Erişilebilirlik

Avrupa Birliği İlk Sınavı Atlattı


Başbakan Rutte'nin Hollanda'daki seçimleri aşırı sağı geride bırakarak ilk sırada bitirmesi AB'de memnuniyetle karşılandı.

AB’nin geleceği açısından belirleyici etki yaratma potansiyeli taşıyan seçimlerden ilki Brüksel’in içini rahatlatacak şekilde sonuçlandı. Hollanda’daki seçim sonuçları AB açısından moral kaynağı olsa da tehlike henüz geçmiş değil

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması ve ABD’deki yönetim değişikliğiyle Washington-Brüksel hattındaki ilişkilerin tamamen farklı bir boyuta kavuşmasının ardından Hollanda’da dün yapılan seçimler Avrupa açısından zorlu bir sınav niteliğindeydi. Popülizmin güç gösterisine dönüşme ihtimali ve olası bir zaferinin domino etkisi yaratma riski nedeniyle hiç olmadığı kadar medyatik bir kimliğe bürünen seçimlerde aşırı sağa geçit verilmemesi Avrupa Birliği’nin rahat nefes alması sonucunu doğurdu.

Avrupa Birliği’nden ve üye ülkelerden gelen tepkiler, bu rahatlamayı yansıtır nitelikteydi. Bu yıl içinde seçimlere gidecek olan, ülkesinde popülist akım tehlikesi var olmakla birlikte ‘endişe verici’ boyutta olmayan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, “demokrasi için iyi bir gün” olarak nitelediği ve sonucu Avrupa açısından net bir mesaj olarak gördüğü seçimler için Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker de “Hollanda halkı ezici şekilde Avrupa’nın savunduğu değerlerden yana oy kullandı: Gönençli bir Avrupa’da özgür ve hoşgörülü toplumlar” değerlendirmesini yaptı.

Geleceğini tartışmaya başlayan ve varoluşsal tehdit altında olduğunu gizlemeyen Avrupa Birliği için Hollanda’daki seçim sonuçları bir moral kaynağı olarak görülebilecek olsa da Brüksel’in önünde aşması gereken ve ilkinden çok daha riskli bir sınav var: Fransa’da nisan ve mayısta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri.

Fransa’daki seçimleri Hollanda’daki seçimlerden daha riskli kılan unsurların başında sistem geliyor. Hollanda’da seçmenler parlamentoyu belirledi. Aşırı sağcı Özgürlükler Partisi’nin lider Geert Wilders, seçimlerden birinci parti olarak çıksaydı bu büyük bir şok etkisi yaratacak ve belki de beklenen domino etkisinin startını verecekti ancak belki de iktidara gelme olasılığı bile bulamayacaktı. Fransa’da ise durum farklı. Fransız seçmeni parlamentoyu değil cumhurbaşkanını seçecek ve Avrupa Birliği’nin en kötü senaryo olarak gördüğü aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen’in ilk turu geçmesine kesin gözüyle bakılıyor. İkinci turda anketler Le Pen’e şans tanımasa da seçilme ‘şansı ve riskinin’ bulunması son ana kadar Brüksel’in başının üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallanmayı sürdürecek.

Hollanda seçimlerinin sonuçlarının Avrupa Birliği’nde yarattığı memnuniyetin kalıcı olması için Brüksel’in popülist akımları, Avrupa karşıtı görüşleri etkili şekilde frenlemenin yollarını bulması gerekiyor. Wilders’in sonuçların belli olmasından sonra yaptığı açıklama, Avrupa Birliği açısından mevcut durumu son derece net şekilde tanımlayan ve dikkatten kaçırılmaması gereken nitelikte: “Seçimlerin sonucu ne olursa olsun cin bir daha şişeye girmeyecek.”

Seçimleri ilk sırada bitiren Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin, “Hollanda, Brexit’ten ve Amerikan seçimlerinden sonra yanlış tür popülizme hayır dedi” şeklindeki açıklaması da popülizmin öyle ya da böyle Avrupa Birliği sahnesinde geri dönüşü olmayacak şekilde giriş yaptığını ve ana akım partilerin söylemlerini de etkilediğini gösteren bir örnek olarak kayıtlara geçti.

XS
SM
MD
LG