Erişilebilirlik

29 Aralık Amerikan Basınından Özetler


New York Times, New York'un beş bölgesinden biri olan Bronx'ta en az 12 kişinin ölümüne neden olan yangın felaketine geniş yer ayırıyor. Gazete, Bronx'ta son 27 yılın en çok can alan yangınında 20 dairenin bulunduğu yüz yıllık bir apartman binasının şiddetli rüzgarın da etkisiyle çok kısa süre içinde alevlere boğulduğunu yazıyor. Habere göre 160 itfaiyecinin müdahale ettiği yangın, üç saatten uzun süre sonra kontrol altına alınabildi. Yangında ölenlerin en küçüğü bir, en büyüğü ise 50 yaşındaydı. Yangının çıkış nedeniyse henüz belirlenemedi. Gazete, 1990 yılında Bronx'ta ruhsatsız işletilen Happy Land adlı kulübün kundaklanması sonucu 87 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatıyor. Kübalı bir mültecinin kız arkadaşıyla kavga etmesinden sonra kıskançlık krizi geçirerek kulübü ateşe verdiği olayda ölenlerin çoğu, karnaval kutlaması yapan Honduraslı göçmenlerdi.

New York Times bugün ayrıca gazetenin muhabirlerinden Michael Schmidt'in Başkan Trump'la Florida'nın West Palm Beach kentindeki golf kulübünde yaptığı yarım saatlik söyleşinin ayrıntılarına yer veriyor. Michael Schmidt, söyleşide, Rusya soruşturması, Kuzey Kore, Alabama özel Senato seçimleri gibi son aylarda gündemi meşgul eden konuları ele alıyor. Habere göre Trump, bazı Cumhuriyetçi Partililer'in Rusya soruşturmasını yürüten özel savcı Robert Mueller'a karşı başlattıkları karalama kampanyasının tam tersine Mueller’ın kendisine adil davranacağına inandığını söyledi. Yarım saatlik söyleşi sırasında Rusya'yla işbirliği yapmadığını 16 kez dile getiren Trump, soruşturmanın Amerika'yı dünya kamuoyunun önünde çok kötü gösterdiğini, soruşturma ne kadar çabuk tamamlanırsa bunun Amerika için o kadar iyi olacağını kaydetti. Bir başkan olarak soruşturmayı durdurma hakkı olduğunu vurgulayan Trump, buna rağmen kendisine hakkaniyetli davranılacağı umuduyla meseleden uzak durduğunu söyledi. Başkan, Kuzey Kore konusundaysa Çin'e yüklendi ve ”Kuzey Kore'ye petrol sevkiyatı devam ediyor, halbuki Çin'le yaptığım anlaşma bu değildi. Eğer Çin'den Kuzey Kore meselesiyle ilgili yardım alamazsak ben de ne zamandır yapmak istediğini yaparım” dedi. Trump, Alabama eyaletinde yapılan senatörlük seçimini Demokrat Partili Doug Jones'un kazanmasıyla ilgili olarak ise Cumhuriyetçi aday Roy Moore'un seçimi zaten kazanamayacağını bildiğini, ancak partisinin başı olarak Moore'u desteklemek zorunda olduğunu hissettiğini belirtti.

New York Times'ın iç sayfalarında yer alan bir haberse Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'la ilgili. Patrick Kingsley imzalı haber, ”Bir Yıl Boyunca Avrupa'yı Yerden Yere Vuran Erdoğan Barışmaya Çalışıyor” başlığını taşıyor. Gazete, Erdoğan'ın 2017 yılı boyunca bir zamanlar dost ve müttefik olduğu Avrupa ülkelerini karşısına almak için elinden geleni yaptığını, ancak yılsonu yaklaşırken fikir değişikliği yaşadığını yazıyor. Haber şöyle devam ediyor: ”Erdoğan, bu yılın başında Hollanda hükümetini 'Nazi kalıntıları' olarak tanımladı, Alman siyasetçileri 'Nazilik yapmakla' suçladı, tüm Avrupa kıtasınıysa 'ırkçı, faşist ve gaddar' olarak nitelendirdi. Vize krizi nedeniyle Amerika'yla ilişkiler de iyi gitmedi. Ancak yıl bitimine birkaç gün kalan Erdoğan'ın dönüş yaptığı gözleniyor. Vize kısıtlamaları Amerika'yla karşılıklı olarak kaldırıldı. Cumhurbaşkanı, Tunus'a giderken yaptığı açıklamada, 'Almanya, Hollanda ya da Belçika'yla bir meselemiz yok, tam tersine bu ülkeler benim eski dostlarım' dedi, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Papa Francis'le bir araya gelmek istediğini söyledi. Türkiye'nin politikalarının Erdoğan'ın duygu durumuna göre yön değiştirdiği, bilinen bir gerçek. Kimi uzmanlar, Erdoğan'ın bu son tavır değişikliğini, uluslararası arenada yıl boyunca dışlanmış olmanın bir sonucu olarak görüyor.” Gazete, Avrupa Birliği Türkiye eski temsilcisi Marc Pierini'nin konuya ilişkin görüşlerine de yer vermiş. Pierini'ye göre Erdoğan'ın sözlerinin tek nedeni var, o da diplomatik tecrit. Batı'yı şeytan olarak gösterme çabasının Erdoğan açısından önemli bir nedeninin ülke içinde oy toplamak olduğunu kaydeden uzmanlar, NATO üyesi olmasına ve Avrupa'ya göçmen selini durdurmada kilit ortak olarak görülmesine rağmen Türkiye'nin Avrupa'yla ilişkilerinin son bir yıl içinde büyük hasar gördüğünün altını çiziyor.

Washington Post ise Irak'ta aralarında yabancı savaşçıların da bulunduğu IŞİD zanlılarının yıldırım hızıyla yargılanıp ölüm cezasına çarptırılmalarının yarattığı tartışmayla ilgili bir habere yer ayırmış. Gazete, Başbakan Haydar El Ebadi'nin talimatıyla ve IŞİD kurbanlarının ailelerinin içini rahatlatmak amacıyla başlatılan hızlı yargılama sürecinin yabancı hükümetlerin siyasi ve ahlaki bir ikilem yaşamalarına neden olduğunu yazıyor: Yabancı hükümetler Irak'taki şüpheli yargılama sürecine karşı çıkıp kendi topraklarında terör tehdidine kapı aralayacağını bile bile vatandaşlarının iadelerini mi istemeli, yoksa Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerinin itirazlarına rağmen Irak'taki mahkemelerin hukuki süreci işletmelerine izin mi vermeli? Gazete, Irak'ta ölüm cezasına çarptırılan iki Türk'ü buna örnek gösteriyor. Habere göre Ağustos ayında IŞİD mensubu oldukları gerekçesiyle tutuklanan iki Türk vatandaşı, sadece 18 dakika süren duruşmada ölüm cezasına çarptırıldı. Türkler, yaptıkları savunmada masum olduklarını, Irak'a sadece sıhhi tesisat işine girmek için geldiklerini kaydetti. Birleşmiş Milletler'e göre Irak'ta 6 binden fazla militan, aldıkları ölüm cezalarının infaz edilmesini bekliyor. Ölüm cezasına çarptırılanların kaçının yabancı olduğu ve hangi ülkelerden geldikleriyse açıklanmış değil. Çok sayıda Avrupa ülkesiyse vatandaşlarının iade edilmesi talebinde bulunmadı. Gazete, adil yargı sürecinin olmadığı bu ortamın, Şiiler ve Sünniler arasındaki mezhep çatışmalarını kızıştırabileceği uyarısında bulunuyor. Bunun nedeni, hükümet ve yargı sistemlerinin Şiilerin egemenliği altında olması, terörle suçlananların neredeyse tamamınınsa Sünni olması.

XS
SM
MD
LG