırım Yaklaşımı Nasıl Yorumlanıyor?
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:11:19 0:00

Türkiye’nin ara verdiğini açıkladığı Suriye’deki askeri operasyonu gerekçesiyle başta ABD birçok ülkeden ekonomik yaptırım baskısına maruz kalması, uzmanlara göre uluslararası hukuka aykırı. Uzmanlar, Türkiye’nin komşularıyla ticareti mutlaka arttırması gerektiğini söylüyor.

Türkiye ile ABD, Barış Pınarı Harekatı’na 120 saat yani 5 gün ara verilmesi ve güvenli bölge oluşturulması amacıyla 32 kilometre derinlikteki alanın PYD-YPG unsurlarından arındırılmasında uzlaştı. 13 maddelik ortak açıklamada ABD’nin gündemdeki yaptırımlarını rafa kaldıracağı sözü de yer aldı.. Ancak ABD Kongresi’ndeki Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, buna sert tepki gösterdi ve Türkiye’ye yaptırım paketi hazırlıklarını sürdürme mesajları verdi.

Almanya’nın harekata tepkisi nedeniyle dev otomotiv şirketi Volkswagen de, Manisa’da temellerini atacağı fabrika yapımını askıya aldığını duyurmuştu. Benzeri yaptırım açıklaması İngiltere’den de gelmişti.

Türkiye’ye yönelik bu ekonomik yaptırım yaklaşımının ne anlama geldiğini VOA Türkçe uzmanlara sordu.

Çankaya Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mahir Nakip, Türkiye’nin askeri operasyon kararını mecburiyet içerisinde verdiğini söyleyerek, “Türkiye hiçbir zaman Amerika ile ilişkisinin bozulmasını istemez. Avrupa ülkeleriyle ticari ilişkileri olduğu kadar siyasi ilişkilerin de devam etmesini isteyen ve temenni eden bir ülkedir. Dolayısıyla bu ticari yaptırımları geçici bir yaptırım olarak görüyorum. Zaten şahıslar üzerinde konulmuş bazı yaptırımlar, bakanlar üzerine konmuş yaptırımlardır, ekonomiyi çok etkileyeceğini zannetmiyorum” dedi.

“Ekonomik yaptırımlar şahıslara yönelik geçici olur ama sıkıntı yaratabilir”

Prof. Dr. Nakip, ABD’nin yaptırımları söz konusu olsa dahi bunun geçici olacağını vurgulayarak, Washington’un Türkiye konusunda “zikzaklı” politika izlediğini eleştirisinde bulundu. Nakip, “Bu bölgeden Türkiye'ye uzanan bir terör tehdidi söz konusu doğrusu DEAŞ’ın bölgeden yok edilmesi konusunda da Türkiye elinden geleni yaptı. Amerika ile işbirliği içerisine girdi. Dolayısıyla Amerika’nın sembolik ve geçici olduğunu düşündüğümüz yaptırımları gelmez, ancak geldiği takdirde de Türkiye elbette hassas bir ülke ve bir takım dengeler özellikle finansal yönde sıkıntılar doğacağı kesin gibi görünüyor” diye konuştu.

Halk Bankası’na ilişkin yeni iddianame hazırlanmasını da sorduğumuz Nakip, “Türkiye netice itibarıyla İran’a enerji olarak bağımlı bir ülkedir. Alternatif geliştirme gibi bir lüksü yoktur. Dolayısıyla o dönem zaruret üzerine Halk Bankası üzerinden bu enerji ithalatı ticaretini yapma faaliyetini yürüttü. Halk Bankası için ABD nasıl bir karar çıkarır, nasıl bir etki yapar daha erken ama Halk Bankası’nın icra ettiği fonksiyonu devletin diğer bankaları işte Ziraat Bankası olabilir Vakıfbank olabilir bunlar o boşluğu çok rahatlıkla doldurabilir. Finans sektörüne çok ciddi bir darbe indirmez belki çok az bir şekilde dövizin artmasına sebebiyet verebilir. Onun da sektör içerisinde bir takım tedbirler içerisinde atlatılması mümkündür” diye konuştu.

“Türk firmalarınca tepki gösterilebilir, komşularla ticaret arttırılabilir”

Volkswagen’in Manisa’ya ilişkin kararını sorduğumuz Nakip, Almanya açısından bunun domino etkisi yaratmayacağı düşüncesinde. Ancak sektördeki duruma dikkat çeken Nakip, “Türkiye otomotiv sektöründe özellikle batı ülkeleri başta Almanya olmak üzere büyük ölçüde AB ülkelerine bağımlı bir ülke. Öncelikle bunu kabul etmek lazım. Bugün ihracat kalemleri içerisinde de otomotiv sektörü birinci sırada yer almakta, ayrıca otomotiv sektöründe çok ciddi bir istihdam alanı var Türkiye’de. Bu istihdam alanını düşünmek lazım ki Türkiye de bunu hesaba katacaktır” ifadesini kullandı.

“Almanya ile Türkiye’nin ticari ilişkileri ekonomik ilişkileri her zaman siyasi ilişkilerin önünde olmuştur” diyen Nakip, Türkiye’nin en büyük ihracatını yaptığı Almanya’nın aynı zamanda Türkiye açısından en önemli ithalatçı ülke olduğunu belirterek, “Türkiye ayrıca özellikle ara mallar sektöründen Almanya'dan çok büyük destek görmektedir. Volkswagen’in almış olduğu bir kararı ferdi olarak değerlendirmesinde yarar vardır” şeklinde konuştu.

Ancak Volkswagen kararını İngiltere’yle birlikte düşünüldüğünde kısmen domino etkisi olabileceği görüntüsü ortaya çıktığını söyleyen Nakip, “Bu kararları geri çevirme ya da tedavi etme yöntemlerini tabii ki Merkez Bankası düşünebilir. Ayrıca Türk firmaları da tepki gösterebilir” görüşünü aktardı.

Türkiye’de siyaset tarafından alınan kararlarla kuşkusuz ekonomiyi etkileyecek gelişmeler yaşandığını söyleyen Nakip, bu ekonomik etkiyi azaltmak için de bazı önemler alınabileceğini işaret etti. Nakip, “Komşu ülkelerle olan sınır ticareti alternatif gösterilebilir. İhracatın ithalata karşı oranı son aylarda bir hayli artmıştı o belki biraz daha açılabilir ihracatımız azalabilir ithalatımızda ciddi bir değişiklik olacağına ben inanmıyorum. Fakat kısa vadede etkisini gösterebilir ama uzun vadede çok ciddi sarsıcı bir şey, bir hadise olacağını zannetmiyorum” diye konuştu.

“ABD iç hukukunda meşru ama NATO müttefikliğine aykırı”

Yaptırım meselesini NATO şemsiyesi altında değerlendiren Polis Akademisi öğretim üyesi Dr. Levent Yılmaz ise, ABD’nin NATO müttefikliğine aykırı şekilde yaptırım mekanizmasını kullandığı görüşünde.

VOA Türkçe’ye konuşan Dr. Yılmaz, ABD’nin yaptırımlar meselesini gündeme taşımasını “tartışmalı” olarak yorumladı ve “Zira her ne kadar ABD’nin kendi iç hukuk düzenlemesinde Amerika’nın çıkarlarını maksimize etmek için taraf ülkelere ikinci ya da üçüncü ülkelere yaptırım uygulamak kanuni görünse de bunu sadece Amerika’nın iç hukukunda değerlendiremeyiz. Çünkü Amerika’nın da imza koyduğu taraf olduğu çok ciddi, uzun yıllardan bu yana yürürlükte olan anlaşmalar var. Bunlardan bir tanesi NATO Antlaşması, bir tanesi BM Sözleşmesi” dedi.

Türkiye’nin NATO’nun gerekliliklerini yerine getirmekte bugüne kadar hiçbir noktada taviz vermeyen bir ülke olduğunu söyleyen Yılmaz, “ABD’nin işte böylesi bir NATO üyesi Türkiye’ye karşı uyguladığı ya da uygulamayı planladığı yaptırımları öncelikle NATO Antlaşması’na aykırı” diye konuştu.

Yılmaz, “Şimdi NATO Antlaşması’na baktığınızda özellikle birinci ve ikinci maddesinin içeriğine girdiğinizde şunu çok rahat görüyorsunuz, bırakın yaptırım uygulamayı güç uygulamayı bunun tehdidinde dahi bulunamayacağınız hükümlere bağlanmış durumda. Tıpkı BM Sözleşmesi’nin ikinci maddesinde olduğu gibi. BM Sözleşmesi’ne baktığınızda ekonomi başlığı, ekonomi konusu 47 yerde geçiyor. Dolayısıyla BM Sözleşmesi’nin içerisinde ekonomi bu kadar önemliyken, BM Sözleşmesi’ne imza koyan iki ülke arasında ekonomik yaptırımların gündeme geliyor olması, hem NATO hem de BM Sözleşmesi’nin tamamen ruhuna aykırı bir süreci oluşturuyor” ifadesini kullandı.

“Peki o zaman ABD bu yaptırımlarla neyi hedefliyor?” sorusunu sormak gerektiğini belirten Yılmaz, “Eğer ABD yaptırımlar üzerinden kendisinin dış politikasına taraftar bulmaya yönelik bir strateji geliştiriyorsa burada şöyle bir yanlışlık var, siz imza koyduğunuz yani taahhütte bulunduğunuz anlaşmaları aşarak taraftar bulamazsınız. Hatta yanınızda olan, bu sözleşmeler ve antlaşmalar kapsamında yanınızda olan ülkeleri de kaybedersiniz. Dolayısıyla burada önemli olan nokta şu: İki elimizde uluslararası karşılığı olan ve iki ülkenin de imza koyduğu BM Sözleşmesi ve NATO Antlaşması var. NATO Antlaşması’na bakarsak Türkiye bir NATO toprağıdır bugün tehdit altında olan terör örgütleri tarafından saldırılara uğrayan esasen bu antlaşma kapsamında NATO toprağıdır. Ve NATO Antlaşması’na göre NATO üyeleri NATO topraklarına yönelik tehditte bir araya gelmek zorundadır. Oysa ABD, NATO topraklarına yönelik böyle tehditte Türkiye’nin yanında yer almak yerine bir terör örgütü olan ve onun ismi değiştirilmiş olan SDG’ye silah yardımı yapmakta. Bu da NATO’nun ruhuna aykırı bir durum oluşturur. Şimdi baktığımızda PKK adlı örgüt, yaklaşık 40 senelik mazisi olan bir örgüt, başlangıçta Marksist-Leninist bir örgüttür. Peki NATO Antlaşması’nın ruhu ne? Komünizmin dünyaya yayılmasının engellenmesi örtülü hedefinde olduğunu herkes biliyor. Dolayısıyla NATO Antlaşması’nın özüne aykırı bir örgüte milyarlarca dolarlık, binlerce TIR’lık silah yardımı yapan bir ABD var. Ve bu ABD’nin bölgedeki politikasının nasıl yanlış yönlendirildiği, nereye gideceği konusunda belirsizliğin giderek arttığı bir dönemi beraberinde getirdi ve bu da maalesef NATO’nun ve NATO hukukunun, NATO Sözleşmesi’nin, NATO’daki müttefiklik anlayışının sorgulandığı bir dönemi de beraberinde getirdi” diye konuştu.

XS
SM
MD
LG