Erişilebilirlik

İran–Türkiye Arasında Askeri Beklenti mi Var?


Suriye’deki savaşta ne tür gelişmeler yaşanacağı konusunda gözler, İran, Türkiye ve Rusya arasındaki yakın askeri temaslara çevrilmişken; Ankara’nın PYD-YPG konusunda istediği sonucu elde edip etmeyeceği merak konusu görünüyor.

Ankara,İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Hüseyin Bakıri’yi ağırlarken, önümüzdeki günlerde ise Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov’u misafir etmeye hazırlanıyor.

Türkiye’de üç günlük ziyaret programıyla bulunması dikkat çeken Bakıri, ilk önce mevkidaşı Orgeneral Hulusi Akar ile bir araya geldi. Genelkurmay Başkanlığı’ndaki saat 11.00’de başlayan askeri temaslar ardından Bakıri, beraberinde Akar ile birlikte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından saat 16.30’da kabul edildi. Bakıri’nin Erdoğan ile görüşmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı’nca açıklama yapılmadı ancak Genelkurmay’ın kısa bilgilendirmesinde ise bölgesel ilişkiler üzerine değerlendirme yapılacağı ifade edildi.

Bakıri, uzun yıllar sonra İran’dan Türkiye’ye en üst düzeyde askeri ziyaret gerçekleştiren isim oldu. İran’ın Bakıri’den önceki Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Hasan Firuzabadi idi ve kendisi 28 Haziran 2016’da görevinden alınmıştı. Yerine atanan Bakıri ise, 1980-88 yıllarındaki İran-Irak Savaşı sırasında İran Devrim Muhafızları’nın İstihbarat ve Operasyonlar Komutanı iken ölen ve savaş kahramanı ilan edilmiş olan Muhammed Hasan Bakıri’nin kardeşi olarak tanınıyor.

Uzmanlar Kürtler meselesine dikkat çekti

İran’ın en üst düzeydeki Ankara’daki temasları hakkında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) emekli ve TOBB-ETÜ öğretim üyesi Yard.Doç.Dr. Nihat Ali Özcan, Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtladı. İran İslam Cumhuriyeti rejimine geçildiğinden beri en üst askeri düzeyde Ankara’ya bir ziyaret gerçekleştirilmesini oldukça dikkat çekici bulduğunu söyleyen Özcan, “İran ile Türkiye arasında diplomatik ilişkiler krizler yaşanmasına rağmen hiçbir zaman kesilmedi. Ama askeri boyutun ön plana çıkması tabii askeri otoriterlerce verilen karardan öte her iki ülkede siyasi otoritelerce ikili ilişkileri biraz da askeri alana doğru genişletme ihtiyacından kaynaklanıyor. Bu ihtiyaçlar nedir? Bir taraftan Suriye konusunda İran ile Türkiye farklı kamplardaydı. Ancak Katar krizi, İran-Türkiye ilişkilerini farklı bir noktaya getirdi. Bir taraftan da Kuzey Irak’ta bir bağımsızlık referandumu süreci var. Bunun yanı sıra Suriye’nin PKK varlığı olan PYD ile ABD’nin ilişkileri, İran ile Türkiye’yi aynı noktaya getiriyor. Bu ihtiyaçlar askeri alanı da içeriyor” dedi.

Özcan’a göre; bölgedeki gelişmeler itibariyle ortaya çıkmış ihtiyaçlar nedeniyle ikili ilişkilerde diplomatik ve ekonomik ilişkilerden sonra askeri alanda da işbirliği kapısını aralamak için iki ülke siyasi otoriteleri yol arıyor.

Amerika’nın Sesi’ne değerlendirmelerini aktaran gazeteci-yazar Fehim Taştekin de, “Türkiye de Suriye’de kendi politikasında değişikliğe gitmek zorunda kaldı. Bu da İran ile yakınlaşmayı sağlayan önemli bir çizgiydi. ABD’nin bölgede varlığını arttırması ve Kürtlerle ittifak kurması da İran – Türkiye yakınlaşmasını tetikledi. Kürtlere bakışta iki ülke arasında paralellik söz konusu. Kürtler meselesi söz konusu olduğunda Türkiye ile İran’ın yakınlaştığı süreçler hep oldu, bugün de bunun tekrarlandığını söyleyebiliriz” diye konuştu.

Ancak Taştekin, İran ve Rusya’nın dahil edildiği Suriye denkleminde Kürtler konusunda Türkiye’nin beklediği sonuca ulaşamayacağı görüşünde.

Kürtler meselesi Ankara-Tahran-Moskova hattında nasıl şekillenecek?

Akademisyen ve savunma uzmanı Nihat Ali Özcan ile gazeteci-yazar Fehim Taştekin, İran’ın Kürtlere bakışıyla Türkiye’nin PYD-YPG’ye bakışı arasında kısmen örtüşme olduğunu düşünüyor. Her ikisi de Ankara ve Tahran’ın, Kürtler konusunda tamamıyla hemfikir olmadığını vurguluyor.

Ankara ve Tahran’ın bakış farklılığını yorumlayan Özcan, “Kürt meselesi, Türkiye için bir beka sorunu. İran içinse biraz daha operatif bir sorun ve bunun nedeni coğrafi konumu, rejimi ve politik kültürü ile ilgili. Şimdi Türkiye açısından bu konu (Kürtler) daha önemli bir konu. Ancak özellikle PYD’nin PKK ile ilişkisi, PKK’nın bölgede daha etkin bir güç kazanması ve bölgede başka ilişkiler geliştirmesi; Türkiye ile İran arasında bu konunun daha derinlikli tartışılması ve çözüme ulaştırılması için ortak bir irade ortaya çıkarıyor. Bu noktada, İran’ın, Suriye’deki PYD’nin elde ettiği kapasite ve görünürlük konusunda rahatsızlığı olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla Kürtler konusunda Suriye’de nasıl hareket edileceği meselesinde İran’ın etkinliği olacaktır” dedi.

Taştekin ise, sadece İran değil Rusya’nın da Türkiye’nin Suriye’deki Kürtler konusunda beklentisini karşılamayacağı yorumunu yapıyor. Taştekin’e göre; Ankara’nın, Tahran ve Moskova tarafından PYD-YPG konusunda ilerleyen dönemde yalnız bırakılma ihtimali söz konusu.

Türkiye’nin, PYD-YPG karşısında Rusya’dan beklediği tavrı göremeyeceğini kaydeden Taştekin, “Rusya, Türkiye üzerinde yaklaşım değişikliği sağlayacak şekilde farklı bir baskı kurmaya çalışıyor. Rusya’nın bölgeye müdahalesindeki temel hedefi, Suriye’de merkezi otoritenin sağlanması ve bütünlüğünün korunması. Bunu bizzat savaşa girerek de ortaya koydu. Türkiye ile Rusya’nın Suriye’ye yaklaşımları farklı görünüyor. Rusya, Türkiye’nin Şam rejimiyle görüşmesini, müzakere etmesini istiyor. Türkiye ise, Kürtlerin elde ettiği bütün özerklik deneyiminin çöpe atılmasını istiyor. Rusya bunu desteklemiyor. Esasen İran’ın da böyle bir yaklaşımı yok. İran da, Rusya gibi Kürtlerin Şam rejimi ile birlikte hareket etmesini ve özerklik olacaksa da bunun sonra karar verilmesi yaklaşımında. İran, Kürt hassasiyetine rağmen Türkiye ile aynı yaklaşımda değil” diye konuştu.

Rusya ve İran’ın, Kürtleri, ABD’den uzaklaştırmak ve Şam rejimine yakınlaştırmayı hedeflediğini söyleyen Taştekin, Türkiye’nin ise tam tersine Kürtleri ezmekten yana bir tavır sergilediği görüşünü aktardı.

Taştekin, Rusya’nın, önce Kürtleri Astana’ya davet etmek istediğini ve Türkiye’nin bunu veto etmesi üzerine Kürtleri Moskova’ya davet ederek Astana sürecine paralel bir süreç yürüttüğünü anımsattı. Taştekin, “Rusya, Türkiye’nin istediği yaklaşımla Kürtlere yaklaşması halinde Kürtlerin ABD’ye yakınlaşmaya devam edeceğini bildiği için bu oyunu oynamayacaktır” ifadesini kullandı.

Bu noktada ABD’nin Kürtler konusunda Türkiye ile ayrı düştüğünü hatırlatan Taştekin, “ABD’nin Suriye’ye girmesinde önemli neden Türkiye’nin izlediği politika oldu. Çünkü Türkiye cihatçı grupları sınırlarından öyle bir şekilde geçirdi ki bu gruplar Kürtler üzerinde inanılmaz baskılar uyguladı ve Kobani’ye değin geldiler. Bu durum, Türkiye’nin hatasıydı. ABD de o kritik dönemde Türkiye politikasını değiştirerek, Kürtlere destek olmaya başladı. Sonuç itibariyle Türkiye’nin izlediği politika, ABD ile Kürtleri müttefik haline getirdi. Türkiye’nin en istemediği sonuç ortaya çıktı ve şimdi aynı şeyi Rusya’dan bekliyor ama Ruslar da bunu yapmayacaktır” dedi.

İdlib’in geleceği mi konuşuluyor?

Bu arada Türkiye – İran ve Rusya üçgenindeki askeri temaslardaki ana konu İdlib kenti olarak işaret ediliyor.

İdlib konusunu sorduğumuz Nihat Ali Özcan, “İdlib, birden fazla aktörü ilgilendiriyor. ABD’yi de ilgilendiriyor. ABD, sıklıkla İdlib’in artık El-Kaide bağlantılı gruplar tarafından güvenli bölge olarak kullanılmaya başlandığı yönünde açıklamalar yapıyor. Bu durum, İdlib’in ABD’nin bölgede doğrudan güvenlik hedefi haline geldiğini gösteriyor. Öbür taraftan İdlib’te Türkiye’nin de destek verdiği gruplar da var. Türkiye’nin Esad rejimiyle doğrudan ilişkisi yok ama Rusya ve İran ile birlikte İdlib’in geleceği konusunda rol alacak aktörler olarak görünüyor. Türkiye de, İran’ın etkinliğini dikkate alarak İdlib konusunda oradaki durumu her iki tarafın çıkarlarına uygun şekilde şekillendirme çabası içerisinde” diye konuştu.

Taştekin de, “İdlib’de çatışmazlık bölgesi oluşturulması projesi hayata geçirilirken; Kürtler tarafından kontrol edilen Afrin’in yeniden Suriye Hükümeti güçleri kontrolüne geçmesi yönünde müdahalede bulunulması talep ediliyor. Türkiye, bu anlamda ne derecede ortak politika geliştirebilir, bunu bilmiyoruz. Ama Şam yönetimini ikna etmesi ve Kürtlerin özerk yapılanmaya gitmemesi konusunda İran’dan beklentiler var” düşüncesini paylaştı.

Türkiye’nin desteklediği grupların İdbil’de yerleşik olduğunu kaydeden Taştekin, “Bu gruplardan çoğunluğu da İslamcı ve El-Nusra dolayısıyla El-Kaide bağlantılı bir koalisyon İdlib’i kontrol ediliyor. İdlib’in durumu, savaştaki son sahne gibi duruyor. Buraya kimin operasyon yapacağı çok önemli. Güneyden kuzeye doğru bir operasyon yapılanması halinde İdlib’teki cihatçı yapılanmanın Türkiye sınırlarına yığılması durumu var ve bu Türkiye için bir felaket senaryosu. Dolayısıyla İdlib’e nasıl ve kim eliyle müdahale edileceği konusunda bir orta yol bulunmasına çalışılıyor” dedi.

XS
SM
MD
LG