Erişilebilirlik

“İnsan Kaçakçıları Sosyal Medyada Reklam Yapıyor”


Van Gölü'nde göçmenleri taşıyan teknenin batması sonucu 61 kişi hayatını kaybetti.

Van Gölü’nde kaçak göçmenleri taşıyan teknenin batması ve 61 kişinin ölümüyle ilgili bir rapor hazırlayan Van Barosu, insan kaçakçılığı yapan grupların, sosyal medya üzerinden reklam yapacak kadar rahat davrandıklarını söyledi. Baro’ya göre hem cezaların az olması hem de Birleşmiş Milletler'in (BM) bölgeden çekilmesi, göçmen kaçakçılığı ve ölümleri arttırdı.

27 Haziran’da Van Gölü’nde göçmenleri taşıyan bir teknenin batmasının ardından başlatılan arama çalışmalarında şimdiye kadar 61 kişinin cesedine ulaşıldı. Olayla ilgili araştırma başlatan Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu, araştırma sonuçlarına ilişkin bir rapor hazırladı.

Van Barosu'nda basın toplantısı düzenleyen Baro yönetimi, raporu kamuoyuyla paylaştı. Toplantıda konuşan Göç ve İltica Komisyonu Başkanı Mahmut Kaçan, yollardaki yoğun kontrollar nedeniyle göçmenlerin gölü kullandığını söyledi. Göl güzergahının 15 yıldır kullanıldığını ifade eden Kaçan, “Heyetimizce olayın meydana gelmesinden sonra Van Gölü’nde balıkçılık yaparak geçimini sağlayan köylerde, balıkçılarla görüşmeler yapılmıştır. Ortak beyanlarda, Van Gölü’nün yaklaşık 15 yıldır sığınmacı göçmenlerin taşınmasında bir rota olarak kullanıldığını, bu durumun kolluk tarafından da bilindiğini ancak göz yumulduğunu, zaten geçen bu süreç içerisinde şimdiye kadar hiçbir göçmenin gölde taşınırken yakalanmadığını, ancak son yıllarda bu geçişlerin oldukça arttığını, daha fazla para kazanmak isteyen tekne sahiplerinin, istiap haddini aşarak çok sayıda sığınmacı göçmeni taşıdıklarını, göçmen kaçakçılığı yapan kişilerin asla tek çalışmadıklarını, organize ve çok sayıda kişinin birlikte hareket ederek bu işi yaptıklarını, bu organizasyonların tepesinde yer alan şahısların asla tekne sahipleriyle doğrudan temasa geçmediklerini, bu organizasyonda irtibatın kara taşımacılığı boyutunda yer alan şahısların vasıtasıyla sağlandığını, bu kişilerin çoğunlukla sığınmacı göçmenlerin dilini bilen onlarla iletişim kurabilen kişiler olduğunu, söz konusu organizasyonun aracılık kısmında yer alan ve tekne sahipleriyle irtibat kuran şahısların her sığınmacı göçmen başına 50,00-100,00 TL tekne sahibine para ödediğini, özellikle avlanma yasağı döneminde bu işi birçok kişinin her seferinde farklı teknelerle yaptığını, tekneye alınan sığınmacı göçmenlerin çoğunlukla Bitlis İlinin Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz ilçelerinde polis, jandarma kontrol noktalarının ötesine bırakıldıklarını, söz konusu sığınmacı göçmenlerin çeşitli araçlarla alınarak karayolu ile batı illerine götürüldüklerini belirtmişlerdir” dedi.

Sosyal Medya Üzerinden Reklam

Kaçan, insan kaçakçılığı yapan grupların sosyal medya üzerinden reklam yapacak kadar rahat davrandıklarına dikkat çekerek “Komisyonumuzca sosyal ağlarda yapılan araştırma sonucu, göçmen kaçakçılarına ait sosyal medya hesapları tespit edilmiştir. Söz konusu hesaplarda, göçmen kaçakçılarının açık kimlikleri ve iletişim bilgileriyle, reklam niteliğinde paylaşımlar yaptıkları tespit edilmiştir. Bu paylaşımların içeriğinde, verdikleri hizmetin ücretinden yolculuk ve barınma şartlarına kadar ayrıntılı bilgiler verildiği, yine ihtiyaç duyulması halinde hangi tür belgelerin gerçeğe yakın bir şekilde hazırlanabileceğine ilişkin açıklamaların olduğu tespit edilmiştir. Özellikle Türkiye’de İl Göç İdarelerince düzenlenen ikamet belgesi ve yol izin belgelerinin, neredeyse gerçeğine yakın şekilde hazırlanabildiğine ilişkin reklamlara ve açıklamalara yer verilmektedir” diye konuştu.

Tespitler

Raporda yer verilen bazı tespitler şöyle:

- Van Gölü’nde raporumuzun yazım tarihi itibariyle cenazesi bulunan 61 insan bir kaza sonucu hayatlarını kaybetmiş değildir. Olay tamamıyla olası kastla insan öldürme suçudur. Olayı kaza olarak nitelendirmek, olayın maddi oluş şartları incelendiğinde failleri aklama anlamına gelecektir.

- Benzer nitelikteki olaylarda yargı makamlarının neredeyse hareketsiz kalan tutumlarıyla devamında uygulanan cezasızlık politikası-kültürü, bu katliama giden yolun taşlarını döşemiştir. Nitekim bu olaydan sadece 6 ay önce meydana gelen ve 7 sığınmacı/göçmenin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olay sonucunda yürütülen soruşturmanın etkisizliği, bu organizasyonda yer alan göçmen kaçakçılarına cesaret vermiştir.

- Van Gölü üzerinde sığınmacı göçmenlerin uzun yıllardır balıkçı tekneleriyle taşındıkları bilgisi, bölgede yaşayan vatandaşlarca yaygın olarak bilinmekte iken bugüne kadar kolluğun ve diğer yetkili makamların bu trafikten haberdar olmaması dikkat çekicidir.

- Komisyon üyelerimizden bazılarının takip ettiği bir kısım ceza dosyalarından alınan somut kanıtlardan sınır hattında görev yapan birtakım asker görevlilerin yozlaştığı, göçmen kaçakçısı suç şebekeleriyle çıkar ilişkisine girdikleri ve bu kişilerin faaliyetlerini rüşvet karşılığında kolaylaştırıldığı bilgisi edinilmiştir.

-Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği BMMYK 2018 yılı Eylül ayı itibariyle, Türkiye Cumhuriyeti’yle paralel olarak yürüttüğü, sığınmacı kayıt ve mülteci statüsü belirleme faaliyetlerini bütünüyle Türk Devletine devrederek Van saha ofisini de kapatmış bulunmaktadır. Belirtilen tarih itibariyle yani Eylül 2018 tarihinden günümüze, Van ilinde toplu sığınmacı/göçmen ölümleri yaşanmış ve süreç içerisinde bu durum dramatik bir biçimde katlanarak artmıştır.

Öneriler

Raporun ‘Öneriler’ bölümünde yer alan bazı tavsiyelerse şöyle sıralandı:

- Olayla ilgili soruşturma “kasten insan öldürme suçu” temelinde etkin, eksiksiz, süratli ve düzenli bir şekilde yürütülmelidir.

- Katliamda hayatını kaybeden insanların sayısı, kimlikleri ve uyrukları tam olarak tespit edilip arama kurtarma faaliyetlerine duraksamaksızın devam edilmesi, bulunan cenazelerden kimlikleri tespit edilenlerin derhal ülkelerine ve ailelerine ulaştırılması, insancıl hukukun bir parçasıdır.

- Endüstriye dönüşen, organize ve örgütlü olarak işlendiği açık olan, göçmen kaçaklığı suçuyla mücadelede, yargının cezasızlık politikasına son vererek bu suç kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların, etkin ve süratli yürütülmesi gerekmektedir. Bu noktada yasanın da ağırlaştırıcı neden olarak öngördüğü “örgüt halinde işlenme” hususunun göz önünde bulundurulmasının caydırıcı olacağı tartışmasızdır.

- Türkiye Cumhuriyeti devletinin 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu ve günümüzde artık anlamını yitirmiş olan coğrafi çekincesi derhal kaldırılmalıdır.

- Van ilindeki arama-kontrol noktaları, sığınmacıların sığınma başvurusunda bulunabilecekleri noktalar haline getirilmeli, sığınmacılar sınır dışı edilme korkusu yaşamadan uluslararası koruma imkanlarından yararlanma olanaklarına kavuşmalıdır.

-Sınır bölgesinde görev yapan kamu görevlilerinin yozlaşmasının önlenmesi için göreve başlamadan ve görevleri sona erdiğinde kendileri ve birinci derecede aile yakınlarının malvarlığı düzenli aralıklarla araştırılmalı ve sınır hattıyla, arama-kontrol noktalarında görev yapan kolluk görevlileri, insan hakları ve mülteci hukuku alanlarında sistematik olarak eğitim almaları sağlanmalıdır.

-Van Gölü’nün bir iç deniz olduğu gerçeği gözetilerek benzer olayların bir daha yaşanmaması için göl üzerinde denetim faaliyetlerinin, insanların sığınma haklarını zedelemeyecek şekilde arttırılması ve benzer ölümcül olaylara müdahale edebilecek donanımlı arama-kurtarma gemileri inşa edilerek ilgili kurumların hizmetine sunulmalıdır.

- Göç ve mülteci alanında çalışan uzman, uluslararası kurumlar olayları uzaktan sessizce izlemek yerine misyon ve yetkilerine uygun olarak sahada aktif rol almalı ve sığınmacı ve göçmen ölümlerini önlemeye yönelik yetkili otoritelerle iş birliği içinde çalışmalar yapmalıdır.

XS
SM
MD
LG