Erişilebilirlik

Türkiye’de dış politika alanında uzman isimler Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ve Prof. Dr. Celalettin Yavuz’a göre; Suudi Arabistan’ın başı çektiği Körfez ülkeleri ile Katar arasındaki krizde ABD’nin tavrı belirleyici olacak ve Katar’ın politika değişikliğine gitmesi beklenecek.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BEA), Bahreyn gibi Körfez ülkeleri ile Mısır, Libya ve Yemen’in, Katar’a karşı başlattığı diplomatik ve ekonomik ambargo uygulaması tartışması sürüyor. Körfez ülkeleri ile Mısır, Katar’ı terör örgütlerine destek olmakla suçlayarak, Doha merkezli El-Cezire TV’nin de yayınlarıyla terörü desteklediğini iddia ediyor. Körfez ülkelerinden Umman, Kuveyt ve Türkiye ise krizde Katar’ın yanında yer aldı. Son iki yıldır olduğu gibi Katar’daki askeri üsse Türk askeri sevkiyatı da Suudi Arabistan’ın başını çektiği ülkelere rağmen gerçekleşti. Türkiye’nin Katar’ın yanında yer alarak Körfez Krizi’nden nasıl etkileneceği ve krizde neler yaşanacağı merak konusu.

Uluslararası ilişkiler alanında uzman isimler Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ve Prof. Dr. Celalettin Yavuz, Körfez Krizi’ne ilişkin Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtladı.

“Aile kavgası yaşanıyor, büyürse Türkiye’ye zararı olur”

Körfez Krizi nedeniyle Türkiye’nin sürpriz bir gelişmeyle karşı karşıya bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Celalettin Yavuz, Ortadoğu bölgesinde son yıllarda Türkiye’nin en iyi ilişkiler içinde bulunduğu ülkelerden birisi Katar iken diğerinin Suudi Arabistan olduğunu hatırlattı. Bu noktada, Türkiye’nin İstanbul’da Nisan 2016’da ev sahibi olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde adeta İran’a karşı Suudi Arabistan’ın tarafını tuttuğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın etkisiyle sonuç bildirgesinde İran’ın kınandığını anımsatan Yavuz, o dönemde de bunun yanlış olduğunu dile getirdiğini belirterek, “Körfez ülkeleri ile İran arasında Türkiye’nin görevi taraf tutmak değil aracılık, arabuluculuk olmalı” dedi.

Bugüne kadar Türkiye – Suudi Arabistan ilişkilerinde farklılıklar olmakla birlikte bunun gündeme taşınmadığını söyleyen Yavuz, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın Suriye politikası büyük ölçüde örtüşüyordu. Ama Suudi Arabistan ile Türkiye arasında Mısır’daki Sisi yönetimi ile Müslüman Kardeşler’e yaklaşım farkı söz konusuydu ancak ilişkilere yansımıyordu” değerlendirmesinde bulundu.

Krizdeki tabloyu özetleyen Yavuz, “Katar’a yöneltilen suçlamalar, Hamas, Müslüman Kardeşler ve Hizbullah’a yardım edilmesi. Ama bunlardan Hamas, Müslüman ülkelerce terör örgütü olarak kabul edilmiyor. Hizbullah’ı İran da destekliyor ama diğer Müslüman ülkelerce de pek hedefte değil. Müslüman Kardeşler örgütüne ise farklı bakış söz konusu. Katar’ın kendi vatandaşı 300 bin nüfusa sahip ve bu nüfus Sünni. Dolayısıyla Körfez’de Şii mezhebi İran lehine hareket etmesi söz konusu değil” diye konuştu.

ABD’nin rolüne dikkat çeken Yavuz, ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üssünü, CENTCOM tesisini Katar’da bulundurduğunu belirterek, “ABD’nin isteği dışında Katar’ın hareketi söz konusu olamaz” vurgusu yaptı.

Yıllık 80 milyar dolarlık geliri olan Katar’ın Şeyhi Tamim Bin Hamad Al Tani nedeniyle hedefte olduğu görüşünü paylaşan Yavuz, “Katar Şeyhi, bu geliriyle bölgede rol kapmak, oynamak istiyor. Ama bu durum, Körfez ülkeleri abisi Suudi Arabistan’ın canını sıkıyor. Ben krizi, aile kavgası, hanedan kavgası gibi görüyorum. Ama büyürse Türkiye’ye zararı olur. Çünkü Türkiye, Katar ile gittikçe artan ekonomik işbirliği içerisinde” dedi.

ABD’nin artık krize müdahil olduğunu da söyleyen Yavuz, ABD ile Katar arasında 12 milyar dolarlık F-15 uçak satışı anlaşması imzalandığını ve askeri üssünü de koruduğuna dile getirdi. Yavuz, Suudi Arabistan’ın bölgedeki krizi yönetemediğini düşündüğünü de sözlerine ekledi.

Körfez Krizi’ni Trump mı tetikledi?

ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı da, Yavuz gibi ABD’nin Körfez Krizi’ndeki en etkili aktör olduğu görüşünde.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, ilk yurtdışı ziyaret adresi olarak Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a gelişini ve burada radikal İslami hareketlere destek verilmesinin sonlanması yönündeki konuşmasını anımsatan Bağcı, Ortadoğu’da Trump’ın radikal İslami hareketlere tolerans gösterilmemesi politikası sonucu Körfez Krizi’nin ortaya çıktığını dile getirdi. Trump’ın, Suudi Arabistan ve Mısır ile ortak tavır aldığını söyleyen Bağcı, Körfez Krizi’nin uzun süreli bir çatışmaya dönüşmeyeceği düşüncesini aktardı.

Körfez Krizi’ni, bölgede Suudi Arabistan ve İran’ın etkin olma arayışlarındaki çatışma olarak değerlendiren Bağcı, ama bunu ABD’nin kontrolünde olan bir çatışma olarak görüyor. Türkiye’nin Katar’ın yanında tavır aldığını ancak coğrafyada durumu denetleyici gücün ise ABD olarak görmek gerektiğini belirten Bağcı, Katar açısından bakıldığında müzakerelere devam edildiğini ve politika değişikliği olabileceğini dile getirdi. Bağcı, Katar’ın, kendi ülkesinde bulundurduğu radikal İslami hareketlerle bağlantılı hem siyasi hem de teolojik liderlerini ülke dışına çıkarmak ile karşı karşıya olduğunu söyledi. Aslında teröre destek suçlamasını sadece Katar özelinde görmemek gerektiğini kaydeden Bağcı, “Bu suçlama, Suudi Arabistan için de geçerli ama ABD ile 350 milyar dolarlık bir anlaşma imzalayarak bir nevi ABD’den güvenlik satın almış durumda” diye konuştu.

“ABD ile Türkiye terör gruplarında uzlaşmıyor”

Bağcı, ayrıca Körfez Krizi çerçevesinde ABD ile Türkiye ilişkisinde terör grupları konusunda uzlaşmazlık yaşanmasına da dikkat çekiyor. Bağcı, “Müslüman Kardeşler’in Türkiye tarafından terörist grup olarak tanınmaması sıkıntılı. ABD için de Suudi Arabistan için de Müslüman Kardeşler terör grubu olarak tanımlanıyor. Türkiye, Mısır’da Müslüman Kardeşler liderlerine hapis cezası uygulanmasına da karşı çıkıyor. Katar da benzeri yaklaşım sergilemekle birlikte önümüzdeki günlerde politika değişikliğine gidebilir. Türkiye’nin tavrı karşılığında askeri, ekonomik ve siyasi anlamda nasıl yanıt alacağı önemli. Buna karşın Türkiye’nin terörist dediği PYD-YPG’yi ise ABD tarafı terör grubu olarak kabul etmiyor” dedi.

Ayrıca Türkiye’nin, Arap ülkeleri içişlerine müdahil olarak yeniden geleneksel Türk dış politikası çizgisinden ayrılık sergilediğini de söyleyen Bağcı, Cumhurbaşkanı ve Hükümet’in siyasi tercihi itibariyle Türkiye’nin ekonomik fırsat beklentisi içerisinde olduğunu anlattı.

Türkiye’nin Doha’ya asker sevkiyatı

“Türkiye kasten ve özel olarak Katar’a askeri birlik göndermedi” görüşünü aktaran Yavuz, öncelikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Ekim 2015’ten beri Doha’daki El Rayyan Üssü’nde görev yaptığını anımsattı. Ancak Yavuz’un bu anımsatmasına karşın Doha’daki TSK gücüyle ilgili sayısal ve faaliyetler yönünden farklılaşma söz konusu. Bu durum, CHP’nin Katar’a asker sevkiyatına ilişkin kanuna karşı yazdığı muhalefet şerhinde de yer alıyor.

TBMM’de kabul edildikten sonra 9 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanan kanuna göre; Ekim 2015’ten beri 94 Türk askeri personel Doha’da Katar Ordusu’na eğitim vermek amacıyla orada bulunuyordu. CHP’li milletvekilleri Oğuz Kaan Satıcı ve Serkan Topal ise, muhalefet şerhinde, “Katar’ın ‘ne karşılığında?’ TSK’nın orada bulunma masraflarını karşılayacağını, 10 yıl süreyle orada kalınıp kalınmayacağı ve ‘tüm askeri faaliyetler’ ifadesiyle TSK’nın olası bir bölgesel çatışmada Katar askeri yanında savaşıp savaşmayacağı” sorgulandı. Bu çerçevede, CHP, Türkiye’nin bölgesel bir çatışmada Katar’ın yanında taraf tutmaması gerektiği gerekçesiyle kanuna karşı çıktı.

XS
SM
MD
LG