Erişilebilirlik

Merkel'den Sonra AB'nin Lideri Macron mu Olacak? 


Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Başbakanı Merkel

Avrupa politikasına 16 yıldır damgasını vuran Almanya Başbakanı Angela Merkel, önümüzdeki hafta yapılacak seçimlerin ardından siyasete veda ediyor. Yeniden aday olmayan Merkel'in ayrılışı, AB'nin iki dinamo ülkesinden Fransa'da nasıl bir etki yaratacak? Merkel gidince AB'de dizginleri Macron mu ele alacak, yoksa seçimlerden çıkacak formüller, Macron için de risk oluşturuyor mu? Fransa-Almanya ilişkileri bu sonuçtan nasıl etkilenecek? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen önce AB dönem Başkanlığı’nı alacak olan Macron'un, Merkel sonrası için AB planı ne?

Avrupa Dışilişkiler Konseyi tarafından bu hafta yapılan ve 12 ülkede binlerce Avrupa yurttaşının katıldığı bir anket, Merkel'in "Avrupa vatandaşlarına en çok güven veren lider," Almanya'nın da güçlü ve güvenilir bir ortak olduğunu ortaya koydu. İktidarda olduğu 16 yıl boyunca Euro bölgesi krizi, göçmen akını, Brexit, Doğu Akdeniz, COVID-19 gibi AB'yi defalarca tehdit altına alan dev krizlerle mücadele eden Merkel, 16 yıl boyunca, AB içinde "uzlaşmacı ve sonuç odaklı" bir siyaset izleyerek AB'nin bu krizleri birlik içinde aşmasına önemli katkı sağladı.

Avrupa Konseyi anketinde "AB'de cumhurbaşkanlığı seçimi olsa ve Angela Merkel ile Emmanuel Macron arasında seçim yapmak zorunda kalsaydınız, kime oy verirdiniz?" sorusuna, katılanların yüzde 41'i Merkel, yüzde 14'ü Macron için oy kullanacağını söyledi. Anketin yapıldığı Fransa dahil 12 ülkede de Angela Merkel, kazanan lider oldu. Alman lider, Fransa'da Macron'u geçerken, Hollanda, İspanya ve Portekiz'de yüzde 50'nin üzerine çıktı. Anketi düzenleyen uzmanlar Piotr Buras ve Jana Puglierin, "Merkel, teknokratik liderlik tarzı ve vizyoner konuşmalarıyla Macron'dan daha fazla güven uyandırıyor" yorumunu yapıyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel
Almanya Başbakanı Angela Merkel

Macron, Merkel'siz AB'nin dümenine geçiyor

Almanya'da 26 Eylül'de yapılacak seçimler, AB içinde gerçek bir popülarite ve güç oluşturan Angela Merkel'in ayrılmasına sahne olacak. Böylesine güçlü bir siyasi kişiliğin veda etmesinin, AB içinde ciddi bir belirsizlik ve boşluk yaratacağı kesin. Ancak daha şimdiden bu boşluğun kim tarafından ve nasıl doldurulacağı soruları sorulmaya başlandı. Merkel görevden ayrıldıktan 4 ay sonra Fransa, AB dönem başkanlığına, Macron da AB'nin yönetimine geçecek.

Angela Merkel'in iktidardan ayrılması, Macron'a "AB'nin doğal lideri" olma şansını verecek. Kamuoyu araştırma firması IFOP'un başkanı Jerome Fourquet, "Merkel'in ayrılışı Macron için eşsiz bir fırsat, Avrupa'da başka bir ağır sıklet lider olmayacak" dedi. Emmanuel Macron, rakipleri iç siyaset konularında sıkışırken, Fransız siyaset gündemini aşarak, iklim ve AB'nin ilaç bağımlılığını kırmak gibi pek çok küresel sorun hakkında hareket edecek.

Merkel son çalışma yemeği için Elysee Sarayı'nda

Angela Merkel, son çalışma akşam yemeği için 16 Eylül Perşembe akşamı Paris'e geliyor. Elysee kaynakları, bu ziyaretin bir veda ziyareti olmayacağını, Merkel'in veda için seçimlerden sonra bir tarihte son bir kez geleceğini kaydediyor. VOA Türkçe'nin Elysee kaynaklarından edindiği bilgiye göre, iki lider, 5-6 Ekim tarihlerinde yapılacak AB liderler zirvesi gündemindeki tüm konu başlıklarını ele alacak.

Paris, 4 dönemdir ülkeyi yöneten ve Avrupa'da tartışmasız en çok güvenilen lider olarak tanımlanan Merkel'in ayrılmasının ardından yaşanacak karmaşık süreci yakından izliyor. Macron, geçtiğimiz hafta, Merkel'in yerine geçmesi muhtemel adaylar, SPD'nin adayı Olaf Scholz ve CDU/CSU'nun adayı Armin Laschet’le Elysee Sarayı'nda görüştü. Elysee diplomatları, görüşme talebinin adaylardan geldiğinin altını çiziyor. Anketlerin, Almanya'da 1945 yılından bu yana ilk kez üçlü koalisyon olasılığını gündeme getirdiğini belirten diplomatlar, ne sosyal demokratların ne de Hristiyan demokratların tek başına hükümet kurabileceğini, Yeşiller ya da Liberaller ile koalisyona gitmek zorunda kalabileceklerini, bu nedenle Macron'un iki adayla görüşmesinde farklı koalisyon olasılıkları üzerinde durduğunu kaydediyor.

Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü IFRI'de araştırmacı Paul Maurice, Le Monde gazetesine "Paris, Sholz ve Merkel'in devamı niteliğindeki Laschet'i iyi tanıyor. Ancak, Liberaller veya Yeşiller'in hükümet kurulması için kaçınılmaz hale gelmesinden korkuyor. Zira böyle bir durum, hükümet kurulması işlemini, 2017'de olduğu gibi 6 ay kadar uzatabilir" diyerek Elysee'nin korkusunu doğruluyor.

Elysee kaynaklarıysa, bu takvimin önemli olduğuna vurgu yaparak "Süreç Ocak ayına kadar uzarsa büyük sıkıntı olur" diyor.

Macron AB dönem başkanlığında ittifak alanını genişletmek için birliğin pek çok başkentine bizzat giderek, liderlerle doğrudan görüştü. Ancak AB içinde ana ortak, Berlin. Macron, Ocak ayından önce, dönem başkanlığı için resmi gündemi açıklamayacak. Ancak uluslararası vergiler, Avrupa asgari ücreti gibi uzlaşıya dayalı konularda, Berlin'de bir muhatap olmadan ilerlemesi olanaksız.

Paris hükümet senaryolarını izliyor

Fransa'nın dönem başkanlığının ötesinde, seçimin sonunda ortaya çıkacak çoklu senaryo ve belirsizlik de Fransa için bir risk faktörü. Elysee, bu konudaki kaygısını "Çalışma kapasitesi olan bir Alman hükümeti oluşmasını umut ediyoruz" sözleriyle dile getiriyor. Gelecekteki koalisyonun AB ve uluslararası siyaset alanındaki politikalarını önceden kestirmek de bir diğer güçlük.

Paris, adaylarla ve Merkel’le önceden görüşerek, farklı olasılıkların bir haritasını çıkarıyor. Eğer üçlü koalisyon kurulursa Yeşiller ya da Liberaller, karar aşamasında ve müzakerelerde kilit noktada olacak. Örneğin koalisyona katılmasını "Maliye Bakanı olma" şartına bağlayan liberal (FDP) adayı Christian Lindner'i yakından izliyor. AB devletlerinin borçlanma oranını yüzde 3'te tutan İstikrar Paktı ile Paris ve Berlin'in uzlaşması sonucu gündeme gelen Avrupa yatırım planının, ikincisini savunmaya hazırlanan Fransa için Lindner'in maliye bakanı olması, arzulanan bir senaryo değil.

Paris için başka bir merak konusu da gelecekteki koalisyonun endüstriyel konularda Avrupa'yı mı yoksa ulusal bir yaklaşımı mı savunacağı. COVID-19 kaynaklı kriz, Avrupa'nın belirli sektörlerde dışa bağımlılığını gösterdi. AB Komisyonu'nun "sera gazı emisyonlarını azaltma hedefleri" nedeniyle otomotiv sektörü zayıflayan Berlin, yerel düzeyde gelecekteki teknolojilere büyük yatırım yapma ihtiyacının farkına vardı. Brüksel'de olduğu gibi Paris'te de üye devletlerle yarı iletkenler, hidrojen piller veya uzaydaki tüm Avrupa projelerinde başı çeken Almanya arasında dengesizliklerin ortaya çıkmasını önlemek istiyor. Brüksel sık sık "Avrupa'nın çıkarlarının, Almanya'nın çıkarları" olduğunu hatırlatıyor.

Afganistan ve Avrupa ordusu

Afganistan gibi güncel uluslararası konulara gelindiğinde, Almanya’yla Fransa arasındaki ilişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Paris için, ABD'nin ani geri çekilmesi ve Batılılar'ın Afganistan'da tam bir bozguna uğraması, AB'nin "stratejik özerkliği" ve kendine ait ordusu olması gerekliliğini ortaya çıkardı. İster Atlantikçi (CDU) ister pasifist (SPD ve Yeşiller) gelenekten olsunlar, Almanya'da rekabet eden siyasi partiler için bu konu oldukça hassas. Elysee kaynakları, Olaf Scholz ve Armin Laschet'nin, geçtiğimiz hafta Elysee Sarayı'na yaptıkları ziyarette, bu konuda en ufak bir tercih belirtmemeye özen gösterdiklerini vurguluyor. Her iki aday, Avrupa'nın özellikle Fransız-Alman ittifakını temel alarak savunma kapasitesini güçlendirmesini savunuyor, ancak bunu NATO'yu karşısına almadan diyalog içinde yapmak istiyor.

Alman birliklerinin Afrika'da Sahra bölgesinde kalması da Paris için önem taşıyor. Ancak Paris, SPD/Yeşiller’le kurulacak bir hükümet senaryosunda, bu çizgiden uzaklaşılmasından endişe ediyor.

Kaldı ki, Fransa içinde de Avrupa ordusu konusuna pek çok parti temkinli yaklaşıyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IRIS) Başkan Yardımcısı Didier Billion, "Çözüm AB ordusu olamaz. Daha çok diplomasi, daha çok diyalogdan geçer. AB içinde zaten böyle bir mekanizma var ve bu harekete geçirilmedi bugüne kadar" diyor. Afganistan tecrübesinin "Batı tarafından askeri müdahalelerle demokrasi götürme döneminin" sona erdiğini vurguluyor.

AB-Fransa ortak gündemi

Macron, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen önce AB'nin dümenine geçerek "AB'nin güçlü lideri" rolünü üstlenecek. Bu da Fransa içinde de popülaritesi yükselen Macron'un, AB gündeminin özellikle ilk çeyreğini belirleyeceği anlamına geliyor. Macron ve ekibi, Nisan 2022'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde, seçmenlerini harekete geçirmek için iklim, uluslararası vergi reformu, Schengen anlaşmasının yenilenmesi, sınırlarda karbonlu yakıt vergisi, dijital şirketlere düzenleme, Avrupa asgari ücreti, birliğin stratejik özerkliği ve Avrupa ordusu gibi ulusal tartışmalarda yankılanan AB konularını teşvik ederek bunu bir kampanya söylemi haline getirmeyi planlıyor.

XS
SM
MD
LG