Erişilebilirlik

STK’lardan Uyarı ‘OHAL’le İşkence İddiaları Arttı’


Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen, dünyada “İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” nedeniyle ortak bir açıklama yapan sivil toplum kuruluşları, Türkiye’de OHAL’le birlikte işkence iddialarının arttığına dikkat çekti. STK’lar OHAL’in kaldırılarak uluslararası denetime izin verilmesi çağrısı yaptı.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği, Baro ve Tabip odası tarafından düzenlenen ortak açıklamada, Türkiye’nin işkenceyle mücadelesinde gelinen nokta kamuoyu ile paylaşıldı.

Sivil toplum kuruluşları adına açıklamayı Türkiye İnsan Hakları Vakfı Diyarbakır Şube Başkanı Avukat Barış Yavuz yaptı. Yavuz Türkiye’nin “İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul etmesine rağmen son yıllarda, özellikle de 2015’in Temmuz ayında çatışmaların yeniden başlamasıyla Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da; 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi sonrasında, bilhassa OHAL sürecinde, işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları ve iddialarının önceki dönemlerle kıyaslanmayacak boyutlara ulaştığını vurguladı.

Yavuz, çatışmaların yeniden başlamasının ardından Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da bazı il ve ilçelerde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarının işkence ve kötü muamele yasağının ihlali olduğunu savunarak, ”Halen devam etmekte olan bu süreçte TİHV Dokümantasyon Merkezi verilerine göre; sokağa çıkma yasaklarının uygulanmaya başlandığı ilk tarih olan 16 Ağustos 2015 ile 1 Haziran 2017 tarihleri arasında, başta Diyarbakır 127 kez, Mardin 32 kez, Hakkari 20 kez ve Şırnak 13 kez olmak üzere Bitlis 8 kez, Batman 3 kez, Muş 4 kez, Bingöl 5 kez, Tunceli 5 kez ve Elazığ 1 kez olmak üzere toplam 10 il ve en az 43 ilçede, resmi olarak tespit edilebilen en az 218 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilanı gerçekleşmiştir. 2014 nüfus sayımına göre söz konusu il ve ilçelerde yaşadığı belirtilen en az 1 milyon 809 bin kişinin bu yasaklar nedeniyle başta yaşam ve sağlık hakkı olmak üzere en temel hakları ciddi bir şekilde ihlal edilmiştir ”dedi.

Yavuz, işkence iddialarına ilişkin rakamları da paylaşarak şöyle devam etti: ”İHD Diyarbakır Şubesi’nin verilerine göre 2016 yılı ve 2017 yılının ilk 3 ayında, yani toplamda 15 aylık zaman diliminde Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde 234 kişi gözaltında, 320 kişi cezaevlerinde, 171 kişi gözaltı yerleri dışında ve 108 kişi de toplumsal gösterilerde işkence gördü. TİHV Diyarbakır Temsilciliği’ne ise 2016 yılı ve 2017 yılının ilk 5 ayında 277 kişi muhtelif yerlerde ve zamanlarda işkence gördükleri gerekçesiyle başvuruda bulundu. Öte yandan özellikle de 15 Temmuz askeri darbe girişimi sonrasında işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları darbeyi bastırmak, toplumun çok farklı kesimleri üzerindeki kontrol ve baskıyı arttırmak, topluma dehşet ve korku yaymak ya da sadece güç gösterisinde bulunmak amacıyla, intikamcı bir zihniyetle alenileştirilmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Adalet Bakanlığı’nın 13 Haziran 2017 tarihli açıklamasına göre darbe girişiminden bugüne kadar toplam 161 bin 751 kişi hakkında işlem yapılmış ve 50 bin 344 kişi de tutuklanmıştır. Gerek bu sayılar, gerekse darbeyi bastırma amacıyla yapılan gözaltı işlemlerinin ardından işkence ve kötü muamele görüntülerinin bizzat devlet haber ajansı tarafından servis edilmesi işkenceyi alenileştirme ve yaygınlaştırmanın boyutlarını ortaya koymaktadır.”

Darbe girişiminden sonra basına servis edilen işkence görüntülerine ilişkin hiçbir soruşturma açılmamasına dikkat çeken Yavuz, Türkiye’nin uluslararası denetimden kaçtığını söyledi. Yavuz mevcut tablodan üzüntü ve kaygı duyduklarını ifade ederek, “Elbette bu tablonun oluşumundan insan haklarına saygıyı ve demokrasiyi bir değer olarak kabul etmeyen egemen zihniyetin kendisi doğrudan sorumludur. Bu zihniyet er ya da geç mutlaka değişmelidir. Bununla birlikte göreceli de olsa bazı öncelikli adımların atılması mümkündür. Şimdiye kadar her vesile ile dile getirdiğimiz gibi yaklaşık 10 aydır topluma reva görülen OHAL, gerek anayasaya göre gerekse Türkiye’nin de bir parçası olduğu evrensel hukuk normlarına göre, keyfi değil hukuki bir rejimdir. Bu nedenle OHAL, ilan edilme gerekçesi ile sınırlı, geçici, ulusal ve uluslararası yargı denetimine açık ve en nihayetinde bir dizi temel (çekirdek) hakkı hiçbir şekilde sınırlanamayan bir uygulama olmak zorundadır. Söz konusu çekirdek hakların en başında ise ‘işkence yasağı’ gelmektedir. Zaten ‘İşkenceye Karşı Sözleşmenin’ ikinci maddesinde de ‘savaş veya yakın savaş tehdidi dahil hiçbir siyasi istikrarsızlık ya da olağanüstü hal işkence için gerekçe olamaz’ denilmektedir. Dolayısıyla bu emredici kurala mutlaka uyulmalı ve işkenceye ortam yaratan, her türlü denetimden uzak, keyfi kararnamelerle uygulanan OHAL derhal kaldırılmalıdır ”diye konuştu.

XS
SM
MD
LG