Erişilebilirlik

15 Mayıs Amerikan Basınından Özetler


New York Times’ın ana sayfasında dün yemin ederek göreve resmen başlayan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron var. Gazete, Napolyon’dan bu yana Fransa’nın en genç lideri olan yeni cumhurbaşkanının hiç zaman kaybetmeden icraatlarına başladığını yazıyor. Habere göre Macron, başkumandan olarak ilk ziyaretini Paris yakınlarındaki bir askeri hastaneye yaptı. Almanya Başbakanı Angela Merkel’le görüşmek için bugün Berlin’e gidecek olan Macron, başbakan olarak kimi seçtiğini de açıklayacak. Kabinenin geri kalanının ise hafta ortasına kadar açıklanması bekleniyor. Macron’un bu hafta sonra ermeden Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerde görev yapan Fransız askerlerini ziyaret edeceği de açıklandı. Macron, cumhurbaşkanlığı görevini devralırken iki önemli önceliği olduğunu dile getirdi. Bunlar Fransız halkına özgüvenini yeniden kazandırmak ve Fransa’yı refah ve güce kavuşturmak. New York Times, Macron’u iç ve dış siyasette çok önemli meselelerin beklediğini, özellikle gençler arasındaki yüksek işsizlik oranını düşürmenin ve Avrupa Birliği’ne olan güveni yeniden inşa etmenin Macron’un öncelikleri arasında yer alacağını yazıyor.

New York Times bugün ayrıca İran’da 19 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili bir habere yer veriyor. Habere göre İran halkı, seçimlerin ekonomik darboğazı aşmayı sağlayacağına inanmıyor. Üniversite mezunu çok sayıda İranlı, iki yakalarını bir araya getirmekte zorlanıyor. En büyük güvence gözüyle bakılan devlet memurluğu ise gerçekleştirmesi zor bir hayal. 80 milyon nüfuslu İran’da sekiz buçuk milyon devlet memuru bulunuyor. Ancak gençler kolay kolay memur olamıyor çünkü yüzbinlerce kıdemli memur, yaş haddini aşmalarına rağmen emekliye ayrılmıyor. Gençler arasındaki işsizlik oranının yüzde 30 olduğu İran’da orta sınıf büyük hayal kırıklığı içinde yaşıyor. Yüksek enflasyon oranı ve yolsuzluklar hayat standartlarını sürekli düşünüyor. Ülkede genç nesil liderlerin öne çıkmaması ise gelecek kaygısı yaratıyor.

New York Times’ın iç sayfalarında yer alan bir makale ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başkan Trump’la yapacağı görüşme öncesinde Türkiye’de zamanın ruhunu yakalamak için siyasetin dışına çıkıp başka kaynaklara da bakmanın yararlı olacağını yazıyor. Makalenin yazarı William Armstrong, üç sezondur süren Diriliş Ertuğrul dizisinin, özellikle 16 Nisan’daki anayasa değişikliği referandumuyla birlikte Erdoğan’ın çizdiği ”Türkiye’nin iç ve dış düşmanlarına karşı verdiği mücadele” tablosunu çok iyi yansıttığını yazıyor. Yazara göre Türkiye’deki ulusal ruh halini televizyon dizilerinin ne kadar popüler olduğuyla ölçmek mümkün. Örneğin birkaç yıl önce herkesi ekrana kilitleyen Muhteşem Yüzyıl, Türkiye’nin artan özgüveninin bir simgesiydi. Yazar William Armstrong, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana dizilerin Türkiye’nin en göz kamaştırıcı ihracatı haline geldiğini kaydediyor. Ortadoğu, Doğu Avrupa, Güney Amerika ve Güney Asya’da yüzden fazla ülkeye yaklaşık 150 Türk dizisinin ihraç edilmesi bunun en belirgin kanıtı. Dizi ihracatından elde edilen gelirin geçen yıl 300 milyon doları aştığı tahmin ediliyor. Bu dizileri izledikten sonra Arap turistlerin İstanbul’a akın etmesi de bu açıdan şaşırtıcı değil. Ancak Diriliş Ertuğrul, daha çok Türk izleyicilere hitap etmek için tasarlanan bir yapım çünkü dizi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslamcı milliyetçiliğini yansıtıyor. Erdoğan, diziyi, muhafazakar kitlelerin sesi olarak tanımlıyor.

Washington Post ise bu yıl şimdiye kadar 124 cinayetin işlendiği Baltimore kentini mercek altına alıyor. Gazete, 2015’te çıkan ayaklanmalardan sonra hala toparlanmaya çalışan Baltimore’daki suç oranının Amerika ortalamasının çok üzerinde olduğunu bildiriyor. Buna göre Baltimore’daki suç oranı, Amerika’da silahlı şiddetin simgesi haline gelen Chicago ve New Orleans’tan bile daha yüksek.

Washington Post bugün ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beyaz Saray’a yapması beklenen ziyaretle ilgili bir değerlendirmeye yer veriyor. Gazete, eski Başkan Obama’nın dirayetsiz Suriye politikasından usanan Erdoğan’ın daha iki ay önce Trump’ın en büyük hayranlarından biri olduğunu, ancak durumun değiştiğini yazıyor. Bunun nedeni, Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi ve Rakka operasyonu öncesinde YPG’nin silanlandırılması meselelerinin Türkiye’nin istediği doğrultuda sonuçlanmamış olması. Erdoğan’ın ziyareti öncesinde konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen üst düzey bir Türk yetkili, kriz yaratan bu iki mesele dışında görüşmenin olumlu noktalara odaklanacağını söyledi. Türkiye-Amerika arasında sadece 17 milyar dolar olan ticaret hacminin genişletilmesi, bunlardan biri. Öte yandan başkanlık koltuğuna otururken başka ülkelerin iç meselelerine karışmayacağı sözü veren Trump’ın 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana süren gözaltı ve tutuklamaları, ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaları gündeme taşıması beklenmiyor.

Washington Post’un bugünkü başyazılarından biri de Türkiye’yle ilgili. ”Trump’ın En Zor Görüşmesi” başlıklı yazı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanlış yolda olduğunu, Başkan Trump’ın bunu dile getirmesi gerektiğini kaydediyor. Başyazı şöyle devam ediyor: ”Başkan Trump bu hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ağırlayacağı Beyaz Saray’da yabancı bir liderle ilk kez bu kadar zor bir görüşme yapacak. Erdoğan, Washington’a, üst düzey Amerikalı yetkililerin ‘asla kabul edilemez’ şeklinde nitelediği bir dizi taleple geliyor. Gündemin ilk sırasında Suriye olacak. Amerika’nın Rakka planı kusursuz değil. Kent, büyük olasılıkla Beşar Esat’ın kontroluna geçecek. Ancak Amerika’nın planı Türkiye’nin sunduğu seçenekten daha iyi. Türk güçler kenti kurtarsa bile El Kaide gibi gruplar güçlenmeye başlayabilir. Erdoğan’ın bir diğer talebi de Fethullah Gülen konusunda olacak. Ancak Başkan Trump, bu konuda Erdoğan’ın içini rahatlatmaya çalışmak yerine darbe girişiminden sonra başlayan temizlik harekatının sona ermesi gerektiğini söylemeli. Onbinlerce kamu çalışanı işten çıkarıldı. Türkiye, dünyada en çok gazetecinin hapsedildiği ülke. Trump şimdiye kadar Erdoğan’ın otokratik yönetimini gözardı etti. Hatta referandumdan sonra kutlama telefonu açmakta gecikmedi. Erdoğan’ın iç ve dış politikaları birbirine bağlı. Ülke içindeki otokrat tavrı ve güttüğü milliyetçi politika nedeniyle Kürtler’e karşı geliyor, Rusya Devlet Başkanı Putin’e daha da yakınlaşıyor. Trump, Erdoğan’a, ”Hem iç politikada hem de Suriye meselesinde yanlış yoldasın” demelidir.

XS
SM
MD
LG