Erişilebilirlik

‘IŞİD’e Karşı Sadece Askeri Müdahale Yeterli Olmayacak’


Irak’ın Ankara Büyükelçisi Hişam El Alevi

Irak’ın Ankara Büyükelçisi Hişam El Alevi, IŞİD’in Irak’taki başkenti sayılan ve radikal örgütlere karşı mücadelede önemli bir eşik olan Musul’un kurtarılmasından çok kısa bir süre önce Amerika’nın Sesi’ne konuştu.

El Alevi, Musul’un kurtarılmasının çok önemli olduğunu ancak IŞİD ve radikal örgütlere karşı kesin zafer için çok boyutlu ve uzun süreli bir mücadele yürütülmesi gerektiğini söyledi.

“Orta ve uzun vadede IŞİD’i ve diğer terörist yapılara karşı mücadeleyi sadece askeri açıdan kazanmak yeterli olmayacak” diyen Büyükelçi El Alevi, radikalizme karşı mücadelede “farklı etnik ve dini grupların birlikte yaşamasının teşvik edilmesinin” önemini vurguladı.

El Alevi’den Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nce Eylül ayında yapılacağı açıklanan bağımsızlık referandumu, Ankara-Bağdat ilişkilerinde son durum ve Başika konusunda Bağdat’ın yaklaşımıyla ilgili görüş aldık.

VOA: Musul’daki operasyonun tamamlanmasındaki gecikmenin nedeni ne oldu?

Hişam El ALEVİ: Musul’daki durum bizim beklentilerimiz çerçevesinde ilerledi. Irak hükümetinin Musul’u özgürleştirmek için hazırladığı plan iyi ilerledi. Şehrin eski kısmında 3-4 küçük bölge kaldı. Çok küçük bir alan orası, 1 km kareden küçük. Orada bulunan siviller nedeniyle güvenlik güçlerimiz görevlerini yerine getirirken dikkatli ve ağır bir çalışma yürütüyor. Operasyonun tamamlanmasındaki gecikmenin ana sebebi budur.

Irak güvenlik güçlerimizin, ulusal polisin, anti-terör birimlerinin, Peşmerge’nin, Haşd-ul Şaabi’nin tutumları üzerine şunu da belirtmemiz gerekir ki amaçları sadece kenti kurtarmak değil; siviller arasında mümkün olduğunca az kayıp vermek ve şehrin alt yapısının korunması için ellerinden geleni yapmak, evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısını minimumda tutmaktır.

Irak’ın batısında, sınıra yakın bölgedeki Ninova’yı kurtaracağımız zaman da iyi iş çıkardık. Ordunun bazı birimleri tarafından desteklenen Haşd-ul Şaabi, Ulusal Polis vardı ve Sincar (Şengal) dahil birçok köy ve kasabayı kurtarmayı başardılar.

Yine Ninova’daki önemli kentlerden biri olan Tel Afer’i de özgürleştireceğiz. Geriye sadece Havice, Kerkük’ün doğusu ve batısıyla Anbar’ın batı bölgesindeki iki kasaba kalacak.

Başbakanımız bunu görece hızlı bir şekilde başarabileceğimiz, bu bölgeleri de istikrarlı hale getirmek, bölge halkının evlerine dönmeleri için gerekli temel hizmetlerin verilmesini yeniden sağlamak konusunda kendimize güvendiğimizi açıkladı. Yine biliyoruz ki barış ve güvenliğin oturtulması ve aynı zamanda Ninova ve diğer yerlerde yaşayan çeşitli kesimler arasında birlikte yaşamın teşvik edilmesi süreci geldiği zaman büyük bir görevle karşı karşıya kalacağız.

Ve bu nedenle hükümet bölgesel hükümetlerle ve bölgesel ve uluslararası kuruluşlarla bütün bu hedefleri gerçekleştirmek için çalışacak ulusal düzeyde özel bir ekip oluşturdu.

Keza biliyoruz ki orta ve uzun vadede IŞİD’i ve diğer terörist yapılara karşı mücadeleyi sadece askeri açıdan kazanmak yeterli olmayacak. Ama aynı zamanda bizim bu aşırılığın ve terörizmin yükselişini doğuran ve bunu besleyen ekonomik, sosyal, dinsel ve kültürel köklere de odaklanmamız lazım. Başarılı olmamız için bunu sadece Irak boyutunda değil bölgenin diğer kısımları ve küresel olarak da yapmalıyız, özellikle de Suriye’de. Bu nedenle de bölgesel ve uluslararası işbirliğini en üst düzeye çıkarmak çok önemli ve bütün faktörleri kapsayan geniş çaplı açık bir strateji olması gerekiyor.

VOA: IŞİD’i tamamen yenmek için ne yapmayı planlıyorsunuz?

El ALEVİ: Başbakan defalarca IŞİD’i Irak’ın çeşitli bölgelerinde yenmek için ulusal birliğin sürdürülmesinin, farklı etnik ve dini gruplar arasında birlikte barış içinde yaşamın teşvikinin, terör örgütlerinin finansal kaynaklarının kesilmesinin önemli olduğunu söyledi. Yeniden yapılanma çabalarına ek olarak genç erkek ve kadınlara iş sağlamak için etkili ve sorumlu kurumlar oluşturulması önemli ve bu IŞİD’in insan teminini sağlayan zayıflıkları azaltacaktır.

Biz, bu söylediğim yolları ve kapsamlı planı uygulamayı üstlendik. Ancak dediğim gibi başarılı olmamız için bunu sadece Irak’ta yapmamız yeterli değil. Suriye’de, bölgedeki diğer ülkelerde ve küresel olarak yapmamız gerekiyor. Bölgesel ve küresel işbirliğini geliştirmeye çok ihtiyacımız var.

VOA: Bu çerçevede Suriye, İran, Türkiye, Amerika’yla işbirliğiniz var. Bağdat’ta bir operasyon odası olduğunu biliyoruz. Operasyon odasının Rusya ve Amerika gibi üyelerinin Suriye’de farklı ajandaları var. Buna benzer politik çatışmalar Irak’ı nasıl etkiliyor?

El ALEVİ: Son 2-3 yıl içinde farklı işbirliği şekilleri vardı. BM ve değişik kuruluşların yanı sıra değişik kıtalardan 60’tan fazla ülkeyi kapsayan IŞİD karşıtı küresel koalisyon var. Sizin de belirttiğiniz gibi İran’dan iyi bir destek aldık. Türkiye’nin de aralarında olduğu diğer komşu ülkelerle çalışıyoruz. Bu çeşit bir işbirliğinin kesinlikle çok faydalı, çok gerekli olduğunu düşünüyorduk ve bölgesel ve uluslararası işbirliğini arttırmak için bir oda var. Teröre karşı mücadeleye ek olarak ülke içinde yerlerinden olanlar ve Türkiye sınırındaki gibi sınırlarımız dışına çıkanlar konusunu halledebilmek ve barış içinde bir arada yaşamayı teşvik için ciddi şekilde harap olmuş şehirler ve kasabaların tekrar inşası konusunda açıkça belirttik ki bölgedeki ve bölge ötesindeki dostlarımızın desteğine ihtiyacımız var. Elimizden gelenin en iyisini yaptık, biliyorsunuz petrol fiyatlarındaki ciddi düşüş nedeniyle hükümet üzerinde ciddi baskı vardı. Bölgesel dostlarımızdan gelebilecek her yardımı memnuniyetle karşılamaya kesinlikle ihtiyacımız var. Bu askeri eğitim, lojistik destek, istihbarat paylaşımının yanı sıra çeşitli şekillerde olabilir. Bu, şehir ve kasabaların yeniden inşası ve bu bölgelerde barış içinde bir arada yaşamanın yanı sıra temel hizmetlerin verilebilmesi için gelecek desteği de aynı şekilde memnuniyetle karşılarız.

VOA: Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, 25 Eylül’de bağımsızlık referandumu yapılacağını açıkladı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bağdat’taki merkezi hükümet bunu nasıl karşılıyor?

El ALEVİ: Irak merkezi hükümeti açıkça belirtti, başbakan ve diğer kurumlardan da değişik açıklamalar oldu; şunu açıkça belirtmeliyiz ki Irak anayasası ve yasalarda Kürt Bölgesi ya da diğer bölgelerin bağımsızlık referandumu yapmalarına izin veren bir madde yok.

Irak anayasası Ekim 2005’te kabul edildi ve Iraklı Kürtler’in büyük çoğunluğu tarafından kabul gördü, anayasa hiçbir bölge ya da ile bağımsızlık referandumu düzenleme izni vermiyor. 2. Madde açıkça Irak’ı demokratik federal birleşik bir devlet olarak tanımlıyor. Farklılıklarımızla mücadele etmek ve daha kusursuz, etkili ve demokratik kurumlar oluşturabilmek için hepimize düşen sorumluluklar var, bu uzun bir yol ve hepimiz yardımlaşmalıyız. Çok zorlu bir yol olduğunu biliyoruz; çünkü demokratik geçiş, işgal ve eski rejimin büyük mirası, terör ve bazı komşu ülkelerin müdahalesi gibi çok zor koşullarda oldu. Yani Irak’ta demokratik geçiş çok zor koşullarda oldu. Bu nedenle gerçekçi olmamız ve sabretmemiz gerektiğini biliyoruz. Genel olarak diyebiliriz ki etkili kurumlar ve mükemmel bir demokrasi oluşturmak nesiller boyu sürüyor, bu yolu başlatmak ve devam ettirmek zorundayız.

Kuzey Irak’ta ya da diğer bölgelerde bağımsızlığa gitmenin Irak için en iyi çözüm olduğuna inanmıyoruz. Sanırım en iyi çözüm, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması ve etnik, dini ya da politik kökenlerine bakmaksızın herkesin daha iyi bir eğitim, okullar, üniversiteler, hastaneler, altyapı, iş imkanı, yaşam standartları gibi kamu hizmetlerinden ve Irak’ın tüm kamu zenginliklerinden faydalanmasını sağlayacak mükemmel, müreffeh ve istikrarlı bir demokratik sistem kurmak için birlikte çalışmak. Bu, hepimizin kabul etmesi ve bu noktaya ulaşabilmek için birlikte savaşması gereken bir zorluk.

VOA: Kürtler bu yaklaşımı dikkate almayıp referanduma giderlerse ve bölge nüfusunun büyük bölümü bağımsızlığa ‘evet’ derse Bağdat ne yapacak?

EL ALEVİ: Referandumdan ‘evet’ çıkmasının Kürt Yönetimi’yle Bağdat hükümeti ilişkilerine ve Kürdistan bölgesiyle Irak’ın geri kalanı arasındaki ilişkilere nasıl yansıyacağı belli değil. Merkezi hükümet de Kürtler de bazı konuların ele alınıp tartışılması gerektiğini kesinlikle biliyorlar. Sınırlar, ulusal ve bölgesel güvenlik, finans, gümrükler, sınırlar ve geçiş noktaları gibi konularda iki tarafın konuşması gereken çok sayıda konu var.

Bazı uzmanlar, Kürdistan Bölgesel Yönetimi liderlerinin bazılarının durumun karmaşıklığını ve Türkiye, İran gibi birçok bölge ülkesiyle ABD, İngiltere ve diğerleri gibi küresel oyuncuların böyle bir hareketi desteklemediğini ve bağımsızlığın konuşulması için doğru zamanın şimdi olmadığını bildiklerine inanıyor.

Bunların hepsi bağımsızlık konusunda karar verilmek istendiğinde ya da bağımsızlık için referandumuna gideceklerinde dikkate almaları gereken zor konular.

Bazıları da mevcut hükümet ve özellikle başkanı Mesut Barzani’nin referandumdan çıkacak olumlu bir sonucu kendi durumunu sağlamlaştırmak için -çünkü biliyorsunuz kendi bölgeleri içinde baskı altındalar, bölgedeki çeşitli taraflar arasında ciddi görüş ayrılıkları var- kendi durumlarını yerelde güçlendirmek ve merkezi hükümetle pazarlık için kullanabileceğine inanıyor.

Bu, Kürtler’in referandumdan kısa süre sonra bağımsızlığı gerçekleştirebileceği anlamına gelmiyor ve sanırım bu gözlemlerden bazıları hala geçerli ve açık ki, referandum tarihinin ilan edilmesinin sebeplerinden bir kısmı yereldeki karmaşık durum ve merkezi hükümetle konuşulması gereken ciddi konularla ilgilidir.

VOA: Zaman zaman politik krizler ve gerginlikler yaşanıyor ve son üç yıl içinde iki ülke arasında tansiyon arttı. Ancak şu anda Türkiye ve Irak arasındaki ilişkiler nasıl?

El ALEVİ: İki ülke de iyi biliyor ki ilişkiler çok önemli. İlişkiler tarihsel, coğrafi, dinsel, kültürel ve ortak tarihsel temeller üzerine kurulu ve çok yönlü. İki ülkeyi ilgilendiren ortak konular var, iki ülkenin birlikte çalışması gereken zorluklar ve tehditler var.

2003’ten sonra Türkiye ve Irak hükümetleri değişik alanlarda ilişkileri genişletmek için başarılı şekilde birlikte çalıştı. 2008’de Bağdat ve Ankara’da yapılan üç önemli toplantıyla birlikte siyasi alanda Yüksek Stratejik İşbirliği Konseyi’nin oluşturulduğunu gördük. Ayrıca onlarca ikili anlaşma ve değişik bakanlıklar arasında farklı alanlarda mutabakat zaptları (MoU) imzalandığını gördük.

Irak ve Türkiye arasındaki ticaret hacminde kayda değer bir artışa şahit olduk. Yaklaşık 13 milyar ABD doları ile 2013’te en yüksek düzeye ulaşmıştı ve Irak, Türkiye’nin üçüncü en önemli ticaret partneri ve Türkiye’nin ihraç malları için ikinci önemli destinasyonu haline gelmişti.

“İki ülke arasında son üç yılda tansiyon arttı” derken haklısınız. İlişkilerde bir soğuma var ve bu da ticaret hacmini etkiliyor. Ticaret hacminde tedrici bir azalma görüyoruz. Geçen yıl yaklaşık yüzde 7,5’luk bir azalma oldu, 2015’e kıyasla yaklaşık %8,5 – 9 arasında ve 2014’e kıyasla yaklaşık %10,5 – 11 arasında bir düşüş var. Yani ticaret hacminde son üç yılda yaklaşık %40’lık tedrici bir azalma var.

Geçen yılın Mayıs ayında Ankara’ya ilk geldiğimde iki hükümet arasında tansiyonun yükselmesine neden olan etkenleri ele almak için dışişleri bakanlığındaki arkadaşlar ve Bağdat’taki büyükelçiliğiniz, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı ofisleriyle çalıştık.

Ankara’dan Bağdat’a ve Bağdat’tan Ankara’ya önemli ziyaretler gerçekleştirildi. En önemlisi 7 Ocak’ta Türkiye Başbakanı’nın Bağdat’a yaptığı ziyaretti. Bu fırsatı değerlendirdik ve üçüncü yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyi toplantısını yaptık.

İki ülke arasındaki ilişkinin değişik yönlerine işaret eden ifadeleri içeren bir sonuç bildirisi çıktı; daha açıkçası iki ülkenin Başika kampı meselesi olmak üzere bazı konulardaki sorunları çözmek için birlikte çalışmaları gibi.

Irak hükümeti bu meselenin (Başika) mümkün olduğunca hızlı çözülmesini istiyor ve Türk askeri güçlerinin en kısa zamanda Başika kampından tamamen çekildiğini görmek istiyoruz. Sanırım Musul operasyonunun sonuçlarıyla birlikte sahada yaşanan gelişmeler bunun başarılmasına yardımcı olacak. Sanırım bu da iki hükümet arasındaki güvenlik işbirliğinin genişlemesine yol açacak.

Biliyorsunuz, Türkiye’nin PKK’nın ve IŞİD’in Irak içinde ve sınırlarındaki faaliyetleriyle ilgili haklı endişeleri var. Bizim de IŞİD ve yarattığı tehlikeyle ilgili kaygılarımız var ve gerçekten bazı üyeleri sınırdan Türkiye’ye geçiyor. İki hükümet ve ilgili birimler terörle mücadelede istihbarat ve ortak strateji paylaşmalılar.

Lojistik destek, eğitim, yeniden yapılanma ve askeri malzeme temini konusunda daha ileri gidebiliriz ve iki ülke arasında güveni arttırmayı sağlayacak alanlar var.

Eğer bu olumlu gelişmeleri görürsek ekonomi, eğitim, kültür, su kaynaklarının yönetilmesi, enerji gibi değişik alanlarda ilerlemeyi sağlamak için doğru havayı yakaladığımızı göreceğiz. Bunlar, iki taraf için de kazan – kazan imkanı olan bazı önemli alanlar. Ben şahsen ilişkilerin geliştirilmesi konusunda ilerleme için çok büyük imkanlar olduğuna inanıyorum. Ama bu olumlu havayı yakalamak ve fikirlerimizi uygulamak için önce bu sorunları çözmemiz ve olumlu bir hava oluşturmamız lazım.

VOA: Türkiye için PKK en üst düzey tehdit. Bu nedenle Irak içinde bazı noktaların vurulması gibi kararlar alındı. Bu durum Ankara-Bağdat ilişkilerini nasıl etkiliyor?

El ALEVİ: Önce kabul etmeliyiz ki, PKK’nın Irak’ın belirli bölgelerinde bulunması yeni bir şey değil. 1980’lerde, 90’larda başladı ve biz, Türkiye’nin 2013 Mart ayında PKK temsilcileriyle başlattığı, PKK’lıların Irak’a gitmesinin teşvik edildiği pazarlıktan memnun değildik.

Irak anayasası, Irak hükümetinin Irak topraklarını kullanarak komşu ülkeleri tehdit eden yabancı örgütlere izin vermesini açıkça yasaklar ve bu, sadece Türkiye ya da PKK’yla ilgili değil; İran ve Halkın Mücahitleri ve diğerleri için de geçerli.

Başbakan, Irak topraklarında bulunarak komşu ülkelere tehdit oluşturacak hiçbir örgüte tolerans tanınmayacağını defalarca tekrar etti ve buna tamamen bağlıyız.

Aynı zamanda şunu açıkça belirmek istiyoruz; tek başına mücadelenin ilerlemenin yolu olduğuna inanmıyoruz, ortak yaklaşım gerektiren zorluklar var. Ortak bir strateji oluşturulabilmesi için iki tarafın masaya oturması gerekir. Tehdidin doğası konusunda yapıcı, geniş kapsamlı diyaloğa, bilgi paylaşımına ve mücadele için ortak bir strateji üzerinde anlaşmaya ihtiyaç var.

PKK dahil bizim de Türkiye’nin de endişelendiği örgütler var. İkimizin de oturup konuşarak savunmayı, içişleri bakanlıklarını, istihbaratı, güvenlik birimlerini temsil edecek teknik ekiplere ihtiyacımız var. Bunlar buluşmalı ve açık şekilde ortak ve iki ülkede de potansiyel olarak barış ve güvenliği tehdit eden zorlukları konuşmalı ve bunlarla mücadele için ortak bir strateji üzerinde anlaşmalı.

Başika kampı konusunu çözmek teknik ekiplerin daha yakın çalışmasını sağlayacak olumlu bir hava oluşmasına yardımcı olacaktır.

Bu nedenle özellikle Başbakan Binali Yıldırım’ın ziyaretinden sonra ortaya çıkan nihai açıklamada yer alan kararları uygulamak için yol bulmak ve birlikte çalışacak teknik ekipleri oluşturmak ve atılacak pratik adımlar üzerinde anlaşmak için bu doğrultuda çalışıyoruz, sadece bu konuda değil aynı zamanda ilişkilerin geliştirilmesi için.

Facebook Forum

XS
SM
MD
LG