Erişilebilirlik

Ankara’daki Üçlü Zirvede Terörizm Konusunda Farklı Mesajlar


İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde Suriye başta olmak üzere bölgesel sorunları ele aldı.

Liderler, önce 1 saat 10 dakika boyunca üçlü görüşme yaptı. Ardından üç ülkenin genelkurmay başkanları, dışişleri ve savunma bakanlarının katılımıyla heyetler arası görüşmelere geçildi. Görüşmenin bitiminde liderler, ortak basın açıklaması için kameralar karşısına geçti ve Ankara’dan sonraki üçlü zirvenin adresi olarak Tahran’ı işaret etti.

Açıklamalarda, Türkiye’nin altını çizdiği PYD-YPG konusuna, İran ve Rusya’nın değinmediği görüldü. Aksine Rusya’nın, Doğu Guta’da Türkiye’nin destek verdiği unsurlardan “teröristler” olarak söz ettiği ve bu bölgeye de insani yardım götürdüklerini vurgulaması dikkat çekti. İran’ın da El-Nusra’yı da terör örgütü olarak vurgulaması ve Suriye’nin geleceğine askeri operasyonlarla değil halkın kendisi tarafından barışçıl yollarla karar verilmesi gerektiğini söylemesi de göze çarptı. Erdoğan’ın Türkiye olarak terörle mücadele amacıyla askeri operasyonlara devam edileceği mesajını vermesine rağmen Ruhani’nin ise, Suriye’de askeri seçeneklere son verilmesini istediği görüldü.

Sadece ortak basın toplantısındaki açıklamalar değil basına kapalı müzakereler sırasında da liderler arasında görüş ayrılıkları olduğu kamuoyuna yansıdı. İran Devlet Televizyonu’na göre; Ruhani, Erdoğan’a, “Afrin’in kontrolünün Suriye ordusuna bırakılması gerekmektedir” görüşünü iletti. İRNA’nın haberine göre de Ruhani, Ankara’ya gelişi öncesinde “Bize göre Suriye hükümetinin izni olmaksızın o ülkede bulunan yabancı güçlerin varlığı meşru değildir ve buna son verilmelidir’’ mesajını verdi.

Erdoğan: “Sınır ötesinde de terör mücadelesine devam edeceğiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Astana Süreci’nde garantör ülkelerinden birisi olarak Türkiye’nin İdlib bölgesinde 8 tane gözlem noktasını oluşturduğunu ve sorumluluklarını yerine getirdiğini kaydetti. Erdoğan, “Suriye’nin toprak bütünlüğü mutlaka gözetilmelidir. Suriye’deki tüm terör örgütlerine karşı ayrım yapılmaksızın bunların dışlanması çok, ama çok önemlidir. DEAŞ (IŞİD) saldırılarıyla en büyük bedeli ödemiş ülkelerden birisi de biziz. İlk önce DEAŞ’a karşı Fırat Kalkanı Operasyonu ile mücadele ederek 2 bin kilometrelik alanı güvenli bölge haline getirdik. Bir başka mücadeleyi de PYD-YPG’ye karşı veriyoruz. Bilindiği gibi ülkemizde 3,5 milyon Suriyeli sığınmacıya evsahipliği yapıyoruz. Cerablus ile El-Bab hattındaki bölgeye 160 bin Suriyeli kardeşimiz geri döndü. Afrin bölgesinde mayın taramasını bitirdikten ve altyapıyı ayağa kaldırdıktan sonra da yüzbinlerce Suriyeli’nin geri dönmeyi beklediğini de biliyoruz” dedi.

Son dönemde sıklıkla Menbiç’e yönelik askeri operasyon yapılabileceğini kaydeden Erdoğan, Menbiç’ten söz etmedi ancak adını anmaksızın ABD’ye yönelik suçlamalarını yineledi. Erdoğan, “PYD-YPG’nin altındaki tüm bölgeleri güvenli hale getirinceye değin mücadelemizde durmayacağımızı da bir kez daha buradan ilan ediyoruz. DEAŞ ile PYD-YPG’nin aynı amaca hizmet ettiğini kabul etmeyen hiçbir yaklaşımı da doğru bulmuyoruz. DEAŞ ile mücadele bahanesiyle PYD-YPG desteklenmekte ve ardından DEAŞ’ın boşalttığı bu bölgelere PYD-YPG yerleştirilmektedir” sözleriyle ABD’ye tepkisini ortaya koydu.

Terör konusunda Türkiye’nin askeri operasyonlarını sürdürme kararını yinelediği gözlemlenen Erdoğan, “Suriye huzur bulmadan Türkiye huzur bulamaz, 911 kilometre sınırımız var, akrabalık bağları olan bir yapıya sahibiz. Buradaki garantör ülkeler olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünün temin edilmesi, çatışmalara son verilmesi ve yeniden inşası konusunda fikir birliği içerisindeyiz. Terörle mücadele zamanlaması yapılan bir süreç değildir. Terör her zaman var olduğu yerde ezilmelidir. Yok olduğu anda siz de huzura erersiniz. Huzurlu ve mutlu bir toplum içerisinde yolunuza devam edersiniz. Devlete düşen görev bunlara karşı mücadeleyi sürdürmektir. Türkiye’nin sınır ötesinde terörle mücadele sorunu vardır ve yolumuza devem ederiz” diye konuştu.

Erdoğan’ın; terör sorunu açısından Rusya ve İran’ın, Türkiye ile aynı durumda olmadığının altını çizmesi de dikkat çekti. Erdoğan, “Burada bizim durumuzda kimse yok. Teröristler en çok ülkemizi taciz etmiştir. Bu teröristlere karşı Cerablus bölgesine, ardından Afrin’e yönelik hareketleri gerçekleştirmek durumunda kaldık” görüşünü dillendirdi.

Tel Rifat bölgesi için Türkiye’nin Rusya ve İran’la ortak çalışma yapmaya hazır olduğunu da söyleyen Erdoğan, “çatışmalardan Suriye halkı kaybederken belirli çevrelerce kazanç sağlandığını” belirterek, “Ne Suriye’nin ne de geleceğimizin üç-beş terör örgütü altında kararmasına izin vermeyeceğiz. Garantör ülkeler olarak tuzaklara, oyunlara, provokasyonlara itibar etmeden kararlı bir şekilde yürümeye devam edeceğiz” dedi.

Erdoğan, ayrıca Rusya ve İran’a güvenli bölgelerde konut inşa edilmesi çağrısı yaptığını açıklayarak, Suriye’de garantör ülkeler olarak yapılması gerekenleri, “Çadır ve konteyner kentlerden Suriyeliler’i kurtaralım, 500 metrekarelik yerel mimariyle de konutlar yapalım. Konut çevresinde araziyi de eksin, biçsin kendine imkanlar sağlasın” şeklinde anlattı.

Ruhani: “Suriye’de askeri çözüm yolu yoktur”

İran Cumhurbaşkanı Ruhani ise, Erdoğan’ın aksine PYD-YPG konusuna hiç değinmedi ve doğrudan Türkiye’yi hedef alamasa da Suriye’deki askeri operasyonlardan duyduğu kaygıyı dile getirdi.

Ruhani, “Suriye’deki sorunun askeri çözüm yolu yoktur. Barışçıl çözüm yolu takip edilmeli. Mazlum Suriye halkının evlerine dönmesini sağlamak gerekiyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünün, milli egemenliğinin ve bağımsızlığının en önemli amaçlar olarak dikkate alınması gerektiğini vurguluyoruz. Bu tabii Suriye halkının da isteğidir. Terörle mücadele edilmesi gerekiyor ve (terör örgütlerinin) kalıntıları da Suriye’den çıkarılmalıdır. Hiçbir ülke Suriye’nin geleceğine ilişkin karar verici değildir, geleceği sadece Suriye halkına ve kararına aittir” dedi.

Geçmişte olduğu gibi Ortadoğu bölgesinde ABD’yi suçlayıcı açıklamalarını yineleyen Ruhani, Suriye’de yaşananlardan dolayı ABD’yi şu sözlerle suçladı: “Bölgemiz çok önemli bir sorunla karşılaştı. Bu da terörizmdi. Bu teröristler bazı ülkeler tarafından eğitilmiş, bunlara para sağlanmış ve bunlara silahlar temin edilmiştir. Suriye halkına ait petrolü satabiliyorlar, tarihi-değerli eşyalarını da pazarlarda satabiliyorlar. DEAŞ (IŞİD) ve El-Nusra gibi örgütler, bizim bölgemizde... Ama Suriye ve Irak gibi ülkeler bu büyük komployu yok etti. Bizim bugüne kadar gördüğümüz Amerikalılar’ın ve İsrailliler’in pek de başarılı olmadıkları… Şam hükümetini yıkmak peşindeydiler ve teröristleri bu bölgeye yerleştirmek istiyorlardı. Fakat başarılı olduklarını söyleyemeyiz. İran hükümeti, en başından beri terörizmle mücadeleye vurgu yapmıştır. Bölge haritamız hiçbir şekilde değişmemeli. Halkların kendi istediği ve düşünceleri kendi ülkelerinin geleceğini şekillendirmelidir. Bölgemizin düşmanlarının terörizmi bu bölgede hakim kılma amaçları başarılı olmamalıdır.”

Astana’da terörizmle mücadele doğrultusunda 15 ay önce bir süreç başlatıldığını ve böylece 4 bölgede ciddi şekilde kriz azaltılırken ateşkes ilanı sağlandığını da anlatan Ruhani, “Bizler Astana Süreci’nin garantörü üç ülke olarak da bu doğrultuda çabalara devam edeceğiz. Bölgemizdeki en büyük bayram günü Suriye’deki savaşın son bulduğu ve terör örgütlerinin bu ülkeyi terk ettiği gün olacaktır” dedi.

Putin Doğu Guta’yı savundu

Rusya Devlet Başkanı Putin ise, adını anmaksızın Batı ülkelerine yönelik suçlamada bulunarak, “Bazıları Ortadoğu’daki çatışma potansiyelini yıllar boyu sürdürmeyi planlıyor. Rusya, İran ve Türkiye ise, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamaktan yanadır” ifadelerini kullandı.

İran ve Türkiye ile birlikte Suriye konusunda görüşmeleri Astana Süreci formatında sürdürmeye karar verdiklerini belirten Putin, “Garantör ülkeler sayesinde ateşkesler sağlanabildi, IŞİD’in yol açtığı zararlar önemli ölçüde hafifletildi. İç ve dış mülteciler evlerine dönmeye başladılar. Suriyeliler arasında kapsamlı diyaloğu ilerletmek amacımızdır. Soçi’deki Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin sonuçları da çok önemlidir ve Suriye’nin anayasası hazırlanmalıdır. Türkiye, Rusya ve İran'ın ortak kararı Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün sağlanmasından yanadır” dedi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından alınan ve ateşkes çağrısı yapılan 2401 sayılı kararı anımsatan Putin, “BMGK 2401 sayılı kararının noktası, virgülüne kadar hayata geçirilmesi de gerekmektedir” ifadesini kullandı. Bu noktada, Putin’in, Türkiye’nin askeri operasyonlarına ilişkin herhangi bir destekleyici ifade kullanmadığı görüldü.

Putin’in, Türkiye’nin aksine Doğu Guta konusundaki farklı görüşleri de dikkat çekti. Örneğin Türkiye, Şam rejimini kimyasal silah kullanmakla suçlarken; Putin’in tam tersine kimyasal silah kullanımı meselesini provokasyon olarak nitelendirmesi göze çaptı. Putin, “Doğu Guta’da yüzbinlerce insanı kurtarmaya yönelik benzeri olmayan kurtarma operasyonları yaptık. Rus halkı bağışlarıyla yardımlar yapılıyor ve mesela 70 ton yardım ulaştırıldı Suriye’ye..Suriye’nin sosyal ve ekonomik alt yapısını da kalkındırıyoruz. Bizim hedefimiz tüm teröristleri ortadan kaldırmaktadır. Barış sürecimizi baltalamaya çalışıyorlar. Zehirleyici maddelerin kullanıldığı bazı provokasyonlara başvuruyorlar” diye konuştu.

XS
SM
MD
LG