Erişilebilirlik

İdlib’de Ateşkes Geçici mi Kalıcı mı?


(Arşiv)

Suriye Ordusu’nun İdlib’de tek taraflı olarak ilan ettiği ateşkes, cumartesi sabahı yerel saatle 06.00'da yürülüğe girdi.

Ateşkes başladıktan saatler sonra görgü tanıkları İdlib'in kuzey batısındaki Kefraya köyünden dumanlar yükseldiğini gösteren fotoğraflar paylaşmaya başladı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, muhalif güçlere ait bir karargahın toplantı halindeyken bombalandığını bildirdi. Yerel kaynaklara göre, saldırıda 23 ila 40 kişi öldü.

CENTCOM hava saldırısını üstlendi

Yerel kaynaklar saldırıyı Amerikan güçleri tarafından yapıldığı iddiasını ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) da teyit etti.

Akşam saatlerinde yayınlanan açıklamada, Kuzeybatı Suriye'nin El Kaide liderlerinin terörist faaliyetlerini aktif olarak yönettiği bir 'güvenli liman' haline geldiği belirtilerek 'şiddet ve aşırılık yanlılarını hedef almayı' sürdürecekleri ifade edildi.

CENTCOM saldırıyı henüz üstlenmemişken sıcağı sıcağına VOA Türkçe’ye konuşan 21. Yüzyıl Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek de bölgedeki kaynaklarının hava saldırısının Amerikan hava gücünce yapıldığını teyit ettiğini söyledi.

Dilek, “Bizim aldığımız bilgiye göre katıksız El Kaide temsilcisi olan Huraseddin örgütü, bölgedeki karargahında diğer El Kaide örgütleri temsilcileriyle toplantı halindeyken bu saldırı gerçekleşmiş. Amerikan savaş uçakları, 2014 yılında da İdlib’e saldırı düzenlemiş yine El Kaide kökenli Horasan grubunu vurmuştu. Aslında bölgede iyi istihbarat toplayarak nokta atışı yapan ABD, bu saldırıyla Türkiye’nin de sahayı kontrol etme anlamında elini kuvvetlendirmiş oluyor. Türkiye’ye destek veriyor. Bir başka nokta da Fırat’ın batısında hava kontrolu Rusya’da iken ABD İdlib’te hava saldırısı yapıyorsa Rusya da bundan haberdar” dedi.

Dilek: “Bu geçici ateşkes; birkaç sonra Halep-Lazkiye yolunun güneyi Suriye’nin kontrolüne geçecek, kuzeyi Türkiye’nin kontrolunda güvenli bölge olacak”

Her ne kadar bu hava saldırısını Suriye Ordusu veya onu destekleyen Rusya gerçekleştirmemiş olsa da İdlib’te ateşkesin kalıcı olma ihtimali var mı? 21. Yüzyıl Enstitüsü Başkanı’na göre; Rusya lideri Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a jest için Suriye Ordusu’nu ikna ettiği ateşkes, daha öncekiler gibi geçici bir ateşkes olacak.

“Putin-Erdoğan zirvesinden sonra gelen tek taraflı ateşkes, Türkiye’ye yönelik göçün durdurulması adına Rus liderin bir jesti. Şam yönetimi de bunu belli ki Moskova’nın zorlamasıyla kabul etti. Kaldı ki Suriye ordusu, daha önce de saldırılarında yeni safhaya geçmek için böyle bir ateşkes molası vermişti. Bana kalırsa Suriye Ordusu, geçici bir ateşkesle İdlib’in güneyindeki güçlerin geri çekilmesi için fırsat veriyor. Önümüzdeki üç dört ay devam edecek operasyon sonunda Halep-Lazkiye yolunun güneyi Suriye’nin kontroluna geçecek, kuzeyi ise Türkiye’nin kontrolunda bir güvenli bölge haline gelecek. Benim edindiğim izlenim Moskova’da böyle bir geçici mutabakata varıldı. Bence ABD’nin de buna dahli var. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’le görüşmesi sonrası bu konuyu da ABD Başkanı Trump’a iletmiş olmalı.”

Dilek: “Suriye içindeki terör cerahatının Türkiye’ye gelme durumu da devam ediyor”

Çok kısa süre öncesine kadar ABD’nin Fırat’ın doğusunda PYD/YPG’ye verdiği destek nedeniyle gerilen ABD-Türkiye ilişkileri, yeni bir evreye doğru ilerliyor olabilir mi?

Cahit Armağan Dilek, “ABD’nin derdi bize yardım etmek değil, İdlib’e de müdahil olmak istiyor. Ayrıca Fırat’ın doğusunda PYD varlığına razı etmek için Fırat’ın doğusunda bize havuç gösteriyor. İsrail’in olduğu gibi ABD’nin de hedefi, Suriye’nin en az üçe bölünmesi. Fırat’ın doğusunda PYD kontrolunda PKK devleti, Fırat’ın batısında Müslüman Kardeşler ideolojisi yönetiminde özerk bir yapı. Daha yeni Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, ‘Suriye’de siyasi çözüm olmadıkça askerimizi çekmeyeceğiz’ dedi. Belli ki Türkiye, Suriye’den çıkmayacak. ABD’de de. Rusya’ya gelince, onlar da bu durumu kabullenmiş görünüyor. Suriye içindeki terör cerahatının Türkiye’ye gelme durumu da devam ediyor” dedi.

Dursunoğlu: “Türkiye Avrupa ülkelerini İdlib’e müdahil etmek için göç meselesini gündeme getiriyor”

Suriye’yi iç çatışmaların başladığı günlerden bu yana yakından takip eden “Yakındoğu Haber” (ydh.com.tr) internet sitesinin genel yayın yönetmeni Alptekin Dursunoğlu da ateşkesin geçici olduğu kanaatinde.

Dursunoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve dışişleri ve milli savunma bakanlarının arka arkaya yaptığı “yeni göç” uyarısının bir benzerini geçtiğimiz yıl Soçi Antlaşması öncesi İdlib’e yönelik saldırılar başladığında dile getirdiğini söylüyor.

VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan ydh.com.tr genel yayın yönetmeni, “Hatırlayın geçen sene Eylül ayında Tahran’da yapılan zirvede Erdoğan, İdlib’de ateşkes istemiş Putin ise bunu reddetmişti. Bundan birkaç gün sonra Erdoğan, Washington Post’a bir yazı yazarak, ‘İdlib, köprüden önceki son çıkıştır. Eğer Avrupa ve ABD dâhil uluslararası toplum bugün gerekli adımları atmazsa, bunun bedelini yalnızca Suriyeli masumlar değil tüm dünya ödeyecektir’ demişti. Bugün de amaç aynı, Batılıları Rusya ve Suriye’ye karşı harekete geçirmek. Dışişleri Bakanı, ‘çok büyük göç dalgası olur’ tehdidiyle Avrupa ülkelerine korku salmaya çalışarak onları sürece müdahil etme çabası güdüyor. Ayrıca gözlem noktaları, Rusya ile yapılan anlaşma çerçevesinde ateşkesin izlenmesi ve rapor edilmesi misyonu ile bulunuyor değil mi? Sahadaki son değişimlerin ardından artık Suriye Ordusunun kontrol ettiği bir bölgenin ortasında kalan sekizinci gözlem noktası, çatışma izleme ve rapor etme misyonunu nasıl yerine getirecek? Bu gözlem noktasının Suriye ordusu ile silahlı gruplar arasındaki çatışmaları izleyebileceği başka bir noktaya taşınması gerekmez mi” dedi.

“Soçi Antlaşması hep kağıt üstünde kaldı hiçbir zaman uygulanmadı”

Dursunoğlu’na göre, İdlib’e yönelik Rus hava gücü destekli Suriye Ordusu’nun saldırılarının artmasının nedeni, Türkiye’nin Soçi mutabakatında verdiği taahhütleri yerine getirmemesi:

“Soçi Mutabakatı’na göre İdlib’in ‘çatışmasızlık bölgesi’ statüsü korunacak, 15 – 20 kilometre derinliğinde silahtan arındırılmış bölge oluşturulacak, İdlib ve çevresini birbirine bağlayan M-4 ve M-5 karayolları 2019 yılının Ocak ayına kadar açılacaktı. Aslında herkes biliyor ki sahada en bariz şekilde üstün olan HTŞ, Astana’yı olduğu gibi Soçi’yi de tanımıyordu. Ve Türkiye’nin yanındaki silahlı güçlerin bunları yenme şansı yok. Bu nedenle Türkiye taahhütlerinin hiçbirini yerine getiremedi ve Türkiye’nin dahi terörist olarak kabul ettiği HTŞ ve Huraseddin gibi güçler, Suriye ordusu mevzilerine ve Rus üslerine saldırılar gerçekleştirdi. Yani aslında Soçi Antlaşması, Ankara’nın yükümlülüklerini yerine getirememesi sebebiyle İdlib’i işgal altında tutan silahlı gruplara dokunulmazlık kazandıran bir metne dönüştü. Dolayısıyla Soçi Antlaşması İdlib’in ‘teröristan’ statüsünün korunması için bir garanti belgesine dönüşmekle kalmadı, İdlib’deki silahlı gruplar, bu garanti sayesinde 2018 yılındakinin aksine artık savunma konumundan çıkıp saldırı konumuna geçtiler. Ankara, Soçi Antlaşmasının İdlib’deki silahlı gruplara dokunulmazlık kazandıran bu fiili durumun sürdürülmesini istiyor; ancak en başından beri Soçi Anlaşması’yla İdlib’de oluşan statünün geçici olduğunu vurgulayan Rusya ve Suriye mevcut durumun sürdürülmeyeceğinin mesajını veriyor. Bunu yaparken zahiren Soçi Antlaşması’na bağlı kalıyor; ama çatışmasızlık durumunu sürdürmüyor. Yani Rusya aslında Türkiye’nin Soçi Antlaşması’yla yaptığının aynısını tersinden yapıyor. Anlaşmaya canının istediği kadar bağlı kalıyor.”

Dursunoğlu: “Amerika ve Rusya arasındaki çelişkilerden istifade ederek hem Fırat’ın doğusunda hem de batısında hakimiyet alanı kazanmaya çalışıyor”

Geçtiğimiz yıl Soçi Antlaşması’nın imzalanmasında ve sonrasında bu mıutabakatın gereklerinin yerine getirilememesine rağmen Rusya’nın Türkiye’ye ‘anlayışlı’ davranmasında S-400 meselesinin rol oynadığını savunan Dursunoğlu, bu kez de Türkiye’nin Rus savaş uçaklarına ilgisinin Putin’in İdlib konusundaki pozisyonunu etkileme ihtimali olduğunu düşünüyor:

“Türkiye Fırat’ın doğusunda ABD’yle, İdlib’de ise Rusya ile görüş farklılığı yaşıyor; ama her ikisiyle de birlikte çalışarak bu bölgelerde kendi lehine alan yaratmayı amaçlıyor. Türkiye, İdlib’de Amerika lehine, Fırat’ın doğusunda ise Rusya veya Şam lehine bir pozisyon sergiliyor. Yani Amerika ve Rusya arasındaki çelişkilerden istifade ederek hem Fırat’ın doğusunda hem de batısında hakimiyet alanı kazanmaya çalışıyor. Örneğin Rusya’dan ‘Zeytin Dalı’ bölgesini alan Türkiye, şimdi de ABD’den “Güvenli Bölge” adı altında alan kazanmaya çalışıyor. ABD ve Rusya çelişkisi ve Fırat’ın doğusu ile İdlib’deki mevcut statüler devam ettikçe Türkiye bu çatışma dengesinden yararlanabilir. Ancak bu çatışma dengesi bozulduğu an Türkiye Amerika’dan aldıklarını da Rusya’dan aldıklarını da geri vermek zorunda kalır. Eğer Rusya ve Suriye’nin operasyonları, İdlib’i tamamen kontrol altına almaya yönelikse, bu dengenin orta vadede hem Amerika hem de Türkiye aleyhine bozulacağı anlamına gelir. Tabi Putin’in 2018’de Tahran zirvesinde Erdoğan’ın İdlib’de ateşkes önerisini reddedip, bundan 10 gün sonra Soçi anlaşmasını yapmasında eğer S-400 satımı etkili bir faktör olduysa, bu kez de SU-57 uçaklarının satımı da Putin’i İdlib operasyonlarını sınırlandırmaya sevk edebilir. İdlib operasyonunun sınırlanması ise ABD-Rusya çatışma dengesinin ömrünün uzaması, yani Türkiye’nin de bir süre daha bu çatışma dengesinden yararlanmayı sürdürmesi demek.”

XS
SM
MD
LG