Erişilebilirlik

Selahattin Demirtaş’ın Tutukluluğu Devam Edecek


HDP Eş Genel Başkanlığı’ndan ayrılan Selahattin Demirtaş’ın, “terör örgütü üyeliği, yönetme, örgüt propagandası” gibi suçlamalarla yargılandığı davada tutuklu kalmasına karar verildi.

HDP İstanbul Milletvekili Demirtaş, önceki gün ilk kez hakim karşısına çıkabildiği ve 142 yıla kadar hapis cezası talebiyle yargılandığı davada Cuma günü de savunmasını sürdürdü.

Demirtaş’ın bugünkü duruşması son iki gündür olduğu üzere saat 10.00’da başladı ve gece saat 18.00 civarında sona erdi. Ancak gün sonunda Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada Mahkeme Başkanı Murat İlhan, Demirtaş’ın tutukluluğunun devamına hükmedildiğini açıkladı. Demirtaş’ın tutuklanmasına gerekçe olduğu için ana davası olarak adlandırılan dava, 11 Nisan gününe ertelendi.

Avukat Emin Aktar, Amerika’nın Sesi’ne yaptığı açıklamada, müvekkili Demirtaş’ın tutuklu kalmasıyla ilgili kararı yorumladı. Aktar, “Türkiye’nin içerisinde bulunduğu koşullarda Demirtaş kendisi de tahliye olmasını beklemiyordu. Yargı eliyle nasıl siyasi kararlar verildiği görülüyor. Örneğin bugün yabancı bir ülkeyle pazarlık konusu yapılan gazeteci özgür kaldı. Öteki gazeteciler hakkında müebbet hapis cezası verildi. Dolayısıyla Demirtaş’ın serbest kalmasını maalesef beklemiyorduk” dedi.

İddianamedeki “gizli tanık” bulunamadı

Demirtaş’ın tutuklu kaldığı Cuma günkü davada, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameye ilişkin “gizli tanık” usulsüzlüğü de ortaya çıktı.

Avukat Aktar, dava iddianamesinde, Demirtaş aleyhindeki suçlamalardan bazıları için gerekçe olan ifadeleri söylediği iddia edilen “gizli tanık” hakkında “gerçek şahıs kimlik bilgisi” bulunmadığını ifade etti. Aktar, “Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, yasaya uygun şekilde kendi hazırladığı iddianamedeki ‘MERCEK’ kod adlı gizli tanığa ait gerçek kimlik bilgilerini Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunması gerekiyordu. Ancak bu duruşmalarda ortaya çıktı ki Başsavcılık 12 Şubat tarihli yazısıyla ‘MERCEK’ kod adlı gizli tanığın soruşturma dosyasında gerçek kimlik bilgisi bulunamıyormuş. Mahkeme, bugün Diyarbakır’daki başsavcılıktan bu gizli tanığın kimlik bilgisini yazılı olarak yeniden talep etme kararı aldı. Ancak biz böyle bir tanık bulunmadığını düşünüyoruz” açıklaması yaptı.

Aktar, Demirtaş hakkındaki iddianamede sadece gizli tanık ifadelerinde değil dinleme kararlarında da usulsüzlükler bulunduğunu ifade etti. Aktar, Demirtaş’ın milletvekili iken yargı kararı olmaksızın ve dokunulmazlık düzenlemesine aykırı olarak telefon görüşmeleri ve ortam dinlemelerinin iddianamede yer aldığını kaydetti.

Aktar, ayrıca Demirtaş’ın savunmasını tamamlayamadığını ve iddianamedeki ek dosyaları talep ettiğini de hatırlatarak, “Mahkeme, hali hazırda bugün Demirtaş’ın tutuklu kalmasına karar vermeden önce dün kendisine cezaevinde ek dosyaları inceleyebileceğini söylemişti. Demirtaş da, CD’ler halindeki ek dosyaları inceleyebilmesi için cezaevinde bilgisayar ihtiyacı olduğunu belirtmişti. Şimdi bugünkü tutukluluk kararı sonrası Demirtaş’a cezaevinde bilgisayar imkanı sağlanacak mı bilmiyoruz” diye konuştu.

“Çözüm Süreci farklı gelişseydi diyalog adresi Ankara olurdu”

Bu arada Demirtaş, Cuma günkü savunmasında ise, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) örgütlenmesini anlatarak, Türkiye’nin Kürtler’in demokratik haklarını sağlayamaması nedeniyle bugüne geldiğini kaydetti. DTK içerisinde ve çatısı altında yasal faaliyetler yürüten pek çok insan hakkında bugün davalar açıldığını ve yargılamalar yapıldığını söyleyen Demirtaş, özellikle Cemaat (Fethullah Gülen yapılanması) eliyle demokratik siyasete müdahale edildiğini dile getirdi. Demirtaş, “Eğer biz o dönem bu tür müdahalelerle karşılaşmasaydık, eminim siyaset çok daha doğru bir rotada ilerleyecekti. Şiddete karşı çok iyi bir alternatif oluşturacaktık biz. Demokratik siyaset inancı güçlenecekti. Ben partimiz oyuyla ilgili bir meseleyi tartışmıyorum. Toplumda birarada yaşama, barış içerisinde yaşama, demokratik yollarla sorununu çözme inancı artacaktı. Ve belki PKK’ye silahları bıraktırmış olacaktık” dedi.

Türkiye’de 2007’den itibaren çözüm süreci çalışmaları yürütüldüğünü ancak 2009’da bunun sekteye uğradığını söyleyen Demirtaş, “Çok önemli dönemlerdi o dönemler. Bakın neden önemlidir? Yargının bunu iyi anlaması lazım. Bugün Ortadoğu’da dönen operasyonlara bir bakın. Türkiye, kendi içindeki Kürt yurttaşlarıyla barışık bir sistemi kurmuş olsaydı, PKK tümden silahlarını Türkiye’ye karşı bırakmış olsaydı, Türkiye’de tek bir silahlı eylem yapmamış olsaydı -- bitseydi yani PKK’nin silahlı tüm faaliyetleri -- böyle bir sorun olmasaydı Türkiye’de ve Türkiye’nin Suriye’deki Kürtlerle diyaloğu, işbirliği güçlü olsaydı, bugün Türkiye bütün Ortadoğu’nun merkezindeki ülke olacaktı. Değil Amerika’sı, Rusya’sı, dünyanın bütün güçleri bir araya gelse Suriye barış görüşmelerini Ankara dışında hiçbir yerde yaptıramazdı. (Görüşmeler) Soçi’de, Cenevre’de değil, Ankara’da olurdu” diye konuştu.

Osmanlı sınırlarında yaşarken Meclis-i Mebusan’da Kürt vekiller bulunduğunu belirten Demirtaş, “Türkiye’nin, Kürtler’i her yerde Türkiye Cumhuriyeti’nin yanına alması lazım. Bin yıllık kardeşliğimizin gereği de budur. İttifak yapmaları lazım. Bütün Kürt hareketi, örgütlerinin de, silahlı, silahsız, Türkiye’ye karşı düşmanlık yapmaması Türkiye’ye karşı işbirliğini geliştirmesi lazım. Kürtlerin çıkışı Türkiye ile işbirliğindedir. Türkiye’nin çıkışı Kürtlerle işbirliğindedir” ifadelerini kullandı.

XS
SM
MD
LG