Erişilebilirlik

Ortadoğu’da Terörle Mücadele Ne Aşamada? 


16 Ekim 2019 - Suriye'nin Tel Abyad kasabasında duvardaki IŞİD bayrağı üzerine yazılan YPG güçlerinin ismi.

IŞİD’in Irak ve Suriye’de tek taraflı ilan ettiği sözde hilafetin ortadan kalkmasının üzerinden tam iki yıl geçti. Ancak IŞİD’in bölgede hala suikast ve bombalı saldırılar düzenleme kabiliyetine sahip binlerce militanı bulunuyor. Örgütün Batı Afrika’dan Doğu Asya’ya kadar uzanan coğrafyada bağlantılı olduğu çok sayıda örgüt de yerel, bölgesel ve uluslararası güvenliğe tehdit oluşturmayı sürdürüyor. IŞİD dünya genelinde de radikalleşme eğilimlerin kaynağı.

Tüm bu gelişmeler ve terörle mücadelenin geldiği boyut, düşünce kuruluşu Wilson Center’ın çevrimiçi düzenlediği panelde tartışıldı.

Panelin konuşmacılarından Wilson Center uzmanı gazeteci-yazar Robin Wright, Afganistan, Irak, Suriye ve Lübnan’ı kapsayan ziyaretlerinden izlenimlerini paylaştı ve hem “iyi hem “kötü” haberlerin olduğunu söyledi.

Wright, iyi haber olarak, bu ülkelerin her birinde ABD’nin, askeri kapasitelerini IŞİD’le mücadele edebilecek düzeyde güçlendiren ortaklarının bulunduğunu, kötü haberinse hemen hemen her yerde siyasi olarak ulaşılmak istenen hedeflerin giderek başarılması daha zor hale geldiğini söyledi.

Wright, örneğin Afganistan’da şiddetin hala sürdüğüne ve 1 Mayıs’a kadar bir barış anlaşmasının imzalanmaması halinde 2 Mayıs’ın “çok kanlı” olabileceği kaygılarının bulunduğuna işaret etti.

Robin Wright, Suriye’de de Suriye Demokratik Güçleri’nin daha profesyonel bir yapıya büründüğünü ve hem bölgesel siyasi sorunlar hem de Rusya, İran, Suriye güçleri ve IŞİD’in saldırılarına rağmen elindeki toprakları koruyabildiğini ifade etti; ancak burada da siyasi bir çözüm olana kadar ABD’nin varlık göstermeye devam etmek zorunda kalabileceğini söyledi.

“Bölgede hala 10 bine kadar IŞİD militanı bulunuyor”

Wright, IŞİD’in hala aktif olduğunu ve büyük çaplı hücrelerinin bulunduğunu, bazı tahminlere göre Irak ve Suriye genelinde hala 10 bin kadar IŞİD militanının olduğunu belirtti.

ABD’nin Irak’ın terörle mücadele kapasitesini güçlendirdiğini ancak görüştüğü Amerikalı üst düzey bir yetkilinin, bugün Irak’taki en büyük sorunun IŞİD değil, İran tarafından yetiştirilen ve şimdi Irak güvenlik sisteminin bir parçası olan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) olduğunu söylediğini belirten Wright, bu güçlerin IŞİD’le savaşma bahanesiyle geleneksel olarak Sünniler’e ait bölgelere yerleştiğini ve bu durumun da mezhepsel gerilim yarattığını kaydetti.

Wright, Irak’ta temel sorunun ABD’nin 2003 yılındaki işgalinden bu yana hüküm süren çekirdek sorunların bazılarına hala siyasi çözüm getirilememesi olduğunu ifade etti. iktidarın paylaşımı konusunda kapsamlı bir reform programının hayata geçirilemediğini, petrol gelirlerinin dağıtımı konusunda da hala anlaşmaya varılamadığını söyleyen Wright, bunun da ülkede IŞİD dahil farklı gruplar arasında gerilimlerin patlak vermesinin zeminini hazırladığını söyledi.

Wright, Lübnan’da da işlev sergileyen tek kurum olarak ordunun kaldığını ve IŞİD’in ülkedeki bu siyasi boşluktan yararlanmaya çalıştığını ve hücreleşmeye başladığını belirtti.

“Siyasi sorunlar yüzünden IŞİD gibi gruplar ortadan gitmiyor”

Robin Wright, tüm bu ülkelerdeki gelişmelerden çıkarılacak ana sonucun, bir yandan ABD’nin yatırımlarının yerel güçlerin kapasitelerinin artmasına katkı sağladığı yönünde bir umudu yeşertmesi diğer yandansa siyasi sorunların hala devam ediyor olması nedeniyle, IŞİD ya da diğer grupların ortadan kalkmaması olduğunu kaydetti.

Wright, ABD’nin savaşları başlatmada olduğu kadar barışı sağlamada da iyi bir performans sergilemesi ve bu siyasi sorunların çözümüne yardımcı olması gerektiğini söyledi.

Bölgedeki radikal grupların sahada hala önemli çapta desteğe sahip olduğuna işaret eden Wright, yine Afganistan’dan örnek vererek, ”Taleban ülkenin bazı kesimlerinde popüler. Tahminlere göre Taleban ülkenin en az yüzde 50’sini kontrol ediyor” dedi.

Wright, tüm bu ihtilaflarda sorulması gereken sorunun, tümü ideolojik olarak katılmasa da “birilerinin onları temsil edeceği, onlara güç vereceği” düşüncesiyle bu gruplara sempati duyan, topluma yabancılaşmış kesimlerin nasıl kazanılacağı, radikalleşmenin nasıl tersine çevrileceği olduğunu belirtti.

"Temeldeki sosyal ve ekonomik koşulları onarmayı bilmiyoruz”

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve Wilson Center’ın Ortadoğu Programı Başkanı James Jeffrey de ABD’nin en başta 11 Eylül saldırıları nedeniyle hız verdiği terörle mücadelesinden çıkarılan dersler bulunduğuna işaret ederek, bunlardan ilkinin, özellikle dünyanın bu kesiminde konvansiyonel askeri güçlerin teröristlere karşı çok etkili olmaması olduğunu söyledi. Jeffrey, “Teröristlere ya da genel anlamda isyancılara karşı etkili olan unsurlar, Irak Terörle Mücadele Birimi gibi elit güçler ya da Suriye Demokratik Güçleri gibi ideolojik güçler, Kürt Peşmerge gibi kaynaklar. O ya da bu sebeple savaşmak için gerçek bir arzu duyan ve onları bunu yapmaya iter bir kültüre sahip kişiler bunlar” dedi.

Jeffrey ikinci olarak, bölgenin temelinde yatan sorunları tamir edebilecekleri düşüncesinden kaçınmaları gerektiğini ifade ederek, “Dünyanın bu kesiminde terörün olması, örneğin İskandinavya’da genellikle olmamasının nedeni, temelde yatan sosyal ve ekonomik koşullar, bu doğru. Ama bu temel sosyal ve ekonomik koşulları tamir etmeyi biz bilmiyoruz. Özellikle Ortadoğu’da ama aynı zamanda Orta Amerika ve başka yerlerde de bunu yapmayı defalarca denedik, Kolombiya gibi birkaç ufak istisna dışında çok az başarı sağladık” diye konuştu.

Jeffrey üçüncü olarak da süreçlere diplomasinin öncülük etmesi gerektiğini vurguladı. Dışişleri Bakanlığı’nda bu söylendiğinde, Beyaz Saray’da, Pentagon’da otomatikman akıllara “ulus inşasının”, “bu ülkeleri değiştirme, Danimarka gibi yapma, eski ayrılıklara çözüm bulma” fikirlerinin geldiğine değinen Jeffrey, “Öncelikle, bu ülkeleri değiştiremeyiz, ama IŞİD’den temizlediğimiz toplulukların işlev görmesini sağlamak için bir şeyler yapabiliriz. Bunu daha önce Suriye’nin kuzeydoğusunda, Irak’ın bazı kesimlerinde BM’nin de desteğiyle yaptık” dedi.

Jeffrey ayrıca, sahada farklı aktörler arasında, örneğin Suriye Demokratik Güçleri içindeki Kürt unsurlarla, Suriye muhalefetiyle ve özellikle Iraklı Kürtler’le bağlantılı Kürt unsurlar arasında dengelerin olmasını sağlamaya yönelik siyasi adımlar atılabileceğine değindi.

“Terörle mücadele ederken başka bir sorunu yaratmamalıyız”

Diplomasinin bu tür başarıları getirebileceğini ifade eden Jeffrey, son olarak da sınırlı sayıda güçlerle müdahale ettiklerinde bile diplomasinin kritik önem taşıdığını çünkü bölgedeki yerel jeostratejik durumu değiştirdiklerini söyledi.

Jeffrey, “Bunu Afganistan’da yaşadık, kod kelime Pakistan. Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşadık, kod kelime Türkiye. Diplomasi, biz X yapıyorken, yani terörle mücadele diyelim, aynı anda Y, yani bölgedeki tüm terörle mücadele faaliyetimizi baltalayacak bir soruna neden olmamamızı garantiye almalı” diye konuştu.

ABD’nin terörle mücadelede “ya bizlesiniz ya değilsiniz” şeklinde bir ahlaki duruş geliştirdiğini, “bir terör örgütüne karşı savaşımızda herkes bizim tarafımızda olmalı, olmasa da en azından işimizi yapmaya izin vermeli” düşüncesinin olduğunu söyleyen Jeffrey, “Bu doğru bir duruş değil. Pakistan’ın İslamcı aşırıcılardan çekinmek için çok sayıda nedeni var ancak Hindistan’dan çekinmek için kendine göre daha çok nedeni var. Afganistan’da neleri yaptığı, neleri yapmadığını şekillendiren unsur da bu. Türkiye IŞİD’in dev saldırılarına maruz kaldı, Avrupa’daki her ülkeden fazla ama PKK ve PKK’nın Suriye’deki uzantısından kaynaklı tehdidi daha büyük görüyor ve buna göre davranıyor. Diplomasinin rolü bu: terörle mücadele savaşında ne yapıyorsak, bunun bölgenin Amerika’ya, bir müttefike ya da hatta bir yerel ortağa gösterdiği tepkilerle baltalanmayacağını güvenceye almak” diye konuştu.

Jeffrey’ye Türkiye sorusu

Panelde bir katılımcı Jeffrey’ye Türkiye’nin Suriye ve Irak’ın geleceğindeki rolüne ilişkin bir soru yöneltti. Jeffrey, ABD’nin olduğu gibi Türkiye’nin de Suriye’de çok sayıda güvenlik çıkarının bulunduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

“Esat rejimiyle büyük bir ihtilaf içerisindeler. İran ve Rusya’nın oradaki etkisinden çok kaygılılar. Özellikle 2015 ve 2016 yıllarında defalarca IŞİD saldırılarına maruz kaldılar. Ve bizim yardımımızla Suriye Demokratik Güçleri’ne dönüşen PKK uzantısı YPG/PYD’yle ilgili çok endişeleri var. Bu durumu idare etmek çok zor. Türkiye, Suriye ihtilafına siyasi çözüm bulunmasına destek veriyor. Öncelikle, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı, Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 15’ine tekabül eden 3,5 milyon mültecinin tekrar Suriye’ye dönmesini istiyorlar. Sınırlarındaki bu tehditleri ortadan kaldırmayı ve İran ile Rusya’nın etkisini kontrol altında tutmayı istiyorlar. Bunlar ABD’nin de ilgi duyduğu hususlar. Dolayısıyla kuzeybatıda Türkiye’yle gayet iyi şekilde çalışıyoruz. Sorun şu ki, kuzeydoğuda Türkiye’yle çok kırılgan bir ilişkiye sahibiz. Türkler bizden kuzeydoğuyu Esat, İranlılar’a, Ruslar’a terk etmemizi istiyor. Diğer taraftan da orada PKK’yla bağlantıları nedeniyle Suriye Demokratik Güçleri’yle ortaklık yapmamızı istemiyorlar. Bu onarması mümkün olmayan bir durum çünkü yerel bir ortak olmadan orada olamayız. Az sayıda bir Amerikan askeri var zaten, sahada etkili bir ortağa ihtiyacımız bulunuyor ve çok etkili bir ortağımız da var, bu ortaktan vazgeçmeyeceğiz.”

Jeffrey, ABD’nin IŞİD’i yenilgiye uğratma amacıyla bölgeye müdahil olduğunu ancak istemeyerek Suriye ihtilafının daha da derinlerine gömüldüğünü söyledi ve bu durumun çözümünün “ABD’nin tüm operasyonları üzerinde güçlü bir diplomatik gözetimin olmasından geçtiğini” kaydetti.

“Terörle mücadele konusunda Washington’da yorgunluk izleri var”

Düşünce kuruluşu Soufan Grubu’nin başkanı Ali Soufan da yaklaşık 20 yıldır teröre karşı küresel bir savaş veren Washington’da yorgunluğun belirmeye başladığını gözlemlediklerini söyledi.

Ali Soufan, Washington’da ABD’nin artık daha ziyade özellikle Rusya ve Çin gibi ülkelerle güç rekabetine odaklanması gerektiği fikrinin canlandığını belirtti. Bunu yaparken bir yandan devlet dışı aktörlerden kaynaklı tehditlerle baş edebilmek için terörle mücadele operasyonlarının da yürütülmesi gerektiğine işaret eden Soufan, terör grupları, şiddet yanlısı aşırıcılar, devlet dışı aktörlerin oluşturduğu tehditlerle, devletlerin oluşturduğu tehditlerin her zaman birbirinden ayrışık olmadığını belirtti.

Soufan tüm bu devletlerin stratejik hedeflerine ulaşmak için bu tür grupları kullandığını ya da bu gruplardan bölgesel müttefikler ya da vekil güçler yarattığını söyledi.

ABD’nin dünya genelinde terörle mücadele alanında geniş kapsamlı bir altyapı oluşturmaya ve istihbarat kabiliyetlerini geliştirmeye dev miktarda mali kaynak yatırdığını, dünyanın dört bir tarafından ülkelerle ortaklıklar ve kalıcı güvenlik işbirliği mekanizmaları geliştirdiğine dikkati çeken Soufan, “Dolayısıyla bu kabiliyetlerin bozulmasına izin vermek büyük bir risk. Bunları Rusya, İran gibi ülkelere karşı büyük güç rekabetine odaklanan her türlü stratejide de kullanabilmeliyiz” ifadesini kullandı.

“İhtilafların içine girdikçe sorunun da parçası haline geliyoruz”

Ali Soufan, bölgede stratejik hedeflerini başarmak için devlet dışı aktörleri giderek daha fazla kullanmaya başlayan ülkeler arasında Rusya ve İran’ın yanısıra Türkiye’yi de saydı.

Soufan, Türkiye’nin de Libya, Suriye, Dağlık Karabağ gibi yerlerde Rusya, İran ve diğer güçlerle birlikte özel askeri şirketler, savaşçılar ya da mezhepçilik gibi unsurları kullandığını söyledi. Bu olgunun Ortadoğu’da yeni bir siyasi dalga haline geldiğini ifade eden Soufan, “Dolayısıyla çoğu zaman bu bölgesel ve uluslararası güçler adına çalışan mezhepçi ve etnik milisler bulunuyor. Bölgesel güçlerin bu aktörler üzerinden faaliyetlerini yürütmesi birçok durumda tercih edilen yol haline geldi. Kendi politikalarını bu aktörler üzerinden empoze etmeye çalışıyorlar” diye konuştu.

XS
SM
MD
LG