Erişilebilirlik

Osman Kavala Hakkında Yeni İddianame


Yaklaşık üç yıldır cezaevinde bulunan işadamı Osman Kavala hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan yeni iddianame, İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.

18 Ekim 2017’de gözaltına alındıktan sonra tutuklanan ve 18 Şubat 2020’da İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hakkında verdiği beraat kararı sonrası yeni bir tutuklama kararı ile Silivri Cezaevi’nde tutukluluğu devam ettirilen Kavala, yeni iddianamede ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi (CFR) kıdemli uzmanı ile birlikte Türk Ceza Kanunu’nun 309. Maddesi’nde düzenlenen ‘’cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni ortadan kaldırmak’’ ve 328. Madde’de düzenlenen ‘‘siyasal ve askeri casusluk’’la suçlanıyor.

Kavala ve Türkiye’de bulunmayan Barkey ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 20 yıla kadar hapis cezalarıyla yargılanacak.

İddianamede başka şüphelilerin de olduğu belirtilirken isim verilmiyor.

Kavala bir kez daha Gezi sürecinin organizatörü olmakla suçlanıyor

‘‘Arap Baharı olarak bilinen olayları organize edip finanse eden açık toplum vakfının yöneticisi George Soros ile irtibatlı olduğu’’ belirtilen Kavala, geçtiğimiz Şubat ayında beraat etmiş olduğu Gezi davasında olduğu gibi bu iddianamede de ‘‘Gezi kalkışması’’nın organizatörü olarak gösteriliyor:

‘‘Gezi Kalkışması’nın, bir anda gelişen kontrolsüz bir eylem olmadığı, yurtdışından tüm gelişmeleri takip edilen, evveliyatından toplumda uzun bir süreç boyunca oluşturulan direnç noktalarının harekete geçirildiği, öncesi, uygulaması, sonrasını içeren ve kalkışmanın gidişatına göre alternatif planlar kurulan, finansmanı, eylem çağrıları, şiddet eylemlerine ortam hazırlanması ve en önemlisi akıl hocalığı yurtdışı bağlantılı şahıslar tarafından yapılan, bu şahısların kendilerini ve eylemlerini çeşitli STK’lar aracılığıyla sözde legalize ederek perdelemeye çalıştığı, kalkışma hareketlerinin Açık Toplum Enstitüsü Danışma Kurulu üyesi şüpheli Mehmet Osman Kavala'nın organizatörlüğünde diğer kişiler ile birlikte bir plan ve senaryo doğrultusunda gerçekleştirildiği organize bir eylem olduğu anlaşılmıştır.’’

Başkanı olduğu Anadolu Kültür A.Ş. aracılığıyla özellikle “Kürt, Ermeni, Rum veya Hristiyan, Yahudi, Süryani, Ezidi kökenli vatandaşlara yönelik ayrıştırıcı projeleri fonlayarak toplumsal ayrışmayı tetikleyici faaliyetler yürütmekle” de suçlanan

Kavala hakkındaki bir başka iddia ise Gezi olayları döneminde İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) Türkiye Raportörü Emma Sinclair-Webb’le çok sıkı ilişki kurarak Türkiye Cumhuriyeti devleti üzerinde uluslararası baskı kurulması için bir dizi faaliyette bulunmak.

Barkey hakkında ‘‘terör örgütlerinin eylem stratejileri üzerinde etkin olma’’ iddiası

Henri Jak Barkey
Henri Jak Barkey

İddianamedeki diğer isim Henri Jak Barkey hakkında ise ‘‘Amerika Birleşik Devletinde faaliyet gösteren Wilson Center düşünce kuruluşunda Ortadoğu analisti ve uzmanı olarak çalıştığı, istihbarat faaliyetlerinde bulunduğu, Türkiye Cumhuriyeti sosyal siyasal demografik yapısını çok iyi bildiği, bir yandan PKK/KCK , PYD terör örgütü diğer yandan da FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yapılanması ile yoğun ve derin irtibat halinde olduğu, bu irtibatın alelade bağlantının ötesinde bu terör örgütlerinin eylem stratejilerinin üzerinde inisiyatif kullanabilecek düzeyde etkin olduğunu gösterir deliller’’ olduğu belirtiliyor.

Savcılık bu iddiasına dayanak olarak Barkey’in 15 Ekim 2015’te VOA Türkçe’ye vermiş olduğu bir mülakatı gösteriyor.

Barkey’in bu mülakatta, ‘‘(Türkiye’nin) Yapması gereken çok önemli bir şey var. IŞİD altyapısını mümkün olduğu kadar temizlemek. Çünkü eninde sonunda bu altyapı, Türkiye’nin içinde Türkiye’ye saplanmış bir hançer gibi. Düşünün Ankara gibi Türkiye’nin en iyi muhafaza edilmiş, en çok polisin var olduğu yerde uluorta 100 kişinin canını alan bir katliam yaptılar. Bunu bu kadar kolaylıkla yapmışlarsa, bunu İstanbul’da da, başka yerde de yapabilirler. Türkiye’nin dikkatli davranması lazım. IŞİD’in daha fazla katliamlara sebep vermemesi lazım. Öte yandan yarın öbür gün İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde yapsalar ne olacak?’’ şeklinde yaptığı analiz, savcılık tarafından ‘‘DEAŞ Terör Örgütü’nün İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde de bomba patlatabileceğini beyan ettiği tespit edilmiştir’’ şeklinde yorumlanıyor.

15-17 Temmuz 2016 tarihinde Büyükada’da ve Henri Barkey’in de düzenleyicilerinden biri olduğu uluslararası toplantı da bir önceki iddianamede olduğu gibi 15 Temmuz darbe girişimiyle ilişkilendiriliyor.

İddianamde ‘‘Henri Jak Barkey’in, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü unsurları tarafından gerçekleştirilen darbe girişimini takip etmek, gerektiğinde yönlendirmek ve özellikle darbenin başarılı olması sonrası darbenin uluslararası destekçileri ile koordinasyonu sağlamak üzere darbe girişimi gecesi Türkiye’de bulunduğu ve her türlü ihtimale karşı burada bulunmasını açıklayabilmesi amacıyla Splendid Otel’deki göstermelik bir toplantıyı organize ettiği’’ iddia ediliyor.

Pennsylvania haritası bulunan çanla Türkiye’ye mesaj verildiği iddiası

İddianamede Barkey’in kaldığı otel odasında bulunduğu ifade edilen bir çanın da Türkiye’ye yönelik bir mesaj olduğu belirtiliyor:

‘‘Splendid Otel çalışanlarının ifadelerinden de anlaşıldığı üzere, şüpheli Henri J. Barkey’in otelden ayrılırken, üzerinde FETÖ Silahlı Terör Örgütü lideri Fetullah Gülen’in 1999 yılından bu yana ikamet ettiği ve 15 Temmuz darbe girişimini yönettiği Amerika Birleşik Devletleri Pennsylvania Eyaleti’nin isminin ve haritasının yer aldığı çanı resepsiyona bırakmıştır. Şüpheli Henri J. Barkey’in, darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ Silahlı Terör Örgütü’nün yuvası olarak kabul edilen Pennsylvania Eyaleti’ni simgeleyen çanı darbe girişiminden önce Türkiye’ye gelirken yanında getirmesi ve otelden ayrılırken de bu çanı resepsiyona bırakması hayatın olağan akışı içerisinde kabul edilebilir bir davranış değildir ve darbe girişimi sonrası Türkiye’den ayrılarak bir daha Türkiye’ye gelmeyen şüpheli tarafından darbe girişimi ile ilgili verilmiş istihbari bir mesaj mahiyetinde olduğu açıktır.’’

Barkey ile Kavala ne sıklıkta görüştü?

İddianame, ‘‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden’’ iki sanık hakkında hepsi 8 Ekim 2016’da yapılan ve toplam 193 saniye süren toplam üç telefon görüşmesi olduğu ve 18 Temmuz 2016 akşamı bir lokantada yemek yedikleri tespit edildiğini ortaya koyuyor.

İkili arasında başka bir telefon görüşmesi ya da yüz yüze görüşme saptanamamış olsa da savcılık, 2013, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında çeşitli HTS kayıtlarına bakarak iki isme ait telefonların birbirlerine yakın alanlardan sinyal vermesini ‘‘gün içerisinde birlikte hareket ettikleri ve aynı yerde oldukları anlaşılmıştır’’ şeklinde yorumluyor.

Ancak Gezi davası yargılamalarında Kavala, söz konusu lokantada birlikte yemek yemediklerini, tesadüfen karşılaştıklarını ve ayak üstü konuştuklarını bunun dışında Barkey ile hiçbir zaman görüşmediğini söylemişti.

Uluslararası Af Örgütü’nden Kavala açıklaması

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın işadamı Osman Kavala’nın Türk Ceza Kanunu’nun 309. Maddesi’nde düzenlenen ‘‘cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni ortadan kaldırmak’’ ve 328. Madde’de düzenlenen ‘‘siyasal ve askeri casusluk’’la suçlanmasının ardından Ulsulararası Af Örgütü bir açıklama yaptı.

Af örgütü iddianameyi ‘‘temelsiz’’ olarak değerlendirdi.

Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölgesel Ofis Direktörü Nils Muiznieks imzasıyla yapılan açıklama şöyle:

“Yaklaşık üç yıldır cezaevinde tutulan Osman Kavala’ya şimdi de başka bir temelsiz ‘casusluk’ suçlaması yöneltiliyor. Osman Kavala, bu yeni iddianamedeki ‘casusluk’ suçlamasıyla ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ve 20 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya. Kafkavari tabiri aşırı kullanılan bir klişe haline gelmiş olsa da Osman Kavala’nın durumu için kaygı verici ölçüde uygun bir tabir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Aralık ayında verdiği kararla Osman Kavala’nın uzun süreli tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna ve ‘art niyet’ taşıdığına hükmetti. Buna rağmen Türkiye, bu bağlayıcı kararı uygulamayarak, Kavala’yı serbest bırakmayı reddediyor. Bir kez daha, Türkiye’yi, Osman Kavala’yı cezaevinden serbest bırakarak, intikam amacı taşıdığı açıkça görülen suçlamaları düşürmesi çağrısı yapıyoruz ve Türkiye’yi Kavala’nın maruz kaldığı bu utanç verici adaletsizliğe son vermeye çağırıyoruz.”

XS
SM
MD
LG