Erişilebilirlik

Ortadoğu coğrafyası yanı sıra milyonlarca insan göçü nedeniyle uluslararası sorun niteliğindeki Suriye’deki savaşta bugün Rusya, Türkiye ve İran’ın garantörlüğündeki Astana görüşmesi sonrasında neler olabileceği merak konusu.

Astana çerçevesinde Suriye’deki gelişmeleri, İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Bora Bayraktar ve SETAV (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) Dış Politika Araştırmaları Direktörü Ufuk Ulutaş yorumladı.

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Bora Bayraktar’a göre; Astana sonrası ateşkes sürecinde kilit noktası İdlib kenti. Türkiye sınırındaki İdlib’in geleceği çerçevesinde ateşkese bakılması gerektiğini kaydeden Bayraktar, Astana’nın etkisi olsa dahi ateşkes için öngörüde bulunmayı erken diye değerlendirdi. Bayraktar, “Burada kritik soru, “İdlib ne olacak?”. Çünkü Rejim, şu ana kadar sınır şehirlerinde Halep, Humus, Hama gibi Lübnan, Ürdün ve Türkiye sınırlarındaki kentlerine egemen olmaya çalıştı. Bunda da Rusya ve İran desteğiyle belirli bir noktaya geldi. Aynı şekilde Suriye rejimi ve destekleyen güçler, Türkiye sınırındaki İdlib’te de egemenlik peşinde giderse ateşkeste sorun olabilir. Türkiye ise kendi etkisindeki güçler üzerinde etkisini sürüyor. Bu alanlarda sorun çıkacağını zannetmiyorum. Türkiye’nin Menbiç’e, PYD’ye yönelik operasyonları da halen açık. Bence İdlib’e bakmamız lazım” dedi.

Ufuk Ulutaş da, Amerika’nın Sesi’ne yaptığı açıklamada, ateşkes konusunda “Astana süreciyle ilgili İran’ın ne kadar memnun olacağı ve Rusya’nın bu süreçte Rejim üzerinde baskı oluşturmak için elindeki kozları ne kadar kullanacağı ateşkesin geleceğini belirleyecek” görüşünde. Astana’nın etkisi olacağını kaydeden Ulutaş, ateşkes ihlallerinden Esad rejimi ve İran’ı sorumlu tutuyor. Ulutaş, “Ben her şeye rağmen halen Esad rejiminin siyasi müzakerelere hazır olmadığını düşünüyorum. Askeri metotlarda da çözebileceği inancını İran’a yakın Esad rejiminde mevcut olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de ateşkesin devamında sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Ama bu konuda en önemli faktör Rusya. Rusya’nın, Rejim üzerinde etkisiyle ateşkese uyulmasını sağlamak durumunda olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar ateşkesi hep ihlal eden Rejim oldu. Muhalifler eğer ihlal etseydi Türkiye buna müdahale edebilirdi. Ama Rejim söz konusu olunca Rusya’nın devreye girmesi lazım” diye konuştu.

Suriye’de aynı anda en az 4 cephede çatışmalar olduğunu belirten Ulutaş, “Doğu’da DEAŞ ile mücadele devam ediyor. Güney cephesi var ki orada uzun süredir Ürdün’ün kontrol ettiği sakin bir dönem yaşanıyor. Kuzeyde Halep merkezli bir cephe vardı. Orada ciddi çatışmalar vardı ki bu son ateşkeste özellikle Halep’i etkilemeye dönüktü. Bir de Şam’ın banliyölerinde bir cephe vardı. Muhalifler bakımından Şam’da bir ihlal yaşanmadı” sözleriyle ateşkes durumunu değerlendirdi.

Astana’daki masa fotoğrafı nasıl yorumlanabilir?

Astana görüşmesi, oval masa etrafında ilk kez Suriye’de sahada savaşan tarafları buluşturmasıyla ön planda. Astana’daki masa fotoğrafını yorumlayan Ulutaş’a göre, Astana görüşmesi siyasi çözüm için atılmış ilk adım. Ancak yine de Astana’ya ilişkin büyük beklentiler içerisine girilmemesi gerektiğini söyleyen Ulutaş, tarafların ilk defa karşılıklı oturması noktasında Astana’yı önemsiyor. Ulutaş, “Bunun bir adım ötesine giderek ilerleyen aşamada karşılıklı konuşacaklar mı bunu görmek lazım. Muhalif gruplardan bir kısmı Astana’ya katılmadı. Rejim tarafınca ateşkes ihlalleri olduğunu biliyoruz. Sahadaki çatışmalar nedeniyle taraflar yorgun. Tüm bunlar Astana sürecine ilişkin meydan okumalar diyebiliriz. En önemli farkıysa Türkiye ve Rusya gibi ülkelerin garantörlüğü altında olması. Bu garantör ülkeler tarafından bir tarafta rejim, diğer tarafta muhalefet üzerinde sahip oldukları etkileri bir manivela gibi kullanılması daha önce denenmemiş bir düzlem. Muhtemelen uluslararası katılımda artış sağlanmasıyla birlikte ABD ve Ürdün’ün taşın altına elini koymasıyla birlikte daha gerçekçi bir zeminde süreç yürütülecektir” diye konuştu.

Bora Bayraktar da, Astana’daki masa fotoğrafını önemli buluyor. Geçmişte görüşmelerde uzun yıllardır ABD gibi ülkelerde yaşayan Suriye Diasporası’nın masada olduğunu kaydeden Bayraktar, “Bu kez ilk defa sahada savaşan muhalif grupların temsilcileri masada yer aldı. Astana’nın gündem maddesi, ateşkesin kökleşmesi ve ülke çapına yayılması dolayısıyla bunu uygulayacak kişiler de sahadaki güçler. O bakımdan geçmişteki görüşmelere göre daha anlamlı” görüşünü aktardı. Masada Suriye’deki rejim bakımından Rusya ve İran ile bir kısım muhalefet bakımından da Türkiye’nin bulunmasını önemli gördüğünü kaydeden Bayraktar, “20 Aralık Moskova Deklarasyonu 5. Maddesine göre, bu üç ülke aynı zamanda garantör sıfatı taşıyor. O açıdan da önemli. Barış müzakerelerinde çeşitli safhalar söz konusu oluyor. Taraflar öncelikle ateşkes ve sonra siyasi çözüm için bir vizyon oluşturma amacıyla Astana’dalar. Ön görüşme safhasında heyetler tespit edilir sonraki görüşmeler için. Ayrıca siyasi çözüm konusunda ne olabileceğine dair bir formül ortaya konur. Astana’da henüz ilk aşamada süreç. Bunun devamı da muhtemelen 8 Şubat’ta Cenevre’de olacak” dedi.

İran ateşkes bozucu ülke mi olacak?

Uzmanlar Bayraktar ve Ulutaş’a göre, Astana sürecinde masadaki en dikkat çekici aktör İran olarak yorumlanıyor. Her ikisi de İran’ın tutumunu ateşkes açısından kritik görüyor.

İran’ın Esad rejimiyle birlikteki Astana’daki masada sıkıntılı ülke olduğunu söyleyen Ufuk Ulutaş, gelecekte Tahran ve Moskova hattında olumsuzluklar doğacağı yönündeki görüşlerini şöyle ifade etti:

“Astana sürecinin ilerlemesiyle birlikte Rusya ile İran arasındaki fikir ayrılıkları da bence derinleşecektir. Rusya ve İran, Suriye’nin geleceğine dair bir takım paralellikleri olsa dahi tamamiyle aynı düşünmüyorlar. Rusya ve Türkiye, ateşkes konusunda bir mutabakata vardı ama Esad rejimi ve İran buna uymadı. Sahada Rusya’nın nüfusunun geçmediği bir takım alanlar var ve buralarda İran’ın güçlü olduğunu söylemek mümkün. İran, Astana süreciyle birlikte Suriye’nin geleceğinde, Hizbullah bağlantısının kurulması, Suriye rejimi üzerinde kendi nüfusunun devam etmesi, Suriye’ye gönderdiği bir takım yabancı savaşçıların Suriye’de kalması ve hatta devlet sistemine entegre edilmesi konusundaki önceliklerini dillendirecektir. Ama bu konularda Rusya ve Türkiye ile ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere diğer ülkelerle ters düşecektir. İran, biraz daha oyun bozucu olabilecek bir aktör olarak görünüyor. Trump yönetiminin İran karşıtı güçlü düşünceleri olması da sürece olumsuz etki edecektir. İran’ın, Suriye’de kendi önceliklerini gerçekleştirmek adına Rusya ile bir takım sıkıntılar yaşayan bir ülkeye dönüşmesini belki izleyebiliriz.”

İran’ın süreçten memnun olmadığını belirten Bora Bayraktar da, Suriye’deki iç savaşı İran açısından şöyle yorumladı:

“2011 yılı ortalarında başlayan Suriye iç savaşında, İran çok ciddi yatırımlar yaptı. Temel hedefi de Suriye’yi kendileri adına elde tutmaktı. Esad rejimi, kendi hedefleri içindi. O hedefte neydi? Doğu Akdeniz’e bir çıkış yakalamak içindi. Lübnan ile temasını korumak ve Hizbullah üzerinden İsrail’e baskı yapmaktı. Ancak Rusya’nın bölgeye girişi İran’ın Doğu Akdeniz sahilleri üzerindeki rolünü azalttı. Rusya şu anda Rejim’in patronu haline geldi. Diğer taraftan Türkiye’nin de Suriye’nin kuzeyine yerleşmesi, İran’ın alanını daralttı. Bu nedenlerle İran, bu işlerden hiç memnun değil. Halep’in tahliyesi sırasında buna engel olarak memnuniyetsizliğini de göstermişti. Şimdi Astana’daki sürecin kerhen bir tarafı durumundalar. Ancak resmi açıklamalara bakıldığında, örneğin İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, Astana’daki görüşmelerin tam arkasında olduklarını, her türlü katkıda bulunacaklarını söylüyor. İran, şu anda süreci destekliyor görünüyor ama hoşlarına gitmeyecek bir durum olduğunda ateşkesi bozucu bir etki yapabilirler.”

Bayraktar, İran’ın ABD karşıtlığı nedeniyle de Rusya ile arasında sıkıntı yaşanabileceğini de sözlerine ekledi.

ABD’de Trump yönetimi, Suriye’yi nasıl şekillendirecek?

Astana sonrasındaki Suriye konusunda uzmanlara göre; ne yapacağı en belirsiz aktör ABD. Henüz Donald Trump’ın görevine yeni başlamış ve Suriye politikasında birbirinden farklı açıklamalara imza atmış olması nedeniyle ABD’nin rolü açıklığa kavuşmuş değil.

ABD’nin bugünlerde “görüş mesafesi düşük ülke” olduğunu söyleyen Bora Bayraktar, “Trump, kampanyası boyunca güvenli bölge oluşturulması, müttefiklerle işbirliğinden söz etti. Ama diğer taraftan Kürt gruplarla ilgili nasıl bir tavır sergileyeceği, Pentagon’un PYD’yi silahlandırması konusunda nasıl bir tavır alacağı belirsiz. Astana’da büyükelçi düzeyinde katıldı. Ama bu durum bazılarınca Trump’ın yemin töreni tantanası içerisinde böyle gerçekleşti bazılarınca ise Rusya’nın başı çektiği sürece Amerikan tarafı mesafeli de duruyor olabilir. ABD politikasıyla ilgili şu anda net bir fotoğraf çekmemiz zor” dedi.

ABD’nin Astana’da büyükelçi düzeyinde katılımını normal gördüğünü kaydeden Ufuk Ulutaş da, “Trump da dahil olmak üzere yönetimden farklı isimlerce Suriye konusunda farklı açıklamalar yapıldı. Ancak ABD’nin Suriye siyaseti oluşturması için o kilit isimlerce belirli konularda uzlaşılması gerekiyor. Trump, Suriye konusunda büyük bir soru işareti. Şu ana kadar Rusya ile müzakere ederek Suriye’yi çözebileceği mesajları verdi, bir kısmı YPG’ye (PYD) karşı mesajlar verdi. Bir kısmı içeride güvenli bölge oluşturulması gerektiği konusunda mesajlar verdi. İlk planda Suriye konusunda çok köklü değişiklikler yaşanmayacak. Ama öncelikle Rusya ile konuşma noktasında bir gelişme olacaktır. Askeri anlamda Obama döneminden ciddi bir sapmayı ilk planda beklemiyorum” diye konuştu.

XS
SM
MD
LG