Erişilebilirlik

Cumartesi Anneleri’ne Neden Müdahale Edildi?


Geçtiğimiz Cumartesi günü Türkiye’nin en uzun süreli sivil itaatsizlik eylemi olarak kabul edilen Cumartesi Anneleri’nin 700. haftasıydı.

Aslında Cumartesi Anneleri ilk kez 1995 yılında Galatasaray Lisesi’nin önünde eylemlerine başlamıştı. Ancak yoğun polis müdahalesinin ardından 13 Mart 1999’da eylemlerine 10 yıldan fazla bir süre ara veren Cumartesi Anneleri, 31 Ocak 2009’dan beri Galatasaray’da eylemlerini aralıksız sürdürüyordu.

Ancak 700. Hafta’daki oturma eylemine saatler kala Beyoğlu Kaymakayamlığı, PKK’ya yakın grupların sosyal medyada katılım çağrısı yaptıkları iddiasıyla eylemi yasakladı.

Cumartesi Anneleri’ne Neden Müdahale Edildi?
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:01:40 0:00

82 yaşındaki anne sürüklenerek alandan çıkarıldı, Hrant Dink’in oğlu gözaltına alınmak istendi

Ancak Cumartesi Anneleri 699 hafta boyunca yaptıkları gibi yine eylem için Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Bunun üzerine polis, eyleme müdahale etti. Aralarında kendisi de kayıp yakını DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Erken’in de bulunduğu 47 kişiyi gözaltına aldı.

Ancak eylemdeki iki fotoğraf kamuoyunun gündemine oturdu. Bu fotoğraflardan ilki Gazi Olayları sürecinde 21 Mart 1995’te kaybolan Hasan Ocak’ın annesi 82 yaşındaki Emine Ocak’ın iki kadın polis tarafından sürüklenerek alandan çıkarılmasıydı.

İkincisi ise 2007 yılında öldürülen gazeteci Hrant Dink’in oğlu Arat Dink’in polis tarafından gözaltına alınmak istenirken HDP’li milletvekilleri Garo Paylan, Ahmet Şık ve Hüda Kaya’nın onu tuttuğu fotoğraftı.

Süleyman Soylu: Terör örgütleri anneliği istismar ediyor, Hasan Ocak örgüt içi infaz edildi

Polis müdahalesi medyada fazla yer bulamasa da sosyal medyada büyüyen tartışma üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kaymakamlık Kursu Açılış Programı sırasında yaptığı konuşmasında Cumartesi Anneleri’ne geniş yer ayırdı.

Cumartesi Anneleri eylemini terör örgütlerinin ‘annelik’ üzerinden istismar girişimi olarak niteleyen Soylu, ilk Cumartesi Anneleri eyleminin başlangıcı olan Hasan Ocak’ın kaybının ise örgüt içi infaz olduğunu söyledi:

Soylu, “Bugün terör örgütleri, bu odaklar eliyle bir başka istismar alanı peşinde koşuyorlar: Anne istismarı. Yapılmak istenen çok açıktır. Annelik kavramı üzerinden bir mağduriyet oluşturup, hem teröre bir mağduriyet maskesi giydirmeye çalışıyorlar, hem de toplumu ayrıştırmaya çalışıyorlar. Peki, bu işin aslı nedir? Ocak, TKP/ML Terör Örgütü üyesi değil miydi? Örgüt tarafından infaz edilmedi mi? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde bu konuda dava açılmadı mı? Bu davada komisyona ifade veren bir başka örgüt üyesi, bu işin örgüt içinde bir infaz olduğunu anlatmadı mı? Çok affedersiniz, bu kişiler, Eminönü Meydanı'nda gezerken mi kayboldu? Kayıp falan değil, gözaltına alınmış değil, örgüt infaz etmiş, bir kenara bırakmış. Bu olay üzerinden bir mağduriyet hikayesi üretildi ve yıllardır annelik üzerinden bir istismar ortaya konuluyor” dedi.

Ocak ailesi avukatı Yoleri: İçişleri Bakanı hakikati çarpıtıyor

Ancak Hasan Ocak’ın ailesinin avukatı Gülseren Yoleri, İçişleri Bakanı’nın iddiasının eski ve çürütülmüş bir iddia olduğunu söylüyor.

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Yoleri, “Soruşturma dosyasını bilen biri olarak açıkça söylemeliyim ki hakikat çarpıtılıyor. Örgüt içi infaz iddiası, Hasan Ocak kaybedildikten sonra ortaya atıldı. O gün örgüt içi infaz iddiasını ortaya atan tanık, geçen sene böyle bir olayı hatırlamadığını söyledi. Böyle bir olay hatırlanmaz mı? Üstelik o beyanın dışında bu iddiayı destekleyen hiçbir delile ulaşılmadı. Ama soruşturma dosyasındaki adli tıp raporunu, Ocak’ın cenazesinin bulunduğu yerde yapılan tespitleri incelediğimizde cinayetin devlet güçleri tarafından işlendiği ortaya çıkıyor. Bulunduğunda ayakkabı bağcıkları ve kemeri üzerinde değildi, parmağında mürekkep izi vardı. Üstelik gözaltı listesinde ismini gördüğünü söyleyen tanıklar da var. Tüm bunların dışında o dönem İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olan Algan Hacaloğlu’nun da beyanları var” dedi.

Algan Hacaloğlu: Ocak olayında yalan söylendiğini anladığım gün en kötü günümdü

Gerçekten de Tansu Çiller’in kurmuş olduğu DYP-CHP hükümetinde bakanlık yapan Algan Hacaloğlu, bu yıl yazdığı “Siyasette Tutkuyla Yaşanan Yıllar” kitabında “Hasan Ocak olayında kendisine yalan söylendiğini anladığı günü siyasetteki en kötü günü” olarak anlatıyor.

Tartışmalar üzerine yazılı bir açıklama yapan Eski İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı, “Dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’nin, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in sıcak parafları bulunan resmi yazıyla bana, -Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığı, hiç gözaltına alınmadığı, suçlu olarak aranmadığı- söylenmişti. Ancak veriler ve bulgular tam tersini göstermekteydi.

Parmak izlerinin daha evvel savcılık ve emniyet tarafından alındığı, kimliğinin belirlendiği, işkence altında öldürüldüğü ve Beykoz civarına terk edildiği; bu gerçeklerin, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olarak inceleme başlatmış olmama rağmen, benden saklandığını saptamıştım” dedi.

Konuyla ilgili Ankara’da AİHM hakimlerine ifade verdiğini de açıklayan Hacaloğlu, mahkemenin 2004 yılında devleti Ocak ailesine 25 bin Euro manevi tazminat ödemeye mahkum ettiğinin de altını çizdi.

Tanrıkulu: Soylu, faili meçhul suçuna AKP’yi de ortak ediyor

O zaman İçişleri Bakanı neden bu iddiayı gündeme getirdi?

İnsan hakları ihlalleri davalarını uzun süre avukat olarak takip eden CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlığından beri faili meçhullere karşı çıktığını hatırlatıyor.

Amerika’nın Sesi’ne değerlendirmelerde bulunan Tanrıkulu, “O dönemde Erdoğan’ın bağı yok. Ve belediye başkanlığından beri faili meçhulları eleştirdi. Kayıp aileleriyle 2011’de görüştü. AKP, kendisiyle geçmiş dönemdeki faili meçhuller arasında kalın bir duvar örüyordu. Ama İçişleri Bakanı’nın daha evvel genel başkanlığını yaptığı Doğru Yol Partisi o sürecin siyasi sorumlusu idi. Şimdi İçişleri Bakanı, bir nevi ‘siz benim geleneğimi suçlayamazsınız’ diyerek bu suça AKP’yi ortak ediyor. Bir devamlılık inşa ediyor” dedi.

Ahmet Şık: Muhalefet zemini yok edilmek isteniyor

Cumartesi günkü müdahale sırasında Arat Dink’e sarılırken fotoğraflanan HDP İstanbul milletvekili Ahmet Şık ise Cumartesi Anneleri’nin toplumsal meşruiyetinin zedelenerek sokağın toplumsal itiraza kapatılmak istendiği görüşünde.

Amerika’nın Sesi’ne kısa bir değerlendirmede bulunan Şık, “Cumartesi Anneleri 23 yıl önce ilk kez Galatasaray’da oturma eylemi yaptılar. 2009’da yeniden AKP döneminde eylemlerine başladılar. 9 yıldır yapılmayan müdahale neden şimdi yapıldı? Çünkü Türkiye ekonomik kriz yaşıyor. Yarın ekonomik kriz daha da büyüdüğünde sokağa çıkması muhtemel insanlara buradan mesaj veriliyor. Bugün Türkiye’nin asıl gündemi ne İdlib, ekonomik kriz, ABD ile yaşanan sorunlar ama gerçek gündem dışında başka bir şey tartışıyoruz. En meşru sivil itiaatsizlik eylemi üzerinden muhalefet zemini yok edilmek isteniyor” dedi.

Ocak ailesinin avukatı Gülsevil Yoleri, “Cumartesi Annleri, kriminalize edilmeye çalışılıyor. Meşruluğunu kaybettirmeye çalışıyorlar” diyerek Ahmet Şık’ın görüşlerini teyit ediyor.

Kayıp yakınları: Gelecek Cumartesi yine geleceğiz

Cumartesi Anneleri eylemine iştirak eden kayıp yakınları gelecek Cumartesi günü 701. Eylem için Galatasaray Meydanı’na gideceklerini söylüyor.

Eşi Nihat Aydoğan’ı kaybeden Halime Aydoğdan, “ Eşim, 24 yaşında Mardin’deki evimizden götürüldü. Birçok insan benimle aynı kaderi yaşıyor, ben yalnız değilim. Binlerce insan kayıp yakınları için buraya geliyor” diyor.

Babasını kaybeden Tayyup Canan ise “Başkasının babası, kardeşi, annesi, sevgilisi ya da çocuğu kurban edilmesin ya da kaybedilmesin diye oturuyoruz. Cumartesi günü oturmamızı engellediler ama haftaya Cumartesi yine geleceğiz” dedi.

XS
SM
MD
LG