Erişilebilirlik

2020 Seçimlerinin 'Ekim Sürprizi' Ne Olacak? 


Amerikan seçimlerinin tarihi, yarışın gidişatını son dakikada değiştirebilen ve “Ekim sürprizi” olarak adlandırılan son dakika gelişmelerle dolu. 3 Kasım seçimleri yaklaşırken herkes bu seçimin Ekim sürprizinin ne olacağını merak ediyor.

Kimilerine göre, Ekim ayında olmasa da “sürpriz” şimdiden belli oldu: Anayasa Mahkemesi Üyesi Ruth Bader Ginsburg’un ölümü.

ABD'de başkanlık seçimlerinin tarihine bakıldığında, hemen her seçim öncesinde, seçmenlerin tercihi üzerinde bazen seçim sonucunu değiştirecek boyutlarda etkileri olabilen gelişmelerin yaşanması sıkça görülen bir durum.

Amerikan siyasi literatüründe “Ekim sürprizi” olarak adlandırılan ve son dakikada meydana gelmeleri açısından bazı yıllarda yarıştaki tüm dengeleri değiştirebilen bu gelişmeler, kimi zaman anketlerde aslında önde görünen bir adayın kampanyasının bir anda geriye düşmesine neden olduğu gibi kimi zaman da bunun tam tersine yarışta gerideki bir adayın bir anda öne çıkmasını sağlayabiliyor. Bazen bu etkiler, seçimlerin sonuçlanmasından sonra fark ediliyor.

Ekim sürprizleri, bazen, bir savaşın patlak vermesi, asker gönderme, terör saldırısı gibi uluslararası bir gelişmeyle alakalı olduğu gibi bazen de örneğin protestolar, doğal bir felaket, iç soruşturmalar gibi ülke içindeki bir gelişmeyle alakalı ya da bazen de adayların kişisel yaşamlarıyla ilgili olabiliyor.

Eski FBI Başkanı Comey seçimin gidişatını değiştirdi mi?

2020 seçimleri hariç tutulduğunda ABD’de yakın geçmişteki Ekim sürprizlerine bakarsak, en sonuncusunun bir önceki seçime sadece günler kala, 28 Ekim 2016’da yaşandığını söylemek mümkün. O tarihte dönemin FBI Başkanı James Comey, Kongre’ye mektup göndererek, Demokrat başkan adayı Hillary Clinton’ın dışişleri bakanlığı yaptığı dönemde resmi yazışmalarında özel e-mail hesabını kullanmasıyla ilgili soruşturmada, soruşturma açısından “önemli olabilecek ya da olmayabilecek” bazı yeni e-mailler bulduklarını açıklamıştı.

Clinton’la ilgili soruşturmayı aslında o yılın Temmuz ayında kapatan Comey’nin, seçime 11 gün kala Clinton hakkında yeni soruşturma başlatıldığını açıklaması tartışma yaratmıştı. Comey, kısa bir süre sonra, Clinton’ın yargılanmasına gerek olmadığı yönünde yazın açıkladığı kararı değiştirecek yeni bir bulguya rastlamadıklarını söylemişti. Ancak yine de Comey’nin bu beklenmedik hareketinin, anketlerde yarışı açık ara önde götüren Clinton’ın seçim yenilgisinde rol oynadığı görüşü Clinton dahil özellikle Demokrat çevrelerce hala dile getiriliyor.

Gizli video kaydı Romney’nin başkanlık hayalini söndürdü

2012 seçimlerinden önce, dönemin Cumhuriyetçi başkan adayı Mitt Romney, başarılı bir önseçim süreci geçirmesi ve anketlerde de Obama’yla arasında çok büyük bir farkın olmamasının etkisiyle yarıştan umutluydu. Ancak Eylül ayı sonlarında basına kapalı bir etkinlikte zengin bağışçılarına yaptığı konuşmasının gizlice çekilmiş video görüntüsün bir anda medyaya sızması, Romney’nin kampanyasına bir daha toparlanmasına imkan vermeyecek bir darbe indirdi.

Mother Jones isimli liberal yayın kuruluşunun ortaya çıkardığı gizli görüntülerde Romney, halkın yüzde 47’sini devlete bağımlı, her şeyi devletten bekleyen insanlar olarak niteliyordu. Romney bu sözlerinin medyaya sızmasından sonra, Amerikan nüfusunun yarısına yakınını aşağı görmekle eleştirilirken, ikinci kez başkan seçilmek için yarışan Barack Obama’nın ekibi Ekim ayı boyunca Romney’nin bu sözlerinin üzerine gitti, özellikle çekişmeye sahne olması beklenen eyaletlerde ardı ardına bu sözleri hedef alan reklam ve ilanlar yayınladı. Romney bile seçimden 4 ay sonra Fox News’e verdiği bir mülakatta, bu olayın kampanyasını ne kadar olumsuz etkilediğini kabul etti.

2012’de kimilerince Ekim sürprizi olarak görülen bir olay da ABD’nin doğu yakasında etkili olan ve geniş tahribat yaratan Sandy Kasırgası’ydı. Obama o dönemde bu doğal felaketi idaresiyle ilgili kamuoyundan puan toplamıştı. Bunlardan belki de en etki edeni, dönemin New Jersey Valisi Cumhuriyetçi Chris Christie’nin Obama’dan övgüyle bahsetmesi ve ikilinin New Jersey’de incelemelerde bulunurken birlikte çektirdiği fotoğraflar oldu.

Barack Obama ve Chris Christie
Barack Obama ve Chris Christie

2008 mali krizi McCain’e de darbe vurdu

ABD’de 2008 başkanlık seçimlerinden bir ay önce piyasalardaki düşüş daha da hız kazanmış, işsizlik de son 14 yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştı. Küresel ekonomi de bir felaketin eşiğindeydi. Amerikalılar bir yandan Büyük Resesyon’un etkilerini daha çok hissetmeye başlarken, diğer yandan da dönemin Cumhuriyetçi başkanı George W. Bush’un popülaritesi Beyaz Saray’dan ayrılmaya hazırlandığı sırada iyice diplere inmişti.

John McCain
John McCain

Cumhuriyetçi başkan adayı McCain o dönemde seçmenlerin ekonomik sıkıntılarıyla empati kuramamakla eleştirildi. Ağustos ayında Politico dergisine verdiği bir mülakatta, kaç tane evinin olduğunu hatırlayamaması, “bu konudaki bilgiyi ekibim daha sonra verecek” demesi tartışma yarattı. McCain, bir yandan “ekonomimizin temelleri güçlü” derken, diğer yandan “mali piyasalar ve Wall Street’in büyük bir karmaşa içinde olduğunu” kabul etmesi gibi birbiriyle tutarsız açıklamalar yapmakla eleştirildi. Krize odaklanmak için kampanyasını askıya alarak Washington’a dönme kararı alması da ters etki yarattı, birden fazla görevi aynı anda idare edemediği ve yetersiz kaldığı yorumları yapıldı. Bunun yanında Amerika’nın tarihinin en derin krizlerinden birine sürüklenmesi, özellikle kararsız seçmenlerin zihninde Cumhuriyetçiler’in ekonomi politikalarının başarısız olduğu izlenimini yarattı.

Demokrat başkan adayı Obama da bu durumdan yararlandı, daha soğukkanlı bir duruş sergileyerek puan topladı ve yarışın son kulvarında ipi rahatça göğüslemeyi başardı.

Bin Ladin’in yeni video kaydı Bush’a yaradı

2004 seçimleri öncesinde Irak Savaşı’na yönelik tepki artıyordu ve dönemin Demokrat başkan adayı John Kerry de bu öfkeden faydalanmaya çalışıyordu. Ancak son anda, Bush’un kampanyasına ivme kazandıran gelişme yaşandı. Seçimlere bir haftadan az bir süre kala El Cezire kanalı, El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in Bush’a ve Amerika’ya tehditler savurduğu bir videosunu yayınladı. Bin Ladin video kaydında 11 Eylül saldırılarının sorumluluğunu da üstleniyordu.

Bazı gözlemcilere göre bu video, Irak Savaşı’na duyulan öfkeye rağmen, o dönemde Amerikan halkına, terörle savaşın ortasında stratejinin değiştirilmemesi gerektiği mesajını sürekli veren Bush’a yeni malzeme sağladı. Ulusal güvenlik konusu kamuoyu gündeminin en üst sırasına yerleşti ve bu da Bush’un “Amerika’nın güvenliğini sadece ben koruyabilirim” mesajının daha fazla kesim üzerinde etkili olmasına yol açtı.

Bush’un alkollü araç kullanması skandalı

2000 seçimlerinin hemen öncesinde, dönemin Cumhuriyetçi başkan adayı George W. Bush ve Demokrat aday Al Gore anketlerde başa baş görünüyordu. Seçime sadece 5 gün kala Fox News belki de Bush kampanyasının en büyük skandalının haberini verdi: Bush 24 yıl önce Maine eyaletinde alkollü araç kullanırken yakalanmış ve ceza almıştı.

O dönemde Bush’un kampanya ekibinden yapılan açıklamalarda, olayın çok eskiden yaşandığı ve seçmenlerin tercihinde etkili olmayacağı mesajları verildi. Bush’un destekçileri, olayın Gore’un ekibince kasten sızdırıldığını savunmuş, Bush da Demokratlar’ı “kirli siyaset” yapmakla suçlamıştı.

Bu habere rağmen Bush seçimleri kazandı ancak o dönemde Bush’un baş siyasi danışmanı olarak görev yapan Karl Rove 10 yıl sonraki kitabında, skandalın Bush’un 5 eyaleti kaybetmesine neden olduğunu ve bu skandal olmasaydı salt çoğunluğu da kazanacağını ve Florida’da sonucun netleştirilememesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne kadar çıkan krizin yaşanmayacağını savundu.

2020’nin Ekim sürprizi ne olur?

Şimdi ABD yine bir başkanlık seçiminin “en sıcak” zamanlarına geldi. Bir tarafta Başkan Donald Trump, ikinci kez seçilmek için uğraş verirken, diğer tarafta da Amerikan siyasetinin deneyimli ismi eski Başkan Yardımcısı Joe Biden, 30 yıl sonra ilk kez bir başkanı tek dönemle sınırlı tutarak Beyaz Saray’ın yeni ev sahibi olmaya çalışıyor.

Anketlere göre Biden az da olsa yarışı halen Trump’ın önünde götürüyor ancak 2016 seçimlerinde de Clinton aynı şekilde Trump’a karşı anketlerde son ana kadar önde görünüyordu ve buna rağmen seçimi kaybetmişti.

Kimilerine göre bu yılın en büyük Ekim sürprizi adayı, henüz Ekim olmasa da Anayasa Mahkemesi’nin emektar yargıçlarından 87 yaşındaki Ruth Bader Ginsburg’ün hayatını kaybetmesi ve sonrasında yerine yapılacak atamayla ilgili epey hararetli geçmesi beklenen süreç.

Ruth Bader Ginsburg
Ruth Bader Ginsburg

Senato Cumhuriyetçi Çoğunluk Lideri Mitch McConnell, bundan dört yıl önce dönemin Başkanı Barack Obama’nın Anayasa Mahkemesi’nden boşalan yargıçlık görevine aday gösterdiği Merrick Garland için Senato’da oylama yaptırmamış, gerekçe olarak da seçimlere az bir zaman kalmasını göstermişti. Ancak McConnell’ın şimdi Trump’ın aday göstereceği ismi Senato’nın süratle gündemine alacağını açıklaması tartışma yarattı. Demokratlar McConnell başta olmak üzere Cumhuriyetçi senatörleri “iki yüzlülükle” suçluyor. Şimdiden iki Cumhuriyetçi senatör de Ginsburg’un yerine geçecek yargıcı yeni başkanın belirlemesi gerektiğini düşündüklerini açıklayarak, Demokratlar’la aynı çizgide yer aldılar.

Şimdi ülkeyi yine zorlu bir tartışma bekliyor ve Amerikalı seçmenin de bu tartışmalardan nasıl etkileneceği, özellikle kararsız seçmenler üzerinde oylarının rengini belirlemede kritik olabilir. Hatta kimi yorumculara göre, bu etkinin sadece başkanlık seçimlerini değil Senato seçimleri üzerinde de yansımaları olabilir. Demokratlar, 2010’dan bu yana azınlık konumunda oldukları Senato’da çoğunluğu 10 yıl sonra Cumhuriyetçiler’den tekrar almayı hedefliyor.

Amerikan medyasında olası Ekim sürprizine ilişkin dile getirilen tahminlerde üzerinde durulan bir olasılık da 3 Kasım’dan önce Başkan Trump’ın Corona aşısının hazır olduğunu ilan etmesi. Corona virüsünün şimdiye kadar 200 bin can kaybının yanında ekonomik olarak da derin tahribat yarattığı ABD’de seçimlere az bir zaman kala Trump’ın “aşı hazır” müjdesini vermesinin seçimlere nasıl bir etkisi olacağına ilişkin farklı görüşler var. Kendi yönetiminin sağlık uzmanları bile 2021 ortasından önce aşının yaygın kullanımının zor göründüğü açıklamaları yaparken Trump’ın Ekim’de aşının hazır olduğunu ilan etmesinin kendisi açısından ters tepebileceği yorumu yapılıyor.

Bunun yanında, Trump’ın Afganistan’daki askerlerin tümünü çekme kararı alması, Ortadoğu’da Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve İsrail arasındaki anlaşmadan sonra belki de Suudi Arabistan gibi daha önemli ülkelerle büyük anlaşmalar duyurması, Çin’le olası bir askeri ihtilafın yaşanması gibi dış politikada da birçok tahmin senaryolarına rastlamak mümkün. Ayrıca iç politikada da Adalet Bakanı William Barr’ın Rusya soruşturmasının ilk başlama süreciyle ve Obama yönetiminin attığı adımlarla ilgili yeni birtakım raporlar açıklama ihtimaline dikkat çeken yorumlar da mevcut.

UKRAYNA KRİZİ ÖZEL SAYFASI

STÜDYO VOA

ABD Silahlı Şiddete mi Teslim? - 5 Temmuz
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:27:33 0:00
XS
SM
MD
LG