Erişilebilirlik

ABD’nin Müdahalesiyle Türkiye-İran-Rusya Açısından Tablo Nasıl?


ABD’nin Suriye’ye müdahalesiyle birlikte İran’ın tedirginliğinde ve İsrail’le savaş riskindeki artışa dikkat çekilirken, Türkiye’nin ise Rusya karşısında denge arayışı girdiği yorumları yapılıyor.

Merkezi Ankara'daki Siyaset Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (SETA), düzenlediği panelde, ABD’nin Suriye’ye füze saldırısıyla müdahalesini masaya yatırdı. SETA, “Suriye Krizinde Yeni Aşama: Türkiye, ABD, Rusya ve İran Perspektifi” başlıklı paneliyle bu askeri müdahaleyi “yeni aşama” olarak ele aldı.

Paneldeki konuşmacılardan SETA D.C. Direktörü Kadir Üstün, ABD’nin yaşadığı iç politika çalkantılarını aktardı. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suriye’ye doğrudan askeri müdahale kararı almasındaki iç politika gerekçelerini değerlendiren Üstün, Trump’ın aslında Suriye’yi umursamadığını sadece, orada ABD askeri kaybı olmasını istemediğini ve bu nedenle de süreci CENTCOM gibi askeri yetkililere bıraktığını anlattı. Ancak şimdi Trump’ın hem iç politikada gerekçeler hem dış politikada mesaj vermek üzere harekete geçtiğini kaydeden Üstün, şimdi “Esat’ı cezalandırma, DEAŞ ile mücadele, ortalığı Rusya’ya bırakmama” gibi nedenlerle müdahale yapıldığını ifade etti.

“ABD’nin müdahalesi Rusya’yı kazanımlarından feragat ettirme zorlaması”

SETA Dış Politika Araştırmaları Direktörü Muhittin Ataman da, “Esat rejimine müdahale amaçlı değildi. Suriye krizine müdahale amaçlı değildi. Bunları Thresa May söyledi ama üçüncüsünü ben söyleyeyim insani yardım amaçlı da değildi. Suriye’deki gelişmelere müdahale edilmesi amacındaydı. ABD oyunda kalmak istiyor” dedi.

IŞİD sonrası Suriye’nin artık taraflarca tartışıldığını kaydeden Ataman, bu noktada Suriye’ye yapılan füze saldırısına ilişkin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ifadesini “ilginç” bulduğunu belirterek, “Macron, Türkiye ile Rusya’nın arasını bozmak istediğini belirtti. Bu müdahaleyle ilgili ilginç bir yaklaşım” ifadelerini kullandı. Ataman, “ABD’nin yaptığı müdahalesiyle Rusya’yı kazanımlarından bir kısmından feragat etmeye zorlamadır. Çünkü Batılı devletler, Doğu Avrupa’daki cephelerde Rusya karşında kaybettiler, Gürcistan’da, Ukrayna’da kaybettiler. Baltık ülkelerinde de Rusya’dan endişeler söz konusu. Suriye’ye yapılan bu müdahaleyi de Rusya karşıtlığıyla birlikte değerlendirmek gerekir. İngiltere’deki casus meselesi de Rusya karşıtı rüzgarı güçlendirdi. Batı, Putin’e sınırlarının ne olduğunu hatırlatıyor. Ama bir şekilde Putin de, ABD ve Batı’ya oradaki imkanlarını hatırlatmış oldu. İran için söylendiği gibi Rusya için söylenmesi mümkün ki sahada herhangi bir etkisi olmadı çünkü zaten Esat’ın silahları ya İran’ın ya da Rusya’nın kontrolü altında” diye konuştu.

Rusya’nın Suriye üzerindeki etkisine de dikkat çeken Ataman, “Esat rejimi kontrolü altında varsaydığımız toprak parçası aslında Rusya’nın hakimiyeti altında. YPG-Amerika’yi bir tarafta, Türkiye ile muhalefeti de öbür tarafta diye düşünüyoruz. Hava sahasında kontrol genel manada Rusya’da.. Türkiye de Zeytin Dalı Harekatı’nda hava bölümünde rızasını aldığımız taraf da İran değil Rusya idi” görüşlerini aktardı.

“Süreç İran – İsrail çatışmasına doğru mu gidiyor?

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) uzmanlarından Mehmet Koç ise, ABD’nin Suriye’ye müdahalesini İran’ın nasıl yorumladığını anlattı. Suriye’de öncelikle Rusya’nın son ana değin kendi füze sistemlerini kapalı tuttuğunu belirten Koç, İran’ın ise Esad rejimine desteğini de yekten verdiğini anlatarak, “eğer Trump yönetimi İran’a karşı ambargolarını sertleştirme yoluna giderse Rusya’nın kendi derdine düşeceğini” söyledi.

İran açısından ABD’nin müdahalesiyle İngiltere ve Fransa’ya yakınlaşmasından rahatsızlık duyulduğunu belirten Koç, transatlantik dayanışması olması yani ABD ile Avrupa arasında yakınlaşma yaşanmasından İran’ın tedirginliği arkasında Trump’ın, İran’ın nükleer silahlanma konusunda Batı ile anlaşmasını tamamıyla iptaline Avrupa’dan destek verilmesinden endişe duyulması olduğunu kaydetti. Koç’a göre; oysa İran’ın, Batı ile ilişkilerinde IŞİD’e karşı yürütmüş olduğu mücadeleyi ve kendince ağır bedeller ödediği görüşünü de masada pazarlık unsuru olarak kullanmak istiyor. Ancak Avrupa’nın, ABD’yle yakınlaşması nedeniyle İran sıkıntı yaşayacağı endişesi duyuyor.

Koç, Trump’ın, İran’a nükleer silahlanma konusunda ABD’nin anlaşmadan çekilmek üzere 12 Mayıs tarihini verdiğini işaret etti. Koç, “Özellikle 12 Mayıs öncesinde ABD’de yaşanan gelişmeler, İran devlet yetkililerini tedirgin etmiş durumda. ABD’de özellikle Mike Pompeo ve John Bolton’un göreve atanması da İran tarafında tedirginlik yapıyor. Bu adamların İran’a karşı tutumu açıkça biliniyor. İran’ın kendi yaptığı muhasebesinde 12 Mayıs sonrasında önünde kritik bir 4 ay gibi bir süre olacak” dedi.

İran’ın Suriye’deki varlığını, sadece Suriye meselesi olarak ele almamak gerektiğini söyleyen Koç, “Türkiye, mesela İran ve Rusya ile ilişkilerde konulara göre birlikte çalışmalar yapabiliyor. Ama İran için durum böyle değil. İran, nükleer anlaşma, Suriye krizi, Lübnan meselesi, Yemen’deki çatışma, Bahreyn’deki operasyon ve Irak’taki gelişmeler gibi tüm başlıkları birbirinden bağımsız olarak görmüyor ve hepsini siyasi bir doktrinin parçası olarak görüyor. Dolayısıyla ABD çıkarlarına ve bölgedeki müttefiklerine yönelik zararı ve hasarı arttırarak, ABD ve müttefiklerinin İran’a yönelik saldırısını önlemeye çalışıyor. Yani savunma değil saldırı pozisyonunda hareket tarzında politika izlemiyor. Çünkü kendi sınırları içerisine saldırı beklemiyor ve ön cepheler oluşturmaya çalışıyor. Suriye’de bu noktada anlam kazanıyor. İsrail’in de son birkaç hafta içerisinde sıklaşan Suriye’deki İran mevzilerini vurması da acaba süreç İran – İsrail çatışmasına doğru mu gidiyor? İsrail’den İran tarafını yakın tehdit görüyor” diye konuştu.

“Türkiye, Suriye siyaseti için de ABD’yle ilişkilerini iyileştirmeli”

SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Murat Yeşiltaş da, Türkiye’nin başta terör örgütü PKK ile mücadelesi olmak üzere güvenlik kaygıları bakımından Suriye’de direkt askeri angajmana girdiğini anlattı. Yeşiltaş’a göre; Türkiye’nin bulunduğu nokta itibariyle Suriye’de kendi ulusal güvenliği açısından hem ABD ile hem de Rusya – İran ikilisiyle çalışmak durumunda.

ABD’nin müdahalesine Türkiye’nin destek verdiğini söyleyen Yeşiltaş, “Türkiye’nin, Suriye siyasetine genel olarak bakabilmesi için ABD ile ilişkilerini yeniden rayına oturtması gerekiyor. Bu da Suriye krizine Türkiye’nin yaklaşımında önemli noktada. Türk – Amerikan ilişkileri ne kadar kötüye giderse, Türkiye’nin Suriye siyasetinde İran ile Rusya ile baş başa kalmasıyla o kadar fazla riskler ortaya çıkacak ve Türkiye’yi olumsuz etkileyecek gibi gözüküyor. Dolayısıyla Türk – Amerikan ilişkilerinde iyileşme Türkiye’nin Suriye’deki işini kolaylaştıracak bir etken olarak ortaya konmuş durumda. Tabii bu durum sadece Suriye meselesini de ilgilendirmiyor. Çünkü ABD ile ilişkilerde düzelme sağlanması da Türkiye’nin eleştirdiği veya Amerikalılarca eleştirilen birçok başlıkta düzelme olmasıyla ilgili” dedi.

ABD'yle ilişkilerde iyileşme olurken de Rusya ve İran'la da birlikte çalışmaya ihtiyaç duyulduğuna işaret eden Yeşiltaş, “Türkiye’nin, Rusya ve İran arasında sahada çok ciddi manada sonuçlar üretmesi de söz konusu. Türkiye’nin hem etkinliğini arttırması, hem çatışmasızlık durumun kalıcılığı ve ateşkesin sürdürülmesi hem de üç ülke arasında uzlaşma süreçlerinde nihayete erilmesi gerekiyor. Bu da Türkiye’nin PKK ile mücadelesi açısından da önemli. Türkiye, Suriye’deki yeni anayasa meselesini Rusya ve İran ile halledebileceğine inanıyor. Suriye’de seçimlere gidilmesi meselesini ise ABD ile halledebileceğine inanıyor” diye konuştu.

XS
SM
MD
LG