Erişilebilirlik

Lübnan, dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden biri. Bu ülke, Akdeniz’e açılmasının da etkisiyle Fenikeliler dahil birçok medeniyete ev sahipliği yaptı. Yakın dönemde Osmanlı İmparatorluğu ve ardından Fransız etkisinde kalan Lübnan, Orta Doğu siyasi ve toplumsal hafızasının da en önemli parçalarından biri. Ancak 15 yıl süren iç savaş ve 2006 yılında İsrail saldırıları nedeniyle Lübnan’ın tarihi ve toplumsal yapısı ağır hasar gördü.

Bir dönem fikir akımları, sanat, müzik ve siyaset gibi alanlarda bölgenin en dinamik yerlerinden biri olan Lübnan’da tarihi doku hızla yok oluyor.

Özellikle başkent Beyrut’ta tarihi binalar, bölgeler ve mahalleler modern inşaat süreçlerine yenik düşüyor. Hala mahalle aralarında çok katlı, camlı gökdelenlerin gölgesinde kalan tarihi yapılara rastlamak mümkün. Çok sayıdaki modern yapı ve gökdelenle birlikte mahallelerin kültürleri ve kentin ruhu da değişiyor.

Kentin mimari dokusunu korumak için çalışma yürüten sivil toplum kuruluşları tarihi mirasın korunması amacıyla hazırlanan bir yasanın meclisten geçmesi için çaba gösteriyor.

Save Beirut Heritage (SBH) adlı gönüllülerden oluşan sivil oluşum kentin tarihi dokusunu kurtarmaya çalışanlar arasında.

Amerika’nın Sesi’ne Beyrut’taki tarihi mirasın durumunu ve yürüttükleri çalışmaları anlatan SBH oluşumundan Joanna Hammur, girişimin tamamen spontane gelişmeler nedeniyle ortaya çıktığını söyledi.

Hammur, “Aslında bir facebook sayfasıyla ve oldukça spontane başladı her şey. Save Beirut Heritage’in kurucusu olan Naci başlattı. Naci eski bir binada oturuyordu. Sahibi binayı yıkmak istedi. Naci’nin ilk projesi kendi binasına ilişkin yıkım kararını durdurmak oldu. Şimdiye kadar da bu projeyi durdurmayı başardık. Zamanla daha çok insan katıldı bize ve 2013 yılında Sivil Toplum Kuruluşu olmak için başvuruda bulunduk” dedi.

Tarihi mirasın korunmasına ilişkin mevcut yasanın sadece 18’nci Yüzyıl ve öncesi döneme ait yapıları koruduğunu belirten Hammur’a göre, “Tarihi veya modern kentin kimliğini temsil eden binaların yıkılmasıyla şehir ruhunu kaybediyor. Bu, aynı zamanda kentin kimliğini de siliyor.”

Son 7 yıl içinde yaklaşık 20 tarihi yapının yıkımını durdurduklarını belirten Hammur, “Yıkılması planlanan bir bina bulduğumuz zaman yıkım izninin olup-olmadığını kontrol ediyoruz. Kültür Bakanlığı ile birlikte çalışıyoruz. Hala yasadışı ve izinsiz yıkımlar var. Binanın yıkım izni varsa yıkımın durdurulması ve restorasyonu için yol bulmaya çalışıyoruz. Bazen binanın kurtarılması yetmiyor. Mar Michael gibi önemli ve tarihi mahallelerin tamamının kurtarılması gerekiyor. Beyrut’ta şehir planlaması ile ilgili büyük bir sorun var ve oldukça derin bir sorun. Bu nedenlerle ulusal bir yasaya ihtiyacımız var. Bakanlık güzel bir yasa hazırladı ancak mecliste onaylanması gerekiyor” dedi.

Beyrut’ta savaş dönemlerinde terk edilmiş çok sayıda bina ve bölge bulunuyor. Bazı binalar çatışmalar nedeniyle oluşan hasarın da etkisiyle yıllar içinde bakımsızlıktan çökebiliyor. Bu yapıların çok azı sahipleri tarafından restore ettirilmiş. Büyük kısmının sahiplerinin nerede olduğu bilinmiyor veya yasal varislerin artması ile birlikte sorun daha çözümsüz hale gelebiliyor.

Yıllar içinde yaşanan göç hareketleri tarihi mahallelerin kimliğini değiştirirken, Beyrut’un ve hatta bölgenin tarihinde yeri olan binaların, mahallelerin, meydanların önemi zamanla unutuluyor.

Hammur, savaşların ve çatışmalı süreçlerin ülkenin tarihi mirasına zarar verdiğini ancak dokunun bozulmasının tek sebebinin bu olmadığını söyledi.

Hammur, “Savaş elbette tarihi mirasın, dokunun bozulmasında önemli etkenlerden biri ancak en büyük etken emlak piyasası. Sürekli yeni binalar inşa ediliyor. Özellikle savaştan sonra kontrol, denetim çok zayıf kaldı. İnşaat projelerine dair şeffaflık da yok. Tarihi bir binanın yanına bir gökdelen inşa edilebiliyor. Ayrıca, bir gökdelen bir mahallenin kültürünü değiştirebilir. İnsanlar buna müdahil olabilecek kadar güçlü olduklarının farkında değiller” diye konuştu.

Tarihi yapıların sahipleri evlerini yıkmak yerine restore etmek isteseler bile bu, çok kolay olmuyor. Devlet desteği alamayan mülk sahipleri restorasyon maliyetini karşılayamadıkları için satmak zorunda kalabiliyorlar.

Beyrut’ta kaç tarihi yapı ve bina olduğuna dair sorunun net bir yanıtının olmadığını vurgulayan Hammur, “Bununla ilgili 90’larda yapılmış bir çalışma var ancak güncellenmesi gerekiyor. O çalışmada kaydedilen binaların kaçı ayakta, kaçı terkedilmiş, durumları ne araştırılması lazım. O dönemde 1200 civarında bina vardı. Şimdi 300 civarında kaldığı söyleniyor. Bence ayakta kalan bina sayısı daha fazla ancak 90’lardaki kadar çok olmadığı kesin. Tarihi mirasın nasıl tanımlandığı da önemli. Binanın sadece eski olması, mimarisi yeterli değil. O binada ne oldu, kentin veya ülkenin tarihi, toplumsal açıdan önemi ne?” dedi.

Yıkımı durdurulan binaların kurtarılmış sayılmadığını vurgulayan Hammur, yıkım kararı durdurulan binaların zamanla bakımsızlıktan yıkılmaya başladığını, mülk veya proje sahiplerinin de kararın uygulanması için çaba gösterdiğini ve büyük meblağlarda paranın söz konusu olduğunu söyledi. Bu nedenle, tarihi mirasa dair güçlü bir kanunun şart olduğunu anlatan Hammur, halkın yaşadığı binadan sokağına kadar kültürüne dair bilgilendirilmesi ve farkındalık kazandırılması gerektiğini kaydetti.

XS
SM
MD
LG