Erişilebilirlik

“Cumhurbaşkanlığı Sistemi Kararsız Seçmen Sayısını Arttırdı”


Türkiye’nin demokrasi kültüründeki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla sivil toplum gözlemciliğini yürüten Denge ve Denetleme Ağı, 2020 yılı bitiminde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni yasamayı işlevsizleştirirken yürütmeyi aşırı güçlendirdiği için “hiper-başkanlık” olarak değerlendirdi.

Türkiye’de bir yandan sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskı mekanizmaları oluşturulduğu endişesi yaşanırken, bir yandan da sivil toplum ülkedeki demokratik tablodan duyduğu memnuniyetsizliği ifade etmeyi sürdürüyor.

Denge ve Denetleme Ağı, 295 sivil toplum kuruluşu için ortak zemin görevini üstleniyor. Bu çerçevede özellikle demokrasideki temsil meselesi bakımından TBMM’yi yakından izleyen Denge ve Denetleme Ağı, Türkiye’nin anayasal, demokratik işleyişi bakımından 2021 öncesindeki son durumunu değerlendirdiği yeni raporunu bugün yayımladı.

“2021’e Girerken Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi: Yasama ve Yürütme” başlıklı raporda, dünyada yürütmenin, seçim süreci dışında işleyişi sırasında seçmenlerle temsilcisi konumundaki yasamanın denetimine açık olmadığı ve aşırı yetkilerle donatıldığı duruma “hiper-başkanlık”, “başkancı” denildiği ifade edildi. Bu çerçevede, Türkiye’de “demokratik başkanlık sistemlerinden farklılaşmış bir sistem” oluştuğu ve yürütme lehine kuvvetler ayrılığının bozulmuş olduğu belirtildi.

Raporda, “Yasamanın yürütmeyi düşürme ve seçimlere gitmesi zor hale getirilmiş ve iki erk arasındaki denge, yürütme lehine bozulmuştur. Cumhurbaşkanının tek kararıyla dağılabilecek olan TBMM’de milletvekillerinin yürütmenin politikalarına karşı etkin denetim yapabilmesi de zorlaşmıştır. Yeni sistem, yürütme tarafından hazırlanan bütçenin onay yetkisini yasamaya bırakırken, bütçe onaylanmadığında yürütmeye bir yıl önceki bütçeyi yeniden değerlendirme oranında arttırarak kullanma yetkisini vermiştir. Kuvvetler ayrılığı ilkesini yürütme lehine azaltan bir diğer değişiklik ise Cumhurbaşkanının, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanları TBMM denetimi olmaksızın belirlemesidir. Cumhurbaşkanına tanınan oldukça geniş atama ve görevden alma yetkileri ve bu atamaların Meclis denetimine tabi olmayışları da yürütme karşısında yasamayı etkisizleştirerek demokratik bir denge ve denetleme sisteminin kurulmasını engellemiştir” tespitleri yapıldı.

Cumhurbaşkanlığı denetlenmesi nasıl sıkıntılı geldi?

Raporda, Cumhurbaşkanlığı’nın TBMM tarafından denetlenemediği vurgusu ön plana çıktı. TBMM’nin elindeki denetleme araçlarını inceleyen raporda, işlevsel denetim yapılamadığı görüşü dile getirilerek, “Milletvekillerine verilmiş olan cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı soru mekanizması sağlıklı işlememiştir. Bunda temel etken, soruların cevaplanmaması durumunda ilgili bakan ya da yardımcılara herhangi bir yaptırım tanımlanmamış olmasıdır. Meclis soruşturması gibi mekanizmalar, yüksek nitelikli çoğunluk kararına bağlanması nedeniyle işlevsiz kalmıştır” denildi.

Bu noktada “Partili Cumhurbaşkanlığı” eleştirilirken Siyasi Partiler Kanunu’nda parti-içi demokrasiyi güçlendirecek herhangi bir reform yapılamadığı belirtildi. “Cumhurbaşkanının kendi partisiyle devam eden liderlik ilişkisi yeni sistemi, yürütmenin yasama üzerinde son derece etkili olduğu ve iki erk arasında demokratik denge ve denetleme ilişkisinin kurulamadığı hiper-başkanlık sistemine yaklaştırmıştır” görüşü aktarıldı.

Yargı erki kapsamında değerlendirilecek Sayıştay gibi kuruluşlarla bürokrasideki müfettişlik mekanizması işaret edilerek, “Cumhurbaşkanının sınırsız atama yetkisi, düzenleyici ve denetleyici birçok kurumun Cumhurbaşkanına bağlanması sonucunu doğurmuştur” tespiti yapıldı. Raporda bu açıdan “Yürütmeyi denetleme işlevi gören Devlet Denetleme Kurumu’nun da başkanı ve üyeleri yürütmenin başı tarafından atanmaktadır. Bu şekilde Devlet Denetleme Kurumu’nun denetleme işlevi de, yeni sistem ile Cumhurbaşkanının inisiyatifine bırakılarak yürütmeyi orantısız şekilde kuvvetlendirmiştir” örneği verildi.

Raporda, “Sonuç olarak; yapılan değişiklikler, ne partileri demokratik başkanlık sistemlerine yakın yapılara dönüştürecek nitelikte olmuş, ne de yasama organını etkin denetim, yasa yapma, vatandaş- milletvekili bağını güçlendirme ve vatandaşa karşı hesap verme noktalarında güçlendirmiştir. Siyasi Partiler Kanunu ve seçim sisteminde köklü reform ihtiyacı halen devam etmektedir. Bu alanlarda etkin düzenleme yapılmaması sonucu, sert kuvvetler ayrılığı ve etkin denge ve denetleme yapabilen bir yasama yerine, kuvvetler ayrılığının yürütme lehine son derece zayıf kaldığı ve neredeyse kuvvetler birliğine dönüşmüş bir yasama-yürütme ilişkisi ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, yeni sistem, etkin denetim ve yasa yapabilen, vatandaşa karşı şeffaf ve hesap verebilir, toplumun çeşitli kesimlerinin yasama sürecine etkin katılabildiği bir Meclis oluşturamamıştır” denildi.

“Cumhurbaşkanlığı Sistemi ‘kararsız seçmen’ sayısını arttırdı”


Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin siyasi partiler ve parti sistemi üzerindeki etkilerini inceleyen raporda, “Özellikle iktidar bloğundaki partilerin merkezileşme ve kişiselleşme seviyelerinin arttığı görülmektedir. Parti sistemi açısından da yeni sistemin Türkiye’deki siyasi kutuplaşma seviyesini azaltıcı bir etkisinin olmadığı görülmektedir. Yeni sistem parti-seçmen ilişkisi yönünden de parti sisteminin düşük olan kurumsallaşma seviyesini daha da aşağıya çekmiştir. Yeni sistemle siyasi partilere güven seviyesinde bir artış yaşanmamış ve özellikle iktidar partisinin seçmeniyle kurduğu ilişki daha da kişiselleşmiştir. Kamuoyunda ‘kararsız seçmen’ olarak adlandırılan ve herhangi bir partiyle bağı olmayan seçmen kitlesi artmıştır” sonuçlarına da ulaşıldı.

Sistemdeki tüm bu olumsuzlara karşın raporda, sivil toplumu güçlendirme çağrısı yapılması dikkat çekti. Siyasi Partiler Kanunu’nda parti içi demokrasiyi güçlendirecek adımlar atılması da talebi ifade edilen raporda, Türkiye’nin mevcut durumda “hiper-başkanlık” döneminde olduğu belirtilerek, acilen Cumhurbaşkanlığına anayasal sınırlar çizilmesi istendi.

  • 16x9 Image

    Yıldız Yazıcıoğlu

    Yıldız Yazıcıoğlu, 1994-1998 döneminde Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. Mesleğe 1997 yılında Cumhuriyet’te stajyer olarak başladı. 1998-2000 döneminde yüksek lisans eğitimine devam etti. 2000 – Mayıs 2009 döneminde Milliyet’te mesleki kariyerini cumhurbaşkanlığı ve parlamento muhabirliği noktasına taşıdı. 2009 - 2011 yıllarında ABD’nin başkenti Washington DC’de kariyerini sürdürdü ve farklı medya kuruluşları için temsilcilik – yorumculuk görevlerini yürüttü. Bu dönemde VOA Türkçe’de eğitim aldı ve görev yaptı. Ardından Ankara’ya dönüşünde Habertürk TV’de, ArtıBir TV’de görevler üstlendi. Şu anda VOA Türkçe ekibinde görev almayı sürdürüyor.

XS
SM
MD
LG