Erişilebilirlik

12 Haziran Amerikan Basınından Özetler


12 Haziran Amerikan Basınından Özetler
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:04:05 0:00

Amerikan gazeteleri, Başkan Trump'ın Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'la Singapur'da gerçekleştirdiği zirveyle ilgili ayrıntılara geniş yer ayırıyor.

Washington Post, ”Trump ve Kim Yeni Bir Ortalık Sözü Veriyor” başlıklı haberinde, Trump'ın Kim'le ”çok özel bir bağ” kurduğunu söylediğini yazıyor. Gazete, Trump'ın, nükleer gövde gösterileri ve askeri yüzleşmelerden ibaret olan kısır döngüyü kıracak yeni bir çağ başlattıklarına ilişkin sözlerine yer veriyor. Habere göre Trump, Kim'le yaptığı görüşmeden sonra zafer elde etmiş bir lider havası verdi ve Kuzey Kore'nin nükleer programını tasfiye etme, tüm dünya toplumunun saygın bir üyesi haline gelecek bir rejim oluşturma konusunda ciddi olduğunu söyledi. Ancak Başkan, Kim'in nükleer silahsızlanma yolunda ne gibi somut adımlar atacağı ve Amerika'nın tam silahsızlanma sağlandığından emin olmak için ne gibi yollara başvuracağı konusunda net ayrıntılar vermedi. Gazete, görüşmenin, uzun yıllar boyunca süren düşmanlığın ardından atılan diplomatik bir adım olduğu, ancak Kuzey Kore'nin verdiği sözleri tutmasının garantisi olmadığı yorumunda bulunuyor. Trump, iyimser yaklaşımını, düşmanının niyetini çok iyi okuyabildiği şeklindeki kişisel becerisine dayandırıyor. Habere göre Trump ayrıca ”savaş oyunları” olarak nitelediği yıllık ortak Amerika-Güney Kore askeri tatbikatlarına son verilmesi talimatı vereceğini söyledi. Bu tatbikatları ”son derece kışkırtıcı ve uygunsuz” olarak tanımlayan Başkan, tatbikatları sonlandırmanın Amerika açısından tasarruf etme anlamına da geldiğinin altını çizdi. Trump ve Kim'in imzaladıkları belge, bir taslak niteliği taşıyor. Belgede net ayrıntılar ya da silahsızlanma konusunda bir takvim yer almıyor. Ayrıca nükleer silahların tasfiyesi ve bunun doğrulanması meselesi, gelecek görüşmelere bırakılıyor.

Washington Post bugün ayrıca Trump-Kim zirvesiyle ilgili haberlerinden birinde ikili görüşmenin tarihi açıdan önem taşıdığını, ancak sorulması gereken esas sorunun, görüşmeden tarihi bir sonuç elde edilip edilemeyeceği olduğunu yazıyor. Gazete, zirvenin tarihi bir sonuca varmasının, bundan sonra ne olacağına bağlı olduğu yorumu yapıyor. Habere göre Trump'tan önce gelen üç başkan da Kuzey Kore'yle nükleer silahsızlanma konusunda anlaşma yapmak için adımlar attı, ancak verilen sözler hiçbir zaman tutulmadı ve Kuzey Kore, nükleer güç olma yolunda adım adım ilerlemeyi sürdürdü. Daha önce alt seviyede başlayan görüşmelerse bu sefer çok daha farklı bir noktadan, en tepeden başladı. Ancak Singapur zirvesi, son derece uzun ve zorlu bir yolun daha başı. Bu süreci devam ettirmek için gazeteye göre disiplin, prensip ve taahhüt gerekiyor, ancak bu özellikleri Trump'ın dış siyaset yaklaşımının birer parçası saymak mümkün değil. Trump'ın nükleer silahlara sahip bir ülkenin acımasız bir diktatörüyle görüşmek için dünyanın öbür ucuna gitmesi, simgesel olarak birçok anlam içeriyor. Ancak bu simgenin somut bir sonuca dönüşüp dönüşmeyeceği şu anki sinyallere bakılarak söylemek, neredeyse imkansız.

New York Times da Trump-Kim zirvesiyle ilgili ayrıntı, haber ve yorumlara yer veriyor. Gazetenin yayınladığı Nicholas Kristof imzalı makale, zirveye farklı bir açıdan bakıyor. Kristof, Trump'ın Singapur'da çok fazla ödün verip karşılığında hiçbir taahhüt almadığına inanıyor. Yazar, Amerika'nın, Güney Kore'yle yaptığı yıllık ortak askeri tatbikatlardan vazgeçmesinin, Trump'ın Kim'e verdiği en büyük ödünlerden biri olduğu görüşünde. Kristof, Trump'ın Kim'e meşruluk kazandırılmasına büyük katkıda belirtiyor ve makalesine şöyle devam ediyor: ”Trump'ın Kuzey Kore'yle 'çok özel bir bağ kurduk' şeklindeki açıklaması, şöyle algılanacak: Kim, nükleer silahları ve füze denemeleri sayesinde Amerikan başkanını, Kuzey Kore'yi nükleer dengi olarak kabul etmeye zorladı. Kuzey Kore'nin güvenliğinin sağlanacağına dair Trump'tan taahhüt aldı, on yıllardır yakındığı Amerika-Güney Kore savaş oyunlarına son verileceği sözünü kopardı. Tüm bu ödünlere rağmen Trump'ın karşılığında şaşırtıcı bir şekilde çok az kazanım elde ettiği görülüyor. Kim, yapılan ortak açıklamada, Kuzey Kore'nin 1992'den bu yana tekrar ettiği Kore Yarımadası'nın nükleer silahlardan arındırılması sözünü sadece yinelemekle yetindi. Ortak açıklamanın en önemli yanı, neleri içermediğiyle ilgili. Örneğin Kuzey Kore'nin plütonyum ve uranyum programlarının dondurulması, kıtalararası balistik füzelerinin tasfiye edilmesi, uluslararası denetçilerin nükleer tesislere giriş izni verilmesi, ya da nükleer silah ve uzun menzilli füze denemelerinin kalıcı olarak durdurulması konularında hiçbir içerik yok. Kim'in Trump'ı tamamen alt ettiği görülüyor. Ancak işin korkutucu yanı, Trump'ın bunun farkında olmaması.”

New York Times'ın bugün iç sayfalarındaysa Türkiye'de kutuplaşmayla ilgili bir makale yer alıyor. Türkiye üzerine çalışmalar yapan sosyal antropolog Jenny White imzası taşıyan makale, 24 Haziran'da yapılacak seçimler öncesinde bölünmüş olan Türkiye'de siyasi ve sosyal bütünlük sağlanıp sağlanamayacağını irdeliyor. Makale şöyle devam ediyor: ”Türkiye'deki sorunların kökü, ülke kurma projesinin temelinde yatıyor. Türkiye, kurulduğu 1923'ten bu yana tüm vatandaşlarını temsil edecek, birleşik bir ulusal kimlik oluşturmayı başaramadı. Ülke her on yılda bir askeri darbelere sahne oldu. 2016 darbe girişiminden sonra getirilen OHAL halen yürürlükte. Dini, ideolojik, etnik bölünmeler çok derin nefret unsurları içeriyor. Peki Türkiye'de neden bu kadar derin bir kutuplaşma var? Türkiye'de kurumlar, vatandaşın değil, devletin çıkarlarını koruyor. İnsanlar da bu nedenle gündelik hayatta ihtiyaç duydukları korumayı aileleri, içinde yaşadıkları toplum, din kardeşliği ya da siyasi parti yandaşlığında buluyor. Türkiye’de siyasi yaşantı çok kırılgan çünkü partileri bir arada tutan etken partiye, hükümete ya da devlete bağlılık değil, tek bir kişiye bağlılık. Liderle anlaşmazlığa düşmek, hainlik olarak görülüyor. 24 Haziran seçimleri Erdoğan ve laik, İslamcı, milliyetçi ve Kürtler'den oluşan bir birlik arasında geçecek. Muhalif partiler, seçmenlere, ikinci tura kalması halinde Erdoğan'ın karşısında kim varsa onu desteklemeleri talimatı veriyor. Geleneksel partiler, ortak bir düşmana karşı birleşmek için farklılıklarını bir kenara bıraktı. Sorulması gereken soru, bu birliğin seçimleri atlatıp ülkeye istikrar mı getireceği, ya da tek bir liderin gücünü pekiştiren yeni siyasi iklimin, düşmanın kim olduğu tanımını yeniden mi yapacağıdır.”

XS
SM
MD
LG