Erişilebilirlik

Ankara Garı Saldırısında Dava Süreci Ne Durumda?


Ankara Garı saldırısı Türkiye tarihinde en fazla ölüme yol açan terör saldırısı oldu. Bundan dolayı saldırı, çoğunlukla da “Ankara Katliamı” olarak anılıyor. Terör ve çatışma iklimine son verilmesi amacıyla 10 Ekim’de Ankara Garı önünde düzenlenen “Barış Mitingi” başlangıcında saat 10.04’te, IŞİD üyesi iki terörist üzerlerindeki bombaları patlatmıştı. Bunun sonucunda miting katılımcısı farklı yaş ve meslek gruplarından 102 kişi hayatını kaybetmişti. IŞİD’in Diyarbakır, Suruç, Reyhanlı, İstanbul Atatürk Havalimanı gibi terör saldırıları içerisinde de en fazla can kaybıyla sonuçlanan Ankara Garı önündeki bombalı saldırıyla ilgili yargılama, Kasım 2016’da başlayabildi. Sivil toplum ve meslek örgütleriyle siyasi partilerce de yakından izlenen davada soruşturma safhasının, mağdur ve müşteki avukatlarından gizli yürütülmesi tepki çekti. Dava, 6’ncu grup duruşmalarla 20 Kasım’da devam edecek olmasına rağmen halen dosyada yeterli veriler olmadığı ve mevcut sanıklarla sınırlı yargılama yapılması eleştiriliyor.

Gar saldırısının dava sürecindeki son durumunu, aileler adına yargılama sürecini izleyen avukatlar İlke Işık ve Sevinç Hocaoğulları, Amerika’nın Sesi’ne değerlendirdi. Bu değerlendirmeler itibariyle Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden dava süreci bu avukatların gözüyle halen gerçekleri tam anlamıyla sergilemekten uzak görünüyor.

Avukat Işık: ‘IŞİD’in nasıl örgütlendiğine ilişkin yargılama istiyoruz’

Avukat İlke Işık, gar saldırısının dava süreci boyunca, Türkiye’de IŞİD’in örgütlenmesi bakımından devlet sorumluluğunu gündeme getirmeye çalıştıklarını söyledi. Saldırının, yaşandığı dönemde Türkiye’nin izlediği dış politika bağlamında yorumlanması gerektiğini düşüncesini aktaran Işık, dava dosyasına bakıldığında Gaziantep ve Adıyaman’ın adeta IŞİD’in örgütlenme üslerine dönüştüğünü gördüklerini dile getirdi. Bunun öyle kısa sürede yaşanmadığını, hatta el Kaide örgütlenmesine dayandığını kaydeden Işık, “Örgüt üyeleri hiçbir engelle karşılaşmamışlar. Çok rahat yasal hayatlar sürmüşler, örgütlenmişler, rahatlıkla militan yetiştirmişler. Militan yetiştirmek için de depolar, çay ocağı, emlakçı, hücre evi gibi her türlü imkana sahipler. Gübre, amonyum nitrat alabiliyor, onları saklayacak depoları çok kolaylıkla bulabiliyorlar. Bomba imal etmek için gerekli malzemeleri çok kolay elde ediyorlar. Adıyaman’daki İslam Çay Ocağı’nda Dokumacılar Grubu diye canlı bombacılar yetiştiriliyor. Yunus Alagöz, kardeşi Suruç bombacısı ve şu an firari olan sanıklardan bir kısmı da orada yetişmiş. Dolayısıyla Gaziantep ve Adıyaman’daki tüm bu şahıslar açısından tabloya baktığımızda tek başlarına bunları yapabilmeleri mümkün değil” dedi.



Gaziantep’teki örgütlenme başta olmak üzere eğer söz konusu şahıslara “göz yumma” olmasaydı katliamlar yaşanmayabileceğini söyleyen Işık, örneğin davanın sanıklarından bazıları hakkında 2012’de soruşturmalar açıldığını ancak gözaltına dahi alınmamış olduklarını vurguladı. Dernek adı altında militan örgütlenmesi yapıldığına yönelik istihbarat makamlarınca izleme/dinleme yapıldığını belirten Işık, saldırının planlayıcısı olarak dava dosyasında suçlanan Yunus Durmaz’ın da hiçbir şekilde öncesinde soruşturmalara rağmen gözaltına alınmamış olmasına dikkat çekti. Gaziantep’teki örgütlenmeyi neden önemsediklerini de anlatan Işık, “Türkiye’de 5 Haziran 2015’te Diyarbakır’daki saldırıyla başlayan süreçte Kına Gecesi Katliamı olarak 20 Ağustos 2016’da Gaziantep’te 40’ı çocuk 56 can kaybına neden olan saldırı da dahil 5 ayrı katliamı, bu Antep’teki yapı planlamış durumda. Dolayısıyla mevzu bahis katliamların gerçekleşmesinde Antep Emniyet Müdürlüğü’nün sorumluluğu, bu yapılanmaya Antep Valiliği’nin nasıl göz yumduğu tartışılmadan bu katliamlar konuşulamaz” diye konuştu.

Ayrıca Gar davasında sanık ifadeleri itibariyle Türkiye’nin Suriye sınırında geçişlerde hiçbir güvenlik önlemi olmadığını dinlediklerini de belirten Işık, “Türkiye’de IŞİD’e müsamaha gösterilmiştir” görüşünü ifade etti.

Saldırılar öncesinde kamu görevlileri sorumluluğunu vurgulayan Avukat İlke Işık, devletin saldırılar sonrasında yargılama sürecinde IŞİD’e yaklaşımında değişim olup olmadığı sorumuzu yanıtladı. Işık’a göre; Türkiye’deki politikalar yargılama sürecinde de değişikliğe uğramadı. Işık, IŞİD’in bağlantılarını ortaya çıkarmaktan uzak şekilde az sayıda sanık yargılaması yapılması yönünde hareket edildiğini dile getirildi. Bu çerçevede, Gar saldırısı davasında pek çok soruya yanıt alamadıklarını belirten Işık, davada bu IŞİD zanlısı sanıkların yanı sıra kesinlikle bu sanıklara bu örgütlenme olanağı sağlayanlara ilişkin de cezalandırma istediklerini sözlerine ekledi.

Avukat Hocaoğulları: ‘Anayasa Mahkemesi’nden karar bekliyoruz’

Avukat Sevinç Hocaoğulları ise, Gar saldırısı davasının hukuki ayrıntılarını aktardı. Dava başlangıcında iddianame itibarıyla 36 sanığın yargılanmaya başladığını belirten Hocaoğulları, bu sanıklardan 14’ü saldırıyı gerçekleştirmek ile suçlanırken, diğer 22 sanık hakkında ise terör örgütü üyeliği çerçevesinde dava açıldığını ifade etti. Saldırıyla ilgili 14 kişiden ise Mehmet Kadir Cebeal’in ise çatışma sırasında öldürüldüğünün açıklandığını kaydeden Hocaoğulları, “Dolayısıyla 14 sanıktan biri bizim açımızdan şüpheli de gözükse resmi açıdan operasyonda öldürülmüş oldu. Katliam bağlantılı olan 4 sanık ise firari. Bu firari sanıklar arasında, Ankara, Konya gibi farklı dosyalarda ismi geçen İlhami Balı, Deniz Büyükçelebi gibi IŞİD’in sınır geçişlerini kontrol eden kişiler. Sonuçta mevcut durumda katliamdan dolayı tutuklu 9 sanık var. Örgüt üyeliğinden suçlanan 22 sanıktan ise 10’u tutuklu bulunuyor. Dolayısıyla Ankara katliamı davası çerçevesinde 19 tutuklu sanık söz konusu” dedi.



Davada IŞİD üyesi bu sanıklar arasındaki ilişkileri tümüyle ortaya koymak istediklerini vurgulayan Hocaoğulları, IŞİD’in Türkiye’de yapılanması açısından da kamu görevlileriyle bu sanıklar arasındaki bağlantılara da ulaşmak ve bu yönde yargılama yapılmasını isteklerini söyledi.

Anayasa Mahkemesi’ne Türkiye’deki IŞİD dava dosyalarına ilişkin başvuruları bulunduğunu da açıklayan Hocaoğulları, sadece iddianamelerde öne çıkmış IŞİD üyesi oldukları tespit edilmiş sanıklarla sınırlı yargılama ve sadece bu sanıklara ceza verilmesiyle, ne aileler ne de hukukçular olarak tatmin olmayacaklarını dile getirdi. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’ne kamu görevlileriyle ilgili soruşturmaların eksik olduğu yönünde başvuru yaptıklarını belirten Hocaoğulları, zanlı sanıkları saldırılar düzenlenmeden önce polis tarafından teknik takip altında olmasına rağmen nasıl eylemlerini yürüttüklerini ortaya koymak gerektiğini ifade etti. Hocaoğulları, 10 Ekim saldırısına ilişkin pek çok delile Yunus Durmaz adlı IŞİD üyesinin hücre evinde ulaşıldığını anımsatarak, ancak IŞİD’lilerin hareketlerini ve bağlantılarını ortaya çıkaracak MOBESE kayıtları gibi pek çok verininse dava dosyasına halen getirilemediğini anlattı.

Anayasa Mahkemesi’nden henüz IŞİD dosyalarıyla ilgili başvurularına hiçbir yanıt alamadıklarını da açıklayan Hocaoğulları, mahkemenin IŞİD soruşturmaları ve dolayısıyla yargılamalarına ilişkin karar almasını istediklerini belirterek, ayrıca IŞİD’lilerin tüm iletişim bağlantıları ortaya konulursa saldırıların aydınlatılabileceğini sözlerine ekledi.

XS
SM
MD
LG