Erişilebilirlik

24 Haziran seçimleri yaklaşırken Amerikan basını da Türkiye'yle ilgili haber ve yorumlara daha çok yer ayırmaya başladı.

Washington Post, internet sitesinde, ”Erdoğan'ı Mağlup Etme Arayışı” başlıklı bir değerlendirmeye yer veriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son üç yıldır Türkiye'yi siyasi iniş çıkışlarla yönettiğini yazan gazete, 24 Haziran'daki seçimlerin Erdoğan için her zamankinden daha önemli olduğunu bildiriyor. Yazı, ”15 yıldır iktidarda olan Erdoğan, modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra ülkenin en etkin siyasetçisi haline geldi. Ancak muhalifler, Türkiye'nin zayıflamış demokrasisinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olmasından, gözle görülür şekilde otoriterleşen bir liderin daha da güçlenmesinden korkuyor. Çok sayıda uzmana göre Erdoğan yönetimindeki Türkiye, demokrasilerin nasıl geri gidebileceğinin en iyi örneği,” şeklinde sürüyor. Yazıyı kaleme alan siyaset uzmanı Ishaan Tharoor'a göre Erdoğan, iktidarını ayrıştırıcı ancak etkili bir dini milliyetçilik kavramı üzerine kuran, kurnaz bir siyasetçi. Ancak Tharoor'un görüş aldığı uzman Atilla Yeşilada, yıllar süren sorumsuz politikaların Türk ekonomisine zarar verdiği ve artık yolun sonuna gelindiği görüşünde. Gazetenin İstanbul büro şefi Kerim Fehim ise ülke içindeki sosyal kutuplaşmaların giderek artması ve Türkiye'nin bazı NATO müttefikleriyle ilişkilerinin gerilmesinin, cumhurbaşkanlığı seçiminde olmasa bile milletvekilliği seçiminde muhalefetin zafer kazanmasıyla sonuçlanabileceğini kaydediyor. Ishaan Tharoor ayrıca tıpkı 2015'te olduğu gibi şimdi de tüm gözlerin Kürt oylarının üzerinde olduğunu, HDP'nin yüzde 10 barajını aşmasının dengeleri değiştireceğini belirtiyor. Erdoğan ve AKP'nin istedikleri sonucu garanti altına alabilmek için Güneydoğu'da hile yapacağı ya da oyları baskı altına alacağına ilişkin korkularsa yayılıyor. Tharoor'un görüşlerine başvurduğu siyaset uzmanı Soner Çağaptay ise ”Erdoğan'ın ya tamamıyla adaletsiz şartlarda geçen bir kampanya süreciyle ya da hile yaparak kazanacağını düşünüyorum. Bu iki durum da Türkiye'nin demokrasi tarihinde birer ilk olur. Çoğunluğun artık kendisine destek vermediğini bilmesi ise Erdoğan'ın bu sefer daha da otoriterleşmesine neden olabilir,” ifadelerini kullanıyor.

New York Times ise eski CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey'in kaleme aldığı ve CHP cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'yi anlatan ”Erdoğan'ı Devirebilecek Adam” başlıklı köşe yazısına yer veriyor. Pavey, köşe yazısında, Türkiye'de bazı değişiklikler yaşandığını, Erdoğan'ın seçimlerde 16 yıllık egemenliğinden sonra laik muhalefet partisi CHP'nin Erdoğan'ı sarsabilecek, muhalif seçmeni ateşleyebilecek ve partisinin geleneksel tabanının ötesine uzanabilecek bir lider ve cumhurbaşkanı adayı bulmayı başardığını yazıyor. Pavey, yazısına özetle şöyle devam ediyor: ”Erdoğan'ın yenilmez olmadığına dair fısıltılar giderek daha duyulur hale geliyor. Babası çiftçi olan, politikaya girmeden önce fizik öğretmenliği yapan 54 yaşındaki İnce'yi milletvekili olduğum dönemde tanıma imkanı buldum. Meclisteki konuşmaları sosyal medyada olay oluyor, esprileri karikatürlere ilham veriyordu. İnce son bir aydır yürüttüğü kampanyalarında da nükteli sözlerle ve zeka pırıltılarıyla konuşuyor. Kısa süre önce İnce'nin miting yaptığı Düzce'deydim. Daha önce muhalif siyasetçilerin saldırıya bile maruz kaldığı Düzce'de İnce'yi 5 bin kişilik bir grubun beklediğini görmek beni şaşırttı. Bir Erdoğan destekçisi seçmen, bana, İnce'yi merak ettiği için mitinge geldiğini söyledi. İnce Türk halkından özgürlükle korku, milli itibarla tecrit edilme, inanç özgürlüğüyle dini baskı, açıklıkla yabancı korkusu arasında bir seçim yapmalarını istiyor. İnce ayrıca Erdoğan zamanında giderek kutuplaşan sosyal ve etnik gruplar arasında uzlaşı sağlamayı, Sünnilerle Aleviler, başı açıklarla kapalılar, kadınlarla erkekler arasındaki ayrımcılığa son vermeyi amaçlıyor. Bunun yanı sıra partisi CHP'nin tabanının din düşmanı olduğu şeklindeki yanlış algıyı yıkmaya çabalıyor, HDP lideri Selahattin Demirtaş'ı hapiste ziyaret ederek AKP'nin sürekli olarak Demirtaş aleyhine propaganda yapmasına karşı çıkıyor. Türk halkının, İnce'nin ”Barışmak, Büyümek ve Bölüşmek” şeklindeki seçim sloganını benimsediği gözleniyor. Muhalif partilerin bir araya gelmesi, Erdoğan'ı nihayet saf dışı bırakabilir. Ancak Erdoğan ve ekibinin şapkadan seçim günü öncesi nasıl bir tavşan çıkaracaklarını kimse bilmiyor. Yine de sokaklarda, iktidara yaltaklık yapan televizyon kanallarında, kahvehanelerde havanın değiştiği gözleniyor. Neredeyse 20 yıl sonra ilk kez Erdoğan'ın yenilmez olmadığı görülüyor. Her vatandaşın korkmadan yaşayabileceği bir Türkiye nihayet mümkün.”

New York Times'da yer alan bir başka köşe yazısı ise HDP'nin hapisteki cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş'a ait. Demirtaş, İngilizce'ye gazeteci Amberin Zaman'ın çevirdiği, ”Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı için Yarışıyorum. Hapisteki Hücremden.” başlığını taşıyan köşe yazısında, öncelikle New York Times okurlarına kendini tanıtıyor. Memleketinden çok uzakta, ülkenin bir diğer ucundaki Edirne'de hapsedildiğini yazan Demirtaş, bulunduğu cezaevinin kapasitesini arttırmak için birkaç aydır inşaatın devam ettiğini çünkü her gün tutuklananların sayısının arttığını, hapishanelerin doluluk oranlarını aştığını, bunun da 2016 başarısız darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL'in doğrudan sonucu olduğunu kaydediyor. Demirtaş yazısına özetle şöyle devam ediyor: ”Recep Tayyip Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi, evrensel demokratik değerlere sırt çevirdi ve ülkeyi siyasi ve ekonomik krizin eşiğine getirdi. Erdoğan dışında tüm rakiplerim, serbest bırakılmam gerektiğini savunuyor çünkü hükümetin beni kendi siyasi kazanımı için hapsettiğinin farkındalar. Serbest kaldığım takdirde Erdoğan'ın seçimleri kazanma şansının zayıflayacağını biliyorlar. Kim kazanırsa kazansın bir cumhurbaşkanı adayının hapsedilmesinin seçimlerin meşruluğuna gölge düşürdüğünü kabul ediyorlar. Tutuklanmam siyasi bir karardı. Siyasi rehine olmaya devam ediyorum. Türkiye'yi otoriterlikten ve korkudan kurtaracak, basın ve yargı gibi kurumları özgürleştirecek tek unsur, halkın demokratik mücadelesidir. Bu seçimler, Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek. Türkiye'deki Kürt oyları saf dışı bırakmaya çalışan hiçbir adayın ve barışın kazançlı çıkamayacağını istatistikler gösteriyor. Türkiye artık Güneydoğu'daki Kürtler'in toplu olarak cezalandırılmasının ülke çapındaki özgürlükleri ve demokrasi kültürünü etkilediğini anlıyor. Bir zamanlar sadece Kürtler'e özel olan muamele Erdoğan'ın başka karşıtları için de normal hale geldi. Liberal, demokratik bir geleceğin tek umudu, otoriter rejimi mağlup etmek için birlik olmamızdır.”

XS
SM
MD
LG