Erişilebilirlik

Suriye: ABD-Türkiye-Rusya-İran Hattında Son Durum Ne?


Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) ev sahipliğinde, SETA uzmanı Kılıç Buğra Kanat, Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nden (ORSAM) Oytun Orhan ve İran Araştırmaları Merkezi’nden (İRAM) Hakkı Uygur, ABD’nin Suriye’den çekilmesi kararı çerçevesinde bölgedeki son durumu yorumladı.

VOA Türkçe’nin izlediği toplantıda, uzmanlarca ABD’nin dış politikasında son dönemde özellikle “belirsizlik” faktörü ön plandayken, ABD Başkanı Donald Trump’ın aldığı kararlara Washington’daki farklı yönetim kesimlerince direnç gösterildiği görüşü ifade edildi. Trump’ın geçen yıl 19 Aralık’ta kamuoyuna açıkladığı Suriye’den çekilme kararına ilişkin durumda da belirsizlik olduğunu vurgulayan uzmanlar, Türkiye’nin ise ABD ve Rusya arasında yürüttüğü diplomatik süreçlerle kendisi açısından Suriye’de ulusal tehdit gördüğü tabloyu değiştirmeye çalıştığını dile getirdi. Uzmanlarca İran’ın pozisyonunda da Türkiye’yle ilişkilerinde İdlib unsuruna dikkat çekilirken, yakın dönemde sahada hareketlilik olabileceği kaydedildi.

Suriye: ABD-Türkiye-Rusya-İran Hattında Son Durum Ne?
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:08:39 0:00

VOA Türkçe’nin sorusu üzerine Rusya’nın Adana Protokolü’nü sıkça Türkiye’ye anımsatarak neyi hedeflediği konusunda, uzmanlarca “Ankara’ya Şam rejimiyle diyaloğa geç” mesajı verildiği görüşü paylaşıldı. Bu noktada Ankara’nın Rusya’nın mesajıyla mı hareket edeceği, yoksa ABD’yle mi anlaşacağı da ele alındı.

Türkiye Adana Mutabakatı ve ABD’yle uzlaşma ikileminde mi?

Uzmanlar, Rusya’nın son dönemde 1998 tarihli Adana Mutabakatı anımsatması çerçevesinde Türkiye’nin Moskova’nın beklentisi yönünde mi yoksa ABD’yle uzlaşma çabasıyla mı hareket edeceğini de değerlendirdi.

Kılıç Buğra Kanat, Türkiye’nin mevcut politikası itibarıyla kendi güvenlik meselesini kendi askeri müdahalesiyle çözmeyi tercih edeceği görüşünde. Türkiye’nin ABD ile Rusya arasında “Adana Mutabakatı mı güvenli bölge mi?” seçenekleri arasında nasıl seçim yapacağını da yorumlayan Kanat, Ankara’nın şimdi son olarak James Jeffrey’nin ABD’nin önerileri olarak masaya neler getirdiğine bakacağını söyledi. “Türkiye açısından sadece 20 millik (32 kilometre) güvenli bölge yeterli olmayacaktır. O bölge dışındaki istikrarlaşma faaliyetleri daha önemli olacaktır” diyen Kanat, Türkiye’nin her zaman için Suriye denildiğinde 900 kilometrelik bir sınır meselesi olduğunu kaydetti. Kanat, “Türkiye, Suriye’nin herhangi bir güvenlik problemi ihraç edebileceği her türlü durumu ortadan kaldırmak durumunda” dedi.

Oytun Orhan da, Kanat gibi Rusya’nın Adana Mutabakatı’yla Şam rejimiyle diyaloğu önermesine karşın Türkiye’nin önceliğini kendi sınır güvenliği olarak işaret etti. Orhan, “Adana Mutabakatı geçmişte Türkiye algısında çok olumlu bir şey. Ama şu noktada Adana Mutabakatı’nın imzalandığı o dönem ile bu dönem cidden farklı. Bu dönem Şam ile Ankara arasında ciddi bir güven bunalımı var. O dönemde Suriye topraklarında otoritesini kurmuş bir rejim vardı. Şimdi Şam’ın YPG’yla mücadele edebilmesi durumu şüpheli. Bu nedenle Türkiye önce kendi sınır bölgesinde kendi güvenliğini sağlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da mesajları bu yönde görülüyor. Rusya’nın ise, Şam’ı tanınması görüşünü öne sürdüğünü düşünüyorum” diye konuştu.

Hakkı Uygur ise, Türkiye’nin Adana Mutabakatı anımsatması çerçevesinde Şam rejimiyle uzlaşma sürece başlatması noktasında İdlib faktörüne dikkat çekti. Rusya’nın Adana Mutabakatı’yla artık Ankara’ya “Şam rejimini tanı” mesajı verdiğini söyleyen Uygur, bunun karşılığında ise Rusya’nın Türkiye’ye “Şam’da sizin endişelerinizi gidersin” seçeneği sunduğunu dile getirdi. Ancak Türkiye’nin bu seçeneği kabul edebilmesi için İdlib’teki varlığını öne süreceğini kaydeden Uygur, “İdlib’teki varlığımız bizim için kabul edilirse Adana Mutabakatı bizim için daha kabul edilebilir olur. Aksi Türkiye tarafından kabul edilebilir değil” ifadesini kullandı.

ABD’nin Suriye ve Ortadoğu bölgesi için politikasındaki son durum nedir?

SETA’nın Washington Ofisi Direktörü Kılıç Buğra Kanat, ABD’nin Suriye ve Ortadoğu bölgesi politikasını kamuoyuna açıklanan ulusal strateji raporları itibariyle anlamaya çalıştıklarını kaydetti. Washington’da dış politika açısından adeta bir kaos yaşandığı görüşünü savunan Kanat, “Enteresan şekilde kurumlar arasındaki kaosa rağmen ortak bir şey var. Raporlar diyor ki uluslararası ilişkiler anlamında iki rakip var: Rusya ve Çin. Devlet aktörü olarak iki tehdit var, biri İran ve birisi Kuzey Kore. İki devlet dışı tehdit var. Bunlar da El-Kaide ve DEAŞ (IŞİD). Siber tehditler gibi detaylar da var. Ama ortaya konulan perspektif bundan sonra Amerika’nın Asya stratejisine dönüş kararlığında olduğu. Bu sırada Ortadoğu ne olacak bu tam bir muamma. Çünkü orada bir İran meselesi var. Başkan Trump, Suriye’den çekilmeden sonraki ilk basın toplantısında İran’ın Suriye’de ne yapıp yapmayacağıyla çok ilgilenmediğini de söyledi. Raporlarda, Ortadoğu’da özellikle DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkmayacak şekilde yok edilmesine ifadesi var. Ama bunun sonucunda tam olarak nasıl bir politika izleneceği de açık değil” dedi.

ABD’nin Suriye Temsilcisi James Jeffrey’nin bugünlerde Ankara’da temaslar yürüttüğünü de anımsatan Kanat, Jeffrey’nin Suriye’den çekilme kararı öncesinde Washington’da Atlantik Konsey adlı düşünce kuruluşundaki konuşmasında ABD’nin politikasına ilişkin bilgi verdiğini kaydetti. Kanat, “Jeffrey’e göre, ABD’nin Suriye’de üç önceliği var. Bunlar Birleşmiş Milletler’in 2254 kararı çerçevesinde bir siyasi çözüm elde edilmesi, İran’ın Suriye’deki etkinliğinin engellenmesi ve DEAŞ’ın bölgeden kaldırılması. Ancak raporlarda açıklanan mevcut stratejiler içerisinde DEAŞ kısmen var ama Ortadoğu ile ilgili mesela İran bunun neresinde tam olarak açık değil” diye konuştu.

Türkiye’nin Suriye konusunda son yaklaşımını nasıl?

ORSAM’dan Suriye alanında uzman Oytun Orhan ise, ABD’nin “belirsiz” olduğu vurgulanan Suriye politikası karşısında Türkiye’nin tutumunu yorumladı. Orhan, “Türkiye, Münbiç ve Fırat’ın doğusuna baktığında karşısında Amerika’yı gördü yani NATO müttefiki ve bir süper güç. Bu nedenle Türkiye açısından bu işin mümkünse diplomatik yollarla NATO müttefikiyle anlaşarak çözülmesi birinci tercihi. Ama Türkiye’de ‘ABD bizi oyalıyor’ algısı son derece güçlü. Bunun temel nedeni Münbiç konusunda yol haritası oluşturulmasına rağmen bu konuda atılan adımlara bakıldığında bir aşama kaydedilememiş olması. Yine Türkiye algısındaki bakışta, Amerika’daki güvenlik bürokrasisi yani Pentagon ve ordu tarafından Türkiye ile ABD dışişleri ve siyasi liderlerince alınan kararlara rağmen sahada direnç uygulandığı algısı hakim” görüşünü aktardı.

Türkiye’nin geçtiğimiz Aralık ayında artık sahadaki ciddi gecikmeler olduğu düşüncesiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle askeri müdahale seçeneğine yöneldiğini belirten Orhan, ancak Türkiye’nin operasyon hazırlığına giriştiği günlerde ABD’nin Suriye’den çekilme kararı aldığını söyledi. “Bu karar sonrasında Türkiye askeri seçeneği şimdilik rafa kaldırdı. Çünkü sahada süper güçle karşı karşıya gelmenin bir maliyeti var” diyen Orhan, yine de Ankara’nın çok da fazla Washington’u bekleme seçeneği olmadığı görüşünde.

Orhan, ama Ankara’nın ister diplomasiyle isterse askeri yöntemle Suriye’de istediği şekilde ve kapsamda kontrolü sağlayamayacağını da vurguladı. Orhan, “Benim düşünceme göre, sınır bölgesi öyle ya da böyle ABD’yle anlaşarak ya da tek taraflı askeri müdahaleyle Türkiye’nin kontroluna geçecektir. Bunun çok fazla derinliği olacağını düşünmüyorum. 30 kilometreyi aşmayacaktır. Geri kalan bölge orta ve uzun vadede Suriye rejiminin kontrolüne geçecektir. Bu Türkiye açısından birinci tercih mi? Hayır. Ama kesinlikle mevcut ortama göre çok daha tercih edilebilir bir durumdur” dedi.

İran’ın Suriye’deki pozisyonu nasıl şekilleniyor?

İRAM Başkanvekili Hakkı Uygur ise, İran açısından Suriye’deki durumu ve Ankara-Tahran arasındaki olası gelişmeleri değerlendirdi.

İran’ın da ABD’nin politikasını belirsiz bulduğunu kaydeden Uygur, “Twitter’ı dikkatli şekilde takip ediyoruz yarın Trump ne diyecek?’ diyorlar. Yani ABD tarafında ciddi bir strateji, bir açıklama, bir adım öngörülemiyor. Dolayısıyla İran’ın temel pozisyonu ABD’nin ne yaptığıyla doğrudan irtibatlı olacaktır” ifadesini kullandı.

Öte yandan İran’ın ve desteklediği Beşar Esat’ın Türkiye ile PYD-YPG konusunda ise ortak görüşe sahip olduğunu söyleyen Uygur, “Suriye rejimi, Şam’a muhalifler birkaç yüz metre yaklaştığında bile ‘Federasyon ve özerklik diye bir şey söz konusu değil’ diye ciddi bir duruş sergilemişti. Bugün bile Suriye rejimi, Trump çekileceğiz dedikten sonra YPG tutuşup Şam’a temsilciler gönderdiğinde de aynı tavrı koruyor. Dolayısıyla YPG konusunda bizim, rejim ve İran arasında ciddi bir ortak pozisyonumuz var” diye konuştu.

Ancak Tahran – Ankara hattında İdlib konusunda ise anlaşmazlık olduğunu işaret eden Uygur, “İran ve rejim ‘Artık şu İdlib işini bitirelim, niye tutuyoruz?’ bastırıyor. Rusya ise, Türkiye’yi kaybetmemek için Türkiye’yle farklı alanlarda işbirliği içinde olmanın getirdiği ağır başlılıkla ve sorumlulukla hareket ediyor. Konuştuğumuz her şey bugün, yarın milisler, İran ve Şam rejimi, İdlib’e saldırı başlatırsa değişebilecek bir pozisyona sahip” anımsatması yaptı.

XS
SM
MD
LG