Erişilebilirlik

Diyarbakır’daki Örgütlerden İşkence Tepkisi


Birleşmiş Milletlerin, 1984'te kabul ettiği "İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme"si, 26 Haziran 1987'te yürürlüğe girdi. BM Genel Kurulu, bu tarihten 10 yıl sonra işkencenin tamamen ortadan kaldırılması ve işkence mağdurlarına destek amacıyla 1997'de 26 Haziran'ı "İşkence Mağdurlarıyla Uluslararası Dayanışma Günü" ilan etti.

Diyarbakır’daki Örgütlerden İşkence Tepkisi
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:02:51 0:00

Bu gün nedeniyle Diyarbakır’da Diyarbakır Tabip Odası, Hak İnisiyatifi, Diyarbakır Barosu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi, ortak bir açıklama yaptı.

Koşuyolu parkındaki açıklamayı Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Üyesi Elif Turan yaptı. Türkiye’de işkencenin yaygınlaştığına dikkat çeken Turan, “ülkemizde son yıllarda, kişileri cezalandırmaya ve/veya yıldırmaya ve/veya otorite kurmaya yönelik ve/veya bir ceza muhakemesinin itiraf almak veya bilgi edinmek/“delil toplamak” amaçlı bir aracı olarak işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının büyük artış gösterdiğine işaret eden ciddi ve geniş alana yansıyan tespitler ve iddialar bulunmaktadır. Resmi gözaltı merkezlerinde, resmi olmayan gözaltı yerlerinde, sokakta, cezaevlerinde hemen her yerde işkence uygulamaları, yanı sıra toplantı ve gösterilerde güvenlik güçlerinin ‘işkence’ düzeyine ulaşan ‘aşırı ve orantısız güç kullanarak müdahalesi’ yaygınlaşmıştır” dedi.

Hükümete, cezasızlık politikasından vazgeçilmesi çağrısı yapan Turan, “Bu nedenle bugün ve geçmişte gerçekleşen tüm işkence suçlarına yönelik etkin ve tarafsız bir soruşturma sürecine dayalı olarak yargı önüne çıkarılmalı, her düzeydeki sorumlular cezalandırılmalı ve cezasızlık politikası sonlanmalıdır” diye konuştu.

Açıklamaya katılan (TİHV) üyesi Avukat Gülan Çağır, işkencenin yıldırma politikası olarak kullanıldığını söyledi. VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Çağır, “Aslında işkenceyi herkes biliyor, herkes görüyor ancak işkence ile mücadele konusunda tüm devlet kurumlarının bir çekincesi olduğunu, belki de bilerek ve isteyerek, bu konuda mücadele etmek istemediklerini görüyoruz. Çünkü bu bir yıldırma politikası, bu devletin kullandığı silah olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla tüm yasal düzenlemelere rağmen uygulayıcıların bu konuda cesaretli olamaması ve daha doğrusu yasal çerçevede görevlerini yerine getirmemeleri sebebiyle işkence ile mücadele alanında son derece zayıf bir karneyle karşı karşıyayız” dedi.

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Serdar Çelebi ise yargının işkenceye sessiz kaldığı görüşünde. VOA Türkçe’ye konuşan Çelebi, “AKP’nin iktidara gelmesinden sonra 2003-2004 yılları sonrasında, 2-3 yıl Avrupa Birliği ile yapılan müzakereler ile beraber, işkencede ciddi bir azalma söz konusu oldu. Biz bunu görüyorduk özellikle mevzuat değişikliğine dair hükümetinde irade göstermesi ile beraber nispeten bir azalma oldu. Ama özellikle son yıllarda maalesef işkence vakalarında ciddi bir artış meydana geldi. Maalesef hükümet sessiz, yargı buna sessiz. Yargı aslında hep sessizdi. İşkencenin azaldığı dönemlerde de sessizdi, etkin bir soruşturma yürütülmedi, sürekli kapatıldı. Terörle mücadele zafiyeti uğratılır, suçla mücadele zafiyeti uğratılır, memurunun cezalandırma olmaz dendi. Yargı sürekli etkin soruşturma yapmaktan uzak durdu ve failleri bir şekilde korudu. Ama son dönemde aleni yapılmasına rağmen etkin bir soruşturma yürütülmedi” dedi.

XS
SM
MD
LG