Erişilebilirlik

Federal Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel (SPD), Almanya ve Avrupa Birliği’nin transatlantik ilişkilerde son zamanlarda yaşanan ciddi değişikliler sonrasında, Berlin’in yeni bir Amerika politikası belirlemesi gerektiğini söyledi. Berlin Dış Politika Forumu'nda düzenlenen toplantıda konuşan Gabriel, Donald Trump’ın Başkanlığı ile ABD’nin ‘dünya siyasetini belirleyen güç’ olma özelliğinin zayıfladığını öne sürerek, "yaşanan bazı sürtüşmelere rağmen geçmişte Amerika’yı doğal koruyucumuz olarak görme alışkanlığımız giderek zayıflıyor" şeklinde konuştu.

Washington’un da Berlin’e olan yaklaşımının değiştiğini ve ‘bir çok partnerinden biri olarak’ görmeye başladığını belirten Gabriel, bunun sonucunda Almanya’yla ABD arasında bir yeni rekabetin oluştuğunu da öne sürdü. Almanya’nın bundan sonra ABD’ye karşı daha özgüvenle hareket etmesini isteyen dışişleri bakanı, "Kendi çıkarlarımızı düşünerek, önce siyasi pozisyonumuzu ve gerekirse kırmızı çizgilerimizi belirlemeliyiz, ardından partnerlerimizle olan ilişkilerin çerçevesini çizmeliyiz." dedi. ABD Kongresi’nin Rusya’ya yönelik aldığı yaptırım kararlarının Almanya’nın enerji ihtiyacını olumsuz etkileyebileceğini, Başkan Trump’ın İran’la nükleer anlaşmayı yenilememesinin de savaş tehlikesini artırdığını iddia eden Gabriel, "Bu iki örnek Almanya’nın, Washington’un alacağı kararları beklemek yada tepki vermek yerine, soğuk kanlı analizlerle iki ülkenin ayrıştığı noktaları saptaması gerektiğini ispatlıyor," diye konuştu. ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyacağı yönündeki iddialarla ilgili olarak da konuşan Gabriel, "Almanya’nın bu konudaki pozisyonu bambaşka. Biz iki tarafın uzlaşmasından yanayız. Böyle bir adımı gerilimi artırıcı ve zarar verici olarak görüyoruz" dedi. Konuşmasında Almanya ve Fransa’yı Avrupa’nın ‘itici güçleri’ olarak tanımlayan SPD’li politikacı, Avrupa Birliği’nin önümüzdeki yıllarda bir reform sürecine girmesinin kaçınılmaz olduğunu, "ekonomik konularda Fransa’nın biraz Almanyalaşması, Almanya’nın da biraz Fransalaşması" gerektiğini ifade etti.

24 Eylül’de yapılan seçim sonrasında hükümet kurulamadığı için görevini sürdüren Dışişleri Bakanı Gabriel’in ABD politikaları ile ilgili çıkışı Berlin’de değişik tepkilere neden oldu. Yapılan yorumlarda Gabriel’in sözlerinin Başbakan Angela Merkel’in geçen Mayıs ayında İtalya’da yapılan G7 Zirvesi sonrasında ABD’ye yönelik eleştirilerini anımsattığı belirtildi. Merkel Washington’a yönelik olarak, "Başka ülkelere güvenilebilecek zamanların geride kaldığı" ve "Avrupa'nın kaderini eline alması gerektiği" ifadelerini kullanmıştı. Avrupa ve Amerikan basınında ve siyasetçiler arasında ‘transatlantik ilişikleri sorgulayan bir tavır’ olarak değerlendirilen bu sözlerden sonra, Gabriel de bir açıklama yaparak, Trump liderliğindeki ABD yönetimini Batı'yı zayıflatmakla suçlamış, ABD'nin dünya siyaset sahnesinden eksildiğini savunmuştu.

Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in bugünkü konuşması Birlik Partileri ile SPD’nin yeni koalisyon görüşmeleri için masaya oturmaya hazırlandığı bir döneme rastlaması açısından dikkat çekti. SPD yönetimi Pazartesi günü yaptığı toplantıda, Hıristiyan Birlik (CDU/CSU) ile ucu açık görüşmelere katılmayı öneren bir karar aldı. Ancak kararın Perşembe günü SPD kurultayında delegelerin onayından geçmesi gerekiyor. SPD lideri Martin Schulz, kurultaydan görüşmelere ‘evet’ çıkması halinde gelecek hafta Hıristiyan Birlik parti liderleri Başbakan Merkel ve Seehofer’le masaya oturacağını açıkladı. İki taraf anlaşarak, yeniden ‘Büyük Koalisyon’ kurulursa, SPD’de kimin hangi bakanlığı alacağı da tartışılıyor. SPD içinde partinin eski lideri Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in olası ‘Büyük Koalisyon’da önemli bir rol almasına karşı çıkanlar var. Partinin bir bölümü ise Gabriel’in dışişleri bakanı olarak kalmasından yana.

Nitekim SPD Grup Başkan Yardımcısı Axel Schaefer, “Gabriel Almanya’nın gördüğü en iyi Dışişleri Bakanlarından biri. SPD yeniden hükümete katılırsa, Gabriel bakanlık koltuğunda kalmalı” şeklinde görüş belirtti.

XS
SM
MD
LG