Erişilebilirlik

“HDP’ye Operasyon Muhalefetsiz Gül Bahçesi Yaratmada İlk Viraj”


HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar gazetecilerin sorularını yanıtladı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, iktidarın ülkede muhalefeti demokratik zeminden uzaklaştırmayı amaçlayan bir plan yaptığını öne sürdü. Sancar, HDP’li isimlere yönelik operasyonun, "ülkeyi muhalefetin etkisizleştirildiği bir gül bahçesi yaratmak için ilk önemli viraj" olarak gördüğünü açıkladı.

Sancar, HDP’li isimlere 6-8 Ekim 2014’teki olaylarla ilgili yürütülen soruşturma çerçevesinde yapılan operasyonu ve TBMM’nin yarınki açılışıyla birlikte nasıl bir siyaset izleyeceklerini değerlendirdi.

Geçen Cuma günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 6-8 Ekim olayları dosyasında yer alan 82 HDP’li hakkında gözaltı süreci başlatıldı. İfadeye davet edilmeleri yerine yakalama kararı uygulanarak, 7 ilde düzenlenen operasyonda Kars Belediyesi Başkanı Ayhan Bilgen, HDP’nin RTÜK üyesi Ali Ürküt, HDP Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Nazmi Gür, HDP’nin eski MYK Üyesi Can Memiş, eski Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve eski Diyarbakır Milletvekili Altan Tan gözaltına alınmıştı. Başsavcılık, milletvekili 7 isim hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke düzenleneceğini açıklamıştı.

VOA Türkçe’nin de aralarında olduğu gazetecilerle son durumu yorumlayan Sancar, özellikle son iki gündür yoğun ziyaretçi ve telefon görüşmesi trafiği yaşadıklarını belirterek, siyasi partilerden dayanışma mesajları gelmesini olumlu bulduğunu kaydetti. Sancar, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, DEVA Genel Başkanı Ali Babacan’ın bizzat telefonla kendisini arayarak operasyona tepki göstermesini, Saadet Partisi’nin sosyal medyadaki tepkisini “HDP’nin yalnız bırakılmaması” olarak değerlendirdi. Sancar’a göre artık muhalefette “farkındalık” söz konusu. Sancar, iktidar tarafından "dikensiz gül bahçesi misali muhalefetsiz siyaset" yaratma amacı güdüldüğünü söyleyerek HDP’y' hedef alan son operasyonun bu yönde izlenecek yolda ilk viraj olduğunu dile getirdi.

Edirne Cezaevi’nde 6-8 Ekim olayları dosyasından tutuklu eski eş başkan Selahattin Demirtaş’ın, böyle bir operasyonu önceden öngördüğünü de açıklayan Mithat Sancar, bu ilk virajdan sonra iktidar karşısında yapıcı siyasi enerji oluşturulabileceğini ve karamsarlığa gerek olmadığını da söyledi.

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtas
HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtas

İktidarın muhalefeti fiilen sonlandırma adımları attığını vurgulayan Sancar, iktidar cephesinin AKP ile MHP’nin seçim mevzuatıyla ilgili hazırlıkları olduğuna da dikkat çekti. Ancak nasıl bir değişiklik geleceğini beklemek gerektiğini işaret eden Sancar, TBMM’nin 1 Ekim’de açılmasıyla birlikte “demokratik mücadele yeri” olarak gördükleri çatı altında hamleler yapacaklarının mesajını verdi.

“İktidarın hesabı HDP’yi hırçınlaştırıp, demokratik siyaset zemininden uzaklaştırmaya yöneltmek. Biz de açıkça söylüyoruz; ne mücadele hattımızda ne siyasi hedeflerimizde, demokratik siyaset zeminini terk etmeyeceğiz. Bu konuda kararlıyız” diyen Sancar, her hafta 6-8 Ekim olaylarını incelemek amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için araştırma önergesi vereceklerini de açıkladı. Sancar, 1 Ekim'deki açılış günü için de özel bir planlama yaptıklarını açıkladı ancak detayını paylaşmadı.

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, gazetecilerce yöneltilen soruları özetle şöyle yanıtladı:

“Artık su tükenmekte, hayat siyasi aktörlere de öğretiyor”

Muhalefet partilerinin şimdiki dayanışma tablosunu neye bağlıyorsunuz, neden farklı bir tablo ortaya çıktı?

Sancar: İktidar açısından bu araçları (yargı süreçleri, polis operasyonu, suçlamalar) hoyratça kullanmasının yarattığı bir aşınma var, yıpranma var. İnandırıcılık kaybı çok hızlandı. Bu olay da gösteriyor ki muhalefeti de dizayn etme kabiliyeti ciddi düşmüş durumda. Baskıların pervasız boyutta, hukuksuzluğun artık zirve noktasında olması da artık muhalefeti etkilemiştir bence. Sadece muhalefeti de değil, çeşitli toplumsal kesimleri de etkilemiştir.

Muhalefette HDP ile yan yana gelmeme, ortak tavır alma çekinceleri vardı, o kırıldı mı sizce?

Sancar: Şu anki tabloya baktığımızda bunun ciddi biçimde kırıldığını söyleyebiliriz. Biz yıllardır iktidarın oyunlarının farkına varmak gerektiği uyarısını yapıyor ve herkesi demokratik ilkeler etrafında davranmaya çağırıyorduk. Fakat, öte yandan iktidar da muhalefet partilerinin her birinin ayrı ayrı hassas dengelerine oynuyordu. İktidar bu taktiğinde çoğunlukla da etkili olabiliyordu. Ama artık su tükenmekte. Bunu herkes kendi hayatında ve kendi pratiğinde daha fazla tecrübe ediyor. Yani o kadar pervasız hukuksuz keyfi ve zalimce davranıyor ki iktidar, bundan bütün kesimler nasibini aldı, alıyor. ‘Şimdi mesele saldırıya uğrayan değil, saldıranın niteliğidir’ dediğimiz durum. Şimdi bu tecrübelerle anlaşılmış görünüyor. Hayat bizzat bazı hakikatleri öğretiyor doğrusu hem insanlara hem siyasi aktörlere.

“HDP’yi kapatmak yerine fiilen çalışamaz hale getirmek amaçlanıyor”

Süreç HDP’nin kapatılmasına gider mi?

Sancar: Bu operasyon ilk değildi aslında. Başka operasyonlar da yapıldı buna benzer. En kapsamlısı da değil bu. 4 Kasım operasyonunu hatırlayın, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer milletvekili arkadaşlarımızın geceyarısı baskınlarıyla alındığı operasyondan söz ediyorum. O zaman da hep söylendi ‘Bu kapatmaya gider mi?’ diye. Şimdi parti kapatma davası açmak zor değil. Ama Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, iktidarın onayı veya isteği dışında, böyle bir dava açabileceğini düşünmek de gerçekçi değil. Kapatma davası açılıp-açılmayacağına, bana göre iktidarın merkezi (Erdoğan’ı kast ediyor) karar verir. Eğer böyle bir karar vermek istese, çok fazla gerekçeye, delile de ihtiyaç yok. Nasıl bu operasyonda delil, gerekçe göstermek zorunda değilse, şu anda içeride olan eski eş başkanlarımıız, milletvekillerimiz için de onları içerde tutmaya dönük hukuki gerekçeye ihtiyaç yok ise, aynı şekilde başta Osman Kavala olmak üzere pek çok aydının, gazetecinin içeride tutulması, göz göre hukuka aykırı sürdürülebiliyorsa, bize karşı da herhangi bir gerekçe aramadan, inandırıcı olma kaygısı gütmeden kapatma davası açılabilirdi. Şimdi de açılabilir. Ama bence bu operasyonun amacı başka. Kapatma davası açmak; birincisi muhtemelen siyasi iktidara bir parça daha fazla siyasi maliyet çıkarır. Parti kapatmaya karşı olduğunu söyleyen, bunun için anayasa değişikliği yapmış bir siyasi iktidar söz konusu. İkincisi iyi kötü uluslararası çevrelerden de daha fazla tepki gelecektir. Ama iktidar ihtiyaç duyduğuna inanırsa, bunları çok umursayacağını sanmıyorum. Şu aşamada resmi bir kapatmaya gerek kalmadan, HDP’yi fiilen çalışamaz hale getirmek amaçlanıyor. Bir tür fiili kapatma rejimi yaratmak işlerine daha çok geliyor. O nedenle, son birkaç yıldır HDP’yi resmen kapatmadan fiilen kilitlemek gibi bir yol izliyorlar. Dolayısıyla üzerinde en çok durduğumuz konuların başında parti kapatma davası ihtimali gelmiyor. Ama açılırsa ne yapabileceğimizi, kapatılırsak buna karşı ne tedbir alabileceğimizi tabii ki tartışıyoruz ve ona göre de hazırlıklarımızı yapıyoruz.

“İktidar ülkeyi muhalefetin etkisizleştiği bir gül bahçesine çevirmek istiyor”

İktidar cephesinde seçim yasası değişikliği hazırlığı var. Sizi bölgeye sıkıştıracak bir seçim modeli ile bu süreç devam edebilir mi?

Sancar: Doğrudan bu operasyonla ilgili gördüğümüz tablo şudur; muhalefete baskılar zaten kesintisiz yürütülüyor. İşte medya kanallarına da ciddi yaptırımlar uyguluyorlar. Başka toplumsal platformlara, irili ufaklı birçok sol partiye, kadın örgütlerine varana kadar pek çok alanda zaten baskı var. Fakat daha bütünsel bir planın asıl şimdi bu operasyonla uygulanmaya başlandığını düşünüyoruz. Bütünsel plandan kastım; Seçimler ne zaman yapılırsa yapılsın, ister baskın ister zamanında yapılsın, seçim vakti geldiğinde, muhalefetin demokratik mücadele yürütebileceği zeminleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir plan var. Bunu birkaç türlü yapmak istiyorlar. Birincisi, yasaklarla, polisiye ve yargısal tedbirlerle muhalefetin siyasal mücadele imkanlarını en alt düzeye indirmek istiyorlar. İkincisi bizzat muhalefet partilerini zayıflatmayı, kuşatmayı, etkisizleştirmeyi hedefliyorlar. Hem mücadele zeminini ve şartlarını tahrip edip, ortadan kaldırmayı hedefliyorlar, hem de bizzat siyasi aktörleri kuşatıp etkisizleştirmeyi planlıyorlar. Bence böyle bir plan var ve bize yapılan operasyon, bunun ilk ciddi virajıdır. Bu iktidar, herhangi bir seçime gittiği zaman çoğunluğu kazanamayacağını gördüğü için muhalefetin başarılı olmasını engellemeye odaklanmış durumda. Bir tür sahayı temizlemek, biraz ülkeyi kendilerinin rahatça at koşturabilecekleri, muhalefetin iyice etkisizleştiği bir gül bahçesine çevirmeye çalışıyorlar anlaşılan. Bence bu yeni aşamanın ilk önemli virajı bu operasyondur.

Muhalefet partilerinin liderleriyle görüştünüz, diğer partilerden nasıl izlenim aldınız?

Sancar: Görebildiğim kadarıyla diğer muhalefet partileri de aynı çerçevede değerlendirme yapıyorlar. Yani muhalefet partilerinin de iktidarın bu hesaplarının farkında olduğunu görüyoruz. Kuşkusuz herkesin değerlendirmelerinde farklılıklar olabilir. Aciliyet ve ağırlık tartısında ölçü, muhalefet partileri arasında değişiklik gösterebilir ama esasında aynı değerlendirmeyi yaptıklarını görüyorum.

“İktidar HDP’yi hırçınlaştırmak istiyor ama demokratik zemini terk etmeyeceğiz”

Peki, HDP ne yapacak? Daha önce sine-i millet tartışması yaşandı. Seçmeninizde bu süreç bir bıkkınlık yaratır mı? Hem Meclis hem de sahada neler yapacaksınız?

Sancar: Bizim yapacağımız şeyler var, peyderpey söylüyoruz. İktidarın neyi hedeflediğini tespit ettiğimizde neler yapmamız gerektiği konusunda da daha sağlıklı karar veririz. Bir defa iktidar, HDP’yi bir şekilde hırçınlaştırmak istiyor. İktidarın hesabı HDP’yi hırçınlaştırıp, demokratik siyaset zemininden uzaklaştırmaya yöneltmek. Biz de açıkça söylüyoruz; ne mücadele hattımızda ne siyasi hedeflerimizde demokratik siyaset zeminini terk etmeyeceğiz. Bu konuda kararlıyız. Şimdiye kadar yürüttüğümüz çizgiyi daha da ileriye taşıyarak sürdüreceğiz. Son 3 ayda ortaya koyduğumuz demokrasi deklarasyonu, demokratik mücadele programı, barışa çağrı deklarasyonu çerçevesinde kararlı ve olgun tavrımızı sürdüreceğiz. Zaten bütün tahriklere rağmen HDP’yi bu çizginin dışına çekemeyecek olması iktidarı hırçınlaştırıyor bu sefer. İkincisi biz demokrasi ittifakı ve toplumsal mücadele birlikteliği konusundaki çizgimizden de taviz vermeyeceğiz. Bunu kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar

Elbette basına açıklamalar yapacağız, Meclis açıldığında hazırlıklarımız var. Tepki sadece protestolardan ibaret değil. Çünkü demokratik mücadele birçok aracı kapsar, birçok araçla yürütülebilir. Tepkiyi sokağa çıkarak, toplantı gösteri hakkımızı kullanarak da gösterebiliriz ama bunun imkanları çok sınırlı. İktidar buna hiçbir şekilde tahammül etmiyor. Anayasayı bu açıdan bütünüyle rafa kaldırmış durumda. Biz de insanlara ‘Haydi gelin şurada bir protesto mitingi yapalım’ diye çağırıp da saldırılara açık hale getirmeyi doğru bulmuyoruz. Ama olabildiğince farklı kesimlerin temsilcileriyle ortak etkinlikler düzenliyoruz. Meclis açıldığında görüşlerimizi, iktidarın politikalarını açıkça tartışacağız. Her hafta en az bir kere 6-8 Ekim olaylarının araştırılması için önerge vereceğiz. Gerçekten bu konuda samimiyseler, biz hazırız, her türlü araştırmanın objektif, samimi bir şekilde yapılmasına katkı da sunarız. Objektif, tarafsız, etkili bir şekilde çalışacak soruşturma araştırma komisyonu kurulursa katkı sunmaya da hazırız. Hatta daha ötesini söylüyoruz. İktidar bu talepleri kabul etmeyecek, araştırma önergelerini reddedecek, biliyoruz. Daha önce 3 kez araştırma önergesi verdik reddettiler.

“Muhalefete çağrım, 6-8 Ekim için Sivil Hakikat Komisyonu kuralım”

"Şöyle bir çağrım var; muhalefete, demokratik kamuoyu ya da demokrasi güçlerine seslenerek, diyorum ki iktidar 6-8 Ekim günlerinde neler olduğunu neler yaşandığını ortaya çıkarmaya yanaşmıyor. Orayı karanlıkta bırakarak istediği gibi kullanmaya devam etmek istiyor. İhtiyaç duyduğunda bunu propaganda malzemesi olarak devreye sokuyor. Gelin biz onun elinden bu propaganda istismar malzemesini alalım. Nasıl yapabiliriz? Muhalefet partileri biraraya gelerek gayri resmi bir araştırma komisyonu kurabilirler. Dünyada çeşitli ülkelerde örnekleri var. Mesela ülkenin sağduyulu, vicdanlı birikimli farklı çevrelerini temsil eden isimlerinden bağımsız bir komisyon kurulabilir. Mesela ‘Russell Mahkemesi’, sivil bir inisiyatifin ürünüydü, Vietnam’daki savaş suçlarını araştırmak için kurulmuştu ve içinde dünyanın çok çeşitli ülkelerinden aydınlar hukukçular, akademisyenler vardı. İstenirse biz bu konuda teknik çalışmayı da yapmaya hazırız. Yani 6-8 Ekim için bir sivil hakikat komisyonu kurabiliriz. Muhalefet partileri bu konuda uzlaşmazlarsa başka demokratik güçler, sivil toplum örgütleri öncülüğü üstlenebilir. Onlar da böyle bir girişim başlatsınlar biz her türlü desteği sunarız. Bu iki açıdan önemli. İktidarın istismarını artık durdurmak ama bir de yakın dönemin çok acılı bir sayfasını oluşturuyor 6-8 Ekim. O acıyı onarmak, gelecekte demokratik kültür ve toplumsal barış açısından da çok ciddi katkı sunacaktır. Bizim hakikatin ortaya çıkmasından kaygımız, yüzleşmekten korkumuz yok. Böyle bir yolun sonunda payımıza ne düşerse onun gereğini yerine getirmeye biz hazırız".

Operasyonda hedef Çözüm Süreci mi sorusunu HDP de tartışıyor

Operasyondaki hedef o dönemki HDP’nin MYK üyeleri denildi. Ama Sırrı Süreyya Önder’le yine hakkında fezleke düzenleneceği açıklanan Pervin Buldan, MYK üyesi değildi. Bu Dolmabahçe açıklamasıyla da bağlantılı bir operasyon mu?

Sancar: Bu operasyondaki en büyük soru işaretlerinin olduğu kısım budur. Neyi isnat edeceklerini ben de arkadaşlarımız da merak ediyor. Eğer gerçekten bu o dönem çözüm sürecinin yürümesi için yapılan tüm çalışmaları doğrudan veya dolaylı kriminalize etme amacına dönükse çok vahimdir. Bu devletin inandırıcılığına ve bundan sonra bu tür süreçlere güven duyulmasına daha kökten bir darbe vurma amacına yönelik olacaktır. Belki de siyasi aktörlere bu vesile ile 'Aman sakın kimse müzakere, diyalog yoluna gitmeye teşebbüs etmesin gün gelir bunun hesabı mutlaka çıkarılır, aman bu yolları denemeyin' deniliyor. Esasen müzakere ve diyalogla çözüm arayışlarına büyük bir gözdağı ve ağır bir tehdit oluşturur.

“İktidar ortakları seçmen desteğinden fazla sandalye sahibi olmak istiyor”

Siyasi partiler ve seçim mevzuatında nasıl bir değişiklik olabileceğini bekliyorsunuz?

Sancar: Tabii ortada çoğu söylentiden ibaret iddialar dolaşıyor. Gerçekten hazırlığın ne yönde olduğunu bilmemiz bu aşamada mümkün değil. Şimdi en çok üzerinde konuşulan Daraltılmış Bölge Formülü’nün iktidar ortağı iki partiyi aynı oranda tatmin edeceği konusunda ciddi şüphelerim var. Fakat iktidar ortaklarının amacı belli. Kaybettikleri, kaybetmekte oldukları seçmen desteğini hukuk ve siyaset mühendisliğiyle telafi etmek. Seçim sistemiyle oynayarak, oyları düşse bile Meclis’teki sandalye sayılarını arttırmak, en azından mevcudu korumak. Türkiye’de seçim yasalarıyla bu şekilde oynama olaylarına baktığımda geçmişte şunu görüyorum. Ne zaman (Turgut) Özal yönetimi bunu gündeme getiriyordu seçim barajlarını? Ne zaman oyu düşerse. Ardından bu alışkanlık haline geldi. Hangi iktidar oylarının düştüğünü görüyorsa aklına gelen ilk çarelerden birisi seçim kanunlarıyla oynayıp kendine avantaj sağlayacak düzenlemeler yapmaktı. Şimdi bu seçim kanunlarında değişiklik yapma girişimi, esasen bir itiraftır aynı zamanda. İktidar ortakları, seçim kanunlarıyla oynama hazırlıklarını yapmak suretiyle aslında oylarının düşmekte olduğunu itiraf ediyorlar. Alabilecekleri seçmen desteğinden daha fazla sandalye kazanmanın yollarını aradıklarını itiraf ediyorlar.

“Demirtaş 6-8 Ekim operasyonu olabileceğini önceden söylemişti”

Selahattin Demirtaş’ın bu operasyona yönelik değerlendirmesi ne oldu?

Sancar: Demirtaş, çok önceden bize 6-8 Ekim dosyasını yeniden açacaklarını söylemişti. Kendisine mahkemelerden gelen çeşitli dosyalarla ilgili bilgilerden, tabii kendi öngörüsünü de katarak, 6-8 Ekim’i yeniden çok yoğun bir şekilde gündeme getirme hazırlıkları olduğunu söylemişti. Belki iki ay önce avukat arkadaşımız görüştüğünde, bize bunu söylemişti. Biz de hukukçularla 6-8 Ekim’i yeniden nasıl gündeme getirebileceklerine dair bir hazırlık çalışmasını yaptık. Operasyon olmasına hazırlıklıydık ama tutup da o dönemki MYK üyelerinin hepsini bir sabah baskınıyla, böyle vahşice, böyle barbarca gözaltına alabilecekleri aklımıza gelmiyor diyemem ama böyle olmasını temenni etmiyorduk diyebilirim.

“Karamsarlığa gerek yok iktidara olan öfke yapıcı siyasete dönüşebilir”

İktidar ülkeyi muhalefetsiz gül bahçesine çeviriyorsa Türkiye muhalefeti buna nasıl çare bulacak?

Sancar: Şimdi o kadar ağır saldırı karşısında partimiz, bütün birimleriyle dimdik ayakta. Sadece biz değil. Çok farklı kesimlerden temsilciler, ziyaretler yapıyorlar, ortak basın açıklamaları yapıyorlar. Bizlerin etkileşimi, muhalefet partileri arasındaki bu diyalog, ortaya çıkan bu dayanışma havası, farklı şekillerde yankı buluyor. Yani Türkiye’de, sorunlar çok ağırlaştı ve bu iktidarın yönetim şekli gerçekten insanların büyük bir kısmını hayatından bezdiriyor. Bu öfkenin, bu kızgınlığın akabileceği iki yer var. Ya bir şey olmuyor, hiçbir değişmiyor diyerek karamsarlığa ve tamamen kendi hayatına çekilmeye dönüşebilir bu veya yapıcı siyasi enerjiye dönüşebilir. Yapıcı siyasi enerjiye dönüşmesinde, en büyük sorumluluk bizlere düşüyor yani siyasi parti yönetimlerine düşüyor. Ama sadece siyasi parti yönetimlerine de değil. Pek çok meslek kuruluşu var. Çok büyük etkisi, kitlesine sahip, araçlarına sahipler, Sendikalar, dernekler var. O yüzden karamsarlığa gerek yok. Umutsuzluğa ise asla yer yok. O yüzden biz demokratik mücadeleyle bu baskıları durdurabiliriz. Seçimlerde de bu iktidarın gitmesini sağlayabiliriz. Hatta sağlayacağız.

  • 16x9 Image

    Yıldız Yazıcıoğlu

    Yıldız Yazıcıoğlu, 1994-1998 döneminde Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. Mesleğe 1997 yılında Cumhuriyet’te stajyer olarak başladı. 1998-2000 döneminde yüksek lisans eğitimine devam etti. 2000 – Mayıs 2009 döneminde Milliyet’te mesleki kariyerini cumhurbaşkanlığı ve parlamento muhabirliği noktasına taşıdı. 2009 - 2011 yıllarında ABD’nin başkenti Washington DC’de kariyerini sürdürdü ve farklı medya kuruluşları için temsilcilik – yorumculuk görevlerini yürüttü. Bu dönemde VOA Türkçe’de eğitim aldı ve görev yaptı. Ardından Ankara’ya dönüşünde Habertürk TV’de, ArtıBir TV’de görevler üstlendi. Şu anda VOA Türkçe ekibinde görev almayı sürdürüyor.

XS
SM
MD
LG