Erişilebilirlik

Barış Akademisyenleri Hukuki Süreçlerde Kararlı


13 Ocak 2022 - Akademisyenler, CHP Genel Başkan Yardımcıları Gülizar Biçer Karaca ve Yüksel Taşkın, CHP’li Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Avukat Süleyman Bülbül ile birlikte TBMM’de OHAL Komisyonu’nun kapatılması çağrısını dile getirdi

Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdiği “Barış için Akademisyenler” bildirisini imzalayan akademisyenler, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Olağanüstü Hal (OHAL) Komisyonu’nun ret kararları nedeniyle üniversitelerine geri dönemiyor.

7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında koalisyon kurulması aşamasında Türkiye, terör saldırılarıyla birlikte sıkıntılı günler yaşamaya başladı. AKP ile ana muhalefet partisi CHP arasındaki koalisyon müzakeresi sonlandırılınca, 1 Kasım 2015’te Türkiye yeniden sandık başına gitti. Yılın ikinci seçiminde tek başına iktidar olan AKP’nin Kürt sorunuyla ilgili çözüm sürecine son vermesi ve PKK’nın da saldırılar düzenlemesi nedeniyle Diyarbakır başta olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çatışmalar yeniden başladı. Bu atmosferde 1128 akademisyen 11 Ocak 2016 tarihinde “Barış için Akademisyenler” adıyla hazırlanan ortak bir bildiri yayınladı. “Bu suça ortak olmayacağız” diyen akademisyenler “devletin şiddete başvurduğu” yönündeki ifadelerle iktidarı eleştirdi. AKP ve bu dönemde iktidar ile ortak olma yönünde ilk mesajlarını paylaşan MHP, bildiri imzacısı akademisyenlere sert sözlerle tepki gösterdi. Bazı akademisyenler, bildirideki imzalarını geri çektiklerini açıklarken, yeni katılımcılarla imzacı sayısı ise 2212’ye yükseldi.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, 12 Ocak 2016’da ilk günden “sözde akademisyenler” dediği imzacıları çok sert ifadelerle hedef aldı. Erdoğan, “Türkiye'deki sorunun Kürt sorunu olmadığını, terör sorunu olduğunu” söyleyerek, “Ama bu aydın müsveddeleri, ne yazık ki kalkıp devletin bir katliam yaptığından bahsediyor. Ey aydın müsveddeleri siz karanlıksınız, karanlık. Aydın falan değilsiniz. Sizler ne Güneydoğu'yu, ne Doğu'yu, buraların adresini bilemeyecek kadar karanlıksınız ve cahilsiniz. Ama oraları bizler kendi evimizin yolu, adresi gibi çok iyi biliriz. Kendisine akademisyen diyen güruh devleti suçluyor. Bununla yetinmeyip yabancıları Türkiye’ye çağırıyorlar. Bunun adı mandacılıktır. Yüz yıl önce de aynı zihniyet vardı. Bugün de, üstelik çoğu maaşını devletten alan, cebinde bu devletin kimliğini taşıyan sözde aydınların ihanetiyle karşı karşıyayız” dedi. Erdoğan’ın bu tepkisi, 2016 yılından bugüne Türkiye’nin ifade özgürlüğü karnesinde “Barış için Akademisyenler” başlığını açtı.

Anayasa Mahkemesi’nin 26 Temmuz 2019’da, bildiriyi imzalayan akademisyenler hakkında ifade özgürlüğü hakkı ihlali yaşandığına karar vermesiyle birlikte hapis cezaları gibi yaptırımlar rafa kalktı. Ancak AYM’nin kararı doğrultusunda yargılamalarda haklarında beraat hükmü verilmesiyle “suçsuz” oldukları hukuken kesinleşmiş olan akademisyenler, üniversitelerine geri dönüş içinse Cumhurbaşkanlığı’na bağlı OHAL Komisyonu’nun inceleme sürecini beklemek durumunda kaldı.

Yıllar içerisinde bazı akademisyenler, yurtdışına çıkış yasakları kalktığında veya pasaportlarına kavuştuklarında yabancı ülkelerde yaşamaya başladı. Bazıları ise akademik yaşamlarına nokta koydu. AYM’nin kararı sonrasında “kazanılmış hak” olarak üniversitelerde yeniden görev yapabilmeyi tercin edenler ise, AYM kararından 2,5 yıl sonra OHAL Komisyonu’nun kamudan ihraç kararlarıyla ilgili başvurularına ilgili ret kararları vermesiyle karşı karşıya kaldı. OHAL Komisyonu, akademisyenlerin yaptığı başvuru dosyaları hakkında verdiği ret kararlarıyla AYM’nin tüm kamu kurumu ve kuruluşları açısından bağlayıcı nitelikteki kararını bir anlamda yok saydı.

Akademisyenler: “OHAL Komisyonu lağvedilmeli”

“Barış için Akademisyenler”, bu sefer de “Barış gelmedi, hak gaspı bitmedi. Gasp edilen haklarımızı geri alacağız. OHAL Komisyonu’nu da, reddinizi de reddediyoruz” açıklamasıyla mücadele süreci başlattı. İmzacılar arasında yer alan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Necla Kurul da, adalet talebini seslendirmeye devam edeceklerine ve Komisyon kararlarına karşı hukuki süreç yürütüleceklerine işaret etti.

Barış Akademisyenleri Hukuki Süreçlerde Kararlı
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:06:10 0:00

Akademisyenler, CHP Genel Başkan Yardımcıları Gülizar Biçer Karaca ve Yüksel Taşkın, CHP’li Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Avukat Süleyman Bülbül ile birlikte TBMM’de OHAL Komisyonu’nun kapatılması çağrısını dile getirdi. Kaboğlu ile Taşkın, kendileri de imzacı akademisyenler ve KHK’yla Marmara Üniversite’nden ihraç edilmeleri sonrasında siyasete atılmıştı.

Anayasa hukuku profesörü İbrahim Kaboğlu, iki yıllığına kurulan OHAL Komisyonu’nun 6. yılına girdiğini belirterek, “Düşünce özgürlüğü nedeniyle üniversiteden uzaklaştırdılar. Bilim kıyımı açısından, üniversitelerin bulunduğu durum açısından bu meslektaşlarımız haklarından yoksun bırakıldılar. İkinci bir boyutu var. Yargısal başvuru hakkından yoksun bırakıldılar. Bu komisyon, bunu kilitlemiş bulunuyor. Dahası üçüncü bir boyutu var. O da ayrımcılık yasağına tabi olmuşlar. Adalet arayamadılar, yüksek sayıdaki meslektaşlarının devam ettiği üniversitelerin dışında bulunuyorlar” dedi.

OHAL Komisyonu kararları için hukuki nitelendirmesi yapılamayacağını söyleyen Kaboğlu, “Ne Anayasa Mahkemesi ne de ağır ceza mahkemesi kararlarına saygı gösteren OHAL Komisyonu’nun, yüz bini aşkın yurttaşın yaşamını kabusa çeviren kamu görevinden çıkarma kararlarına ilişkin başvurularla ilgili olarak bugüne kadar verdiği ret kararlarını keyfi şekilde vermemiş olduğuna ilişkin hiçbir güvence bulunmamaktadır. Türkiye, eğer her şeye karşın halen bir hukuk devletiyse; iki yılı aşkın bir süre bekleyip, lehe olan AYM kararını göz göre göre çiğneyen, kendisini Anayasa’nın üzerinde konumlandıran ve fütursuz bir keyfilikle yüzlerce akademisyenin hayatını karartan OHAL Komisyonu kapatılmalı ve üyeleri hakkında (TCK m.257, m.309, vb. uyarınca) gerekli cezai müeyyideler uygulanmalıdır” açıklaması yaptı.

CHP’li Gülizar Karaca da, “AYM kararları bütün kuruluşları kapsar. OHAL Komisyonu’ndan, bu akademisyenleri görevlerine iade etmesini bekledik. Ziyaretimizde, OHAL Komisyonu, ‘AYM kararları bizi bağlamaz’ dedi. ‘Neye göre karar vereceksiniz’ dedik. ‘Kurum kanaatine göre’ dedi. Yani üniversitelerden görüş alarak… Sonra art arda ret kararları gelmeye başladı. AYM kararı, kurum kararları altında kalmış. Bu, hukuk sisteminde, demokraside kabul edilebilir bir durum değildir… OHAL Komisyonu 5. yılına girecek. 6 bin dosya elinde beklemekte. Kurum kanaatlerini yargı kararlarını üzerinde gören OHAL Komisyonu derhal lağvedilmelidir” diye konuştu.

Komisyon sadece 16 bin 60 dosyada haksızlığı kabul etti

Bu arada OHAL Komisyonu’nun, KHK’lardaki kararlara ilişkin itiraz başvurularına ilişkin 31 Aralık 2021’de açıkladığı son raporuna göre; Komisyon’a bugüne kadar yapılan başvuru sayısı 126.783 ve bu başvurulardan 120.703’ü karara bağlandı. İtiraz başvurularından sadece 16.060’ı kabul edilirken, 104.643’ü reddedildi. İncelemesi devam eden başvuru sayısı 6.080 olarak açıklandı.

CHP’li Kaboğlu’nun VOA Türkçe’yle paylaştığı raporuna göre ise; “OHAL gerekçesiyle 37 KHK hayata geçirildi. Anayasal olarak esasen “olağanüstü hali gerektiren durumlar” ile sınırlı olması gereken OHAL KHK’leri, olağan hukuk düzenine ilişkin köklü değişikliklere yol açtı. OHAL KHK’leri ile; 125.678’i kamu görevinden çıkarma, 3.213’ü rütbe alma, 270’i yurt dışı öğrencilikle ilişik kesme ve 2.761’i kurum ve kuruluş kapatma olmak üzere, toplam 131.922 tedbir işlemi gerçekleştirildi. Mağdurların mahkemeye erişim ve savunma hakları engellendi; hak sınırlamaları, olağanüstü hâl devresinin sonrasına taşındı ve sürekli kılındı.”

Kaboğlu, OHAL Komisyonu’nun sadece yüzde 13,3 oranında olumlu karar verdiğini de işaret ederek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ilk dönem yapılan başvurularda “iç hukuk yollarını tüketilmediği” gerekçesiyle Komisyon kararını bekleme yönündeki tutumunu da eleştirdi.

“Barış için Akademisyenler” sorunu nasıl gelişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Ocak 2016’dan itibaren bildiriye sıkça tepki göstermesi nedeniyle bazı üniversitelerde akademisyenler hakkında idari soruşturma süreci, görevden alma kararları gibi uygulamalar başlatıldı. İllerde Cumhuriyet savcılıklarınca “terör örgütü propagandası” gibi suçlamalar ile gözaltı kararlarıyla birlikte akademisyenler aleyhine hukuki süreç başlattı. Ancak yargılamalar devam ederken akademisyenlere yönelik AKP’nin asıl hamlesi ise, 15 Temmuz 2016’da darbe girişimi sonrasında 20 Temmuz’da OHAL ilan edilmesi kapsamında, “devletten FETÖ’yle iltisaklı unsurları ayıklama” iddiasındaki Kanun Hükmünde Kararname’ler (KHK) ile bazı akademisyenler kamu görevlerinden ihraç edildi. Bu ihraç kararlarıyla birlikte sadece kamuda çalışma hakları değil pasaportlarına el konulması gibi kararlarla akademisyenler, Türkiye içerisinde ciddi yoksunluk ve işsizlik sürecine de mahkum edildi.

AYM’nin kararıyla beraat kararları verildi

Ancak üç yıl sonra Anayasa Mahkemesi (AYM), bu sırada yerel mahkemelerde haklarında hapis cezaları kararları da verilmekte olan “Barış için Akademisyenler” ile ilgili dosyayı görüştü ve 26 Temmuz 2019’da bildiriyi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirerek, akademisyenlere yönelik her türlü yaptırımı hak ihlali olarak yorumladı. Türkiye’nin yüksek yargı organı AYM’nin bu bağlayıcı kararı doğrultusunda, bazı dava dosyalarında yerel mahkemelerce kısmi direnç gösterilse de akademisyenler hakkında beraat kararları verilmeye başlandı.

OHAL Komisyonu başvuruları peş peşe reddetti

Bu arada KHK’larla yargı kararı olmaksızın yapılan kamu görevlerinden ihraç kararlarıyla ilgili yine OHAL gerekçeli KHK’yla kurulmuş Cumhurbaşkanlığı’na bağlı OHAL Komisyonu binlerce dosyaya ilişkin inceleme yürütüyordu. AYM’nin kararından 2,5 yıl sonra son haftalarda peş peşe imza attığı kararlarıyla yargı nezdinde beraat etmiş ve eylemleri ifade özgürlüğü olarak tescillenmiş akademisyenleri üniversitelerine döndürmeyi reddetti.

  • 16x9 Image

    Yıldız Yazıcıoğlu

    Yıldız Yazıcıoğlu, 1994-1998 döneminde Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. Mesleğe 1997 yılında Cumhuriyet’te stajyer olarak başladı. 1998-2000 döneminde yüksek lisans eğitimine devam etti. 2000 – Mayıs 2009 döneminde Milliyet’te mesleki kariyerini cumhurbaşkanlığı ve parlamento muhabirliği noktasına taşıdı. 2009 - 2011 yıllarında ABD’nin başkenti Washington DC’de kariyerini sürdürdü ve farklı medya kuruluşları için temsilcilik – yorumculuk görevlerini yürüttü. Bu dönemde VOA Türkçe’de eğitim aldı ve görev yaptı. Ardından Ankara’ya dönüşünde Habertürk TV’de, ArtıBir TV’de görevler üstlendi. Şu anda VOA Türkçe ekibinde görev almayı sürdürüyor.

XS
SM
MD
LG