Erişilebilirlik

ABD'de 56 Yıllık 'Oy Hakkı Yasası' Tartışılıyor


8 Mayıs 2021 - Texas'ta oy kullanma sürecinde yapılan kısıtlayıcı değişiklikler protesto edildi

Amerika’da 1965 yılında yürürlüğe giren Oy Hakkı Yasası, uzun bir süredir, ABD Kongresi’nin medeni haklar konusunda bu güne kadar onayladığı en başarılı yasalardan biri olarak görülüyor. Yasanın onaylanmasından sonra, yüzbinlerce Afrika kökenli Amerikalı oy kullanmak hakkı kazandı. Bu, o kadar büyük bir değişimdi ki, bir siyasal bilim uzmanı bunu ‘İkinci Yeniden Yapılanma’ olarak adlandırdı.

Uzmanlar, bu yıl Ağustos ayında 56’ncı yılı dolan tarihi yasanın şu ana kadar görülen en ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunuyor. Uzmanların sözünü ettiği tehditler, son dönemlerde bazı eyalet yönetimlerinin oy kullanma süreciyle ilgili sert kurallar koyması ve muhafazakar üyelerin çoğunlukta olduğu Anayasa Mahkemesi’nin, eski Demokrat Başkan Lyndon Johnson’ın imzasıyla onaylanan yasal korumaları zayıflatması.

Teksaslı eski Temsilciler Meclisi Üyesi ve 2020 başkan aday adaylarından Beto O’Rourke, tehditler karşısında şu an gündeme gelen reform çabalarıyla ilgili olarak, “1965 yılında onaylanan Oy Kullanma Hakları Yasası’na ilham veren ve Kongre’yi tasarıyı geçirmeye, Başkan Johnson’ı da yasayı imzalamaya iten türden bir hareketlenme görüyoruz” diyor.

Cumhuriyetçi politikacılar ve sosyal hak savunucularıysa bu iddiaları reddediyor ve önerdikleri değişikliklerin seçim ve oy kullanma sürecine daha fazla şeffaflık kazandıracağını, hile olasılığının önüne geçeceğini savunuyor. Georgia eyaletinin Cumhuriyetçi Valisi Brian Kemp, Mart ayının sonunda yaptığı açıklamada, eyalette yeni devreye giren seçim yasasını şu sözlerle övmüştü, “Georgia, bu yasayla seçimlerimizin güvenli, erişilebilir ve adil olmasını garantiye alacak bir adım daha atmış oluyor.”

Cumhuriyetçiler’den yüzlerce yasa tasarısı

Cumhuriyetçiler’in eyaletlerde sundukları yüzlerce yasa tasarısından sadece 30’u yürürlüğe girdi. Bu, 2011 yılında Cumhuriyetçiler’in benzer bir çaba içinde olduklarında devreye soktukları yasa sayısında daha fazla.

Kimilerine göre, ikinci dönem başkanlığa seçilemeyen eski Başkan Donald Trump’ın herhangi bir delil sunmaksızın, 2020 başkanlık seçimlerine hile karıştığını iddia etmesinin ardından Cumhuriyetçiler’in attığı adımlar, başta Afrika kökenli Amerikalılar ve diğer azınlıklar olmak üzere milyonlarca Amerikalı seçmenin oy kullanmasını kısıtlayacak.

Demokratlar ise seçmen haklarının baskı altında olduğu yönündeki uyarılarını sürdürüyor. Başkan Joe Biden da, Amerikan demokrasisinin beşiği olarak nitelendirilen Pennsylvania eyaletinin Philadelphia kentinde yaptığı konuşmada, Cumhuriyetçiler’in adımlarının, büyük mücadeleler sonucunda kazanılan oy kullanma haklarına karşı bir hakaret olduğunu savundu.

Biden, Philedelphia’daki konuşmasında, 19 ve 20’nci yüzyıllarda ırksal ayrımcılığın yasal zeminini oluşturan ve Jim Crow yasaları olarak bilinen yasalara atfen, “21’inci yüzyılda karşılaştığımız Jim Crow saldırısı gerçek!” ifadedelerini kullandı. Biden, “Buna, güçlü bir şekilde karşı çıkacağız” dedi.

Demokratlar’ın eleştirdiği yeni kuralların arkasında duran Cumhuriyetçi yetkililerse yeni adımların oy kullanma haklarına gölge düşürdüğü iddialarını reddediyor. Eyaletlerde, seçimlerde hilenin önüne geçmek ve seçimlere güveni arttırma gerekçesiyle yürürlüğe konulan, oy kullanma süreçlerinde uygulanacak bazı yeni kurallar arasında daha sıkı kimlik kontrolu, posta yoluyla oy kullanmanın kısıtlanması, seçmen listelerinde eleme yapılması gibi uygulamalar yer alıyor.

Tartışmaların merkezi Teksas

Teksas eyaleti, Cumhuriyetçiler’in yeni ve sert oy yasaları çıkarma çabalarının merkezi haline geldi. Öyle ki, bu duruma tepki olarak 50’den fazla Teksaslı eyalet milletvekili Washington’a gelerek, Vali Greg Abbott ve Cumhuriyetçiler’in çoğunluğunun destek verdiği yeni yasa tasarılarını protesto etti.

Başkan Biden’ın konuşmasında Texas’ı eleştirmesinin ardından, Cumhuriyetçi Vali Abbott Twitter hesabından tepki göstererek,

“Texas, oy kullanmayı kolaylaştırıyor, hile yapmayı zorlaştırıyor” dedi.

Diğer taraftan, birçok araştırmanın sonucu, Amerika’da seçim hilelerinin ülke genelindeki seçmen kitlesine kıyasla aşırı az olduğunu gösteriyor.

Siyasal Bilimler uzmanı Todd Shaw, 1960’lı yıllarda, Johnson’ın başkanlığı döneminde devreye sokulan Oy Kullanma Hakları Yasası’nın, siyahların hakları için yürütülen medeni haklar mücadelesinin bir ürünü olduğunu hatırlatıyor. Medeni haklar hareketinde oy kullanma hakkı en temel konulardandı.

Güney Carolina Üniversitesi’nde profesör olan Shaw, “Aslında, medeni haklar hareketi olmasaydı, bu yasa geçer miydi ya da o dönem olduğu şekilde mi geçerdi, bu tartışılır” diyor.

1788 yılında resmi olarak onaylanan Amerikan Anayasası’nın ilk halinde herkesin oy kullanma hakkı garanti altına alınmamıştı. Ancak Amerikan İç Savaşı’nın ardından 1870 yılında Anayasa’ya eklenen 15’inci yasa, “ırk, renk ya da önceki hizmet durumu gözetilmeksizin” tüm erkek yurttaşlara oy kullanma hakkı verdi. Amerikan tarihinde bu, birçok tarihçi tarafından medeni haklar alanındaki en büyük adım olarak nitelendiriliyor.

‘Kanlı Pazar’

Bu büyük ilerlemenin önüne, siyahları oy pusulalarından uzak tutmaya kararlı olan güneyli beyazlar geçti. Güney eyaletlerinde, oy kullanma hakkının önüne okur-yazarlık sınavı gibi bir dizi engel konuldu. Bu da, medeni haklar hareketine ortam hazırladı.

Ülkedeki medeni haklar hareketinin önemli bir dönüm noktası 7 Mart 1965 tarihinde, yaklaşık 600 hak savunucusunun Alabama’da Selma kentinden eyaletin başkenti Montgomery’ye düzenlediği yürüyüş oldu. Yürüyüşe katılanlara, kimileri at üzerinde olan polis memurları sert bir şekilde müdahale etti. Eyleme katılanların ilerlemesine yardımcı olanlar arasında, kendisi de polisin müdahalesi sonucu yaralanan John Lewis de vardı. Yaralanan 58 kişiden biri olan ve kafatası hasar gören Lewis daha sonra medeni haklar hareketinin öncülerinden olmakla kalmadı, Kongre’ye de seçildi.

“Kanlı Pazar” olarak bilinen bu olay o dönemde ülke genelinde televizyonda yayınlandı ve bu nedenle de oy kullanma hakkı mücadelesine desteğin daha da artmasını sağladı.

Lewis, Amerika’nın Sesi’ne (VOA) 2015 yılında verdiği röportajda, o günle ilgili olarak, “Birçok kişinin çektiği acıya değdi. Bazılarımızın dökülen kanı işe yaradı” yorumunda bulundu.

Amerika’da şu ana kadar oluşturulan en güçlü oy kullanma hakları yasası olarak nitelendirilen tarihi yasa 6 Ağustos 1965 tarihinde Başkan Johnson tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi.

Anayasa’da ‘15’inci Değişiklik’ yasası

Anayasa’da 15’inci değişikliğin yapılmasını sağlayan yeni yasa sayesinde oy kullanma hakkının ırk ve renge dayalı olarak engellenmesinin önüne geçilmiş oldu. Bu değişiklik sayesinde güney eyaletlerinde birçok siyah için oy kullanmayı neredeyse imkansız hale getiren okuma-yazma sınavları da kaldırılmış oldu.

Çığır açar nitelikteki yasada, Bölüm 4 ve Bölüm 5 olarak adlandırılan iki önemli madde daha yer aldı. Bu maddelerde, eyaletlerde oy kullanma kurallarında herhangi bir değişiklik yapılabilmesi için federal düzeyde onay alınması zorunlu kılındı ve böylece güney eyaletlerinin ırksal ayrımcılığı savunan alışkanlıklarının önünde engel konuldu.

Yasadaki değişiklik, siyah seçmenlerin oy kullanma kaydı dahil sürecin diğer açıklarının da takip altına alınması için ‘federal gözetimciler’ görevlendirdi.

Şu an Ulusal Kentler Birliği’nin başkanlığını yürüten, New Orleans’in eski belediye başkanı Marc Morial, bu iki maddenin oy kullanma hakkı yasasının temel taşları olduğu görüşünde. Amerika’nın Sesi’ne konuşan Morial, “Bunlar, demokrasinin adil, seviyeli ve eşit düzeyde olmasını sağladı” dedi.

Yasanın hızlı etkisi

Oy Kullanma Hakları Yasası’ndan önce de güneyli siyahlar dahil birçok Afrika kökenli Amerikalı elbette oy kullanabiliyordu. Ancak bu yasa sayesinde, oy kullanmalarının önündeki kurumsal engeller kaldırıldı ve oy pusulasına erişim imkanları genişletildi.

Amerika Medeni Haklar Birliği verilerine göre, 1965 yılının sonu itibariyle, 250 bin yeni siyah seçmen için oy kullanma kaydı oluşturuldu. Bunların üçte birinin kaydı, yasanın görevlendirdiği federal yetkililer tarafından yapıldı.

Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Ortak Merkezi araştırmalarının sonuçlarına göre, siyahlar arasında seçmen kaydı oluşturanların sayısının artmasıyla, eski Konfedere eyaletlerde 1960’ların başında yüzde 30’a yakın olan beyaz ve siyah seçmen oranı arasındaki fark, 1970 itibariyle yüzde 10’un altına düştü.

Uzman Shaw, siyah seçmenlerdeki artışla birlikte seçimlere aday olarak katılan Afrika kökenli Amerikalılar’ın sayısının da büyük oranda arttığına dikkat çekiyor. Amerika’da Yeniden Yapılanma döneminin ardından Senato’ya seçilen ilk Afrikalı Amerikalı Edward Brooke oldu. Brooke, 1966 yılında Senatör seçildi.

Shaw, “1970’li yılların başında o kadar çok Afrika kökenli Amerikalı Kongre’ye seçildi ki Kongre Siyahlar Grubu oluşturuldu” diyor.

New York Üniversitesi Brennan Adalet Merkezi’ne göre, Adalet Bakanlığı bir taraftan da Oy Kullanma Hakları Yasası’nı, güney eyaletlerindeki ayrımcılığa dayalı oy kullanma kurallarını engellemek için kullandı.

Yasaya karşı ilk başlarda direnen çok oldu. Ancak 1960’lı yıllarda Anayasa Mahkemesi de bu yasanın önünde duran birçok yasal engeli kaldıracak kararlar aldı. Kongre de birçok kez bu yasayı güçlendirecek adımlar attı. Örneğin, dil konusunda azınlıkta olan ve engelli bireylerin oy kullanma sürecine dahil olmalarını sağlayacak yeni kurallar Kongre tarafından bu yasaya eklendi.

Yasanın Bölüm 2 maddesine 1982 yılında yapılan kilit bir eklemeyle, temelde ayrımcılık amacı olsun ya da olmasın, ayrımcılıkla sonuçlanan oy kullanma süreciyle ilgili kurallar yasaklandı. Bu sayede, seçmenlerin oy kullanma süreciyle ilgil birçok kural yasal olarak yeniden gözden geçirilebildi.

Shelby-Holder davası

Anayasa Mahkemesi 2013 yılında, 5’e karşı 4 oyla bu yasanın Bölüm 4 adlı maddesine balta vurdu. Söz konusu maddede, eyaletlerin oy kullanma ve seçim yasalarını değiştirirken hangi hususlarda federal seviyede onay almaları gerektiği belirtiliyordu. Anayasa Mahkemesi Başkanı John Roberts, kararla ilgili olarak yazdığı açıklamada, söz konusu yetki alanlarının zaman içinde “büyük oranda değiştiğini”, bu nedenle de yasada da değişiklik gerektiğini savundu.

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararından önce de Cumhuriyetçiler’in kontrolundaki eyaletlerde oy kullanma süreçleriyle ilgili kurallar katılaştırılmaya başlanmıştı. Brennan Adalet Merkezi’ne göre, oy kullanma hakkını kısıtlayıcı nitelikteki bu değişim dalgası, 2008 yılında eski Başkan Barack Obama’nın Amerikan tarihindeki ilk Afrika kökenli başkan seçilmesinin ardından başladı.

Hak savunucularına göre, ‘Shelby County’ davası kararı haklara yönelik büyük bir darbeydi. Uzman Morial’a göre, mahkemenin kararı, seçmenlerin haklarına karşı “tsunami” niteliğinde bir saldırıydı. Anayasa Mahkemesi’nin kararının sadece birkaç saat sonrasında Teksas yönetimi, fotoğraflı kimlik kartı onayı kuralını devreye soktuklarını açıkladı. Bunu, diğer eyaletlerden gelen benzer kurallar izledi.

Sonraki yıllarda, hak savunucuları Oy Kullanma Hakları Yasası’nda yer alan, ayrımcılığa karşı koruma sağlayan Bölüm 2 adlı maddeye odaklandı. Ancak bu yıl, Anayasa Mahkemesi, söz konusu maddeye dayanarak karşı çıkılan iki Arizona yasasına destek veren bir karar aldı. İki kuraldan ilkinde, yanlış bölgede kullanılan oylar sayılmıyor. İkincisinde ise aile fertleri ya da yasal bakıcılar haricinde herhangi birinin bir seçmenin oy pusulasına müdahale etmesi suç sayılıyor.

Demokratlar, her iki kuralın da azınlık gruplarını orantısız oranda olumsuz etkilediğini, bu bağlamda da Oy Kullanma Hakları Yasası’nın 2. maddesine aykırı olduğunu savunuyor. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 6 muhafazakar üyesi Demokratlar’ın bu savunmasını reddetti.

Yargıç Samuel Alito, karar metninde, “Arizona yasaları genel olarak oy kullanmayı oldukça kolay kılıyor” ifadelerini kullandı ve Arizona’da ‘kayıtlı bölge dışında oy kullanma’ kuralından olumsuz etkilenen azınlık seçmenlerin oranının sadece yüzde 1 olduğunu vurguladı.

Kamu Yararı Hukuk Vakfı’nın (Public Interest Legal Foundation) muhafazakar başkanı J. Christian Adams, Demokratlar’ın ve oy kullanma haklarını savunan diğer grupların, bazı eyaletlerdeki yeni kural ve uygulamalara, azınlık ırklar üzerinde eşitsizlik yarattığı iddiasıyla yaklaşırken ‘istatistiklere dayalı’ bir yöntem kullandığını söylüyor. Adams’ın öncülüğünü yaptığı vakıf Arizona’daki bir oy kullanma hakkı davasında da yasal evrak sunmuştu.

Adams bir röportajında, “Mahkemeler aslında böyle birşeye hiçbir zaman izin vermedi. Oy Kullanma Hakları Yasası’nın ihlal edilebilmesi için, birilerinin gerçekten oy kullanma hakkından men edilmesi gerekir. Bu, bir yasanın ırksal grupları nasıl etkilediğini görebilmek için istatiklere bakacağınız bir oyun değil” şeklinde konuştu.

Hak savunucuları ise Arizona’daki kararın, diğer eyaletlerdeki oy kullanma süreçlerine karşı yasal adım atılmasını daha da zorlaştıracağı görüşünde. Adalet Bakanlığı, Georgia eyaletindeki yeni seçim kurallarına, yasanın 2. maddesine dayanarak dava açtı.

Medeni Haklar için Avukatlar Komitesi Başkanı Damon Hewitt de, “Sanki mahkeme bize, ırksal ayrımcalığın hala bir sorun olduğuna, gerekli yasal korumalara ihtiyaç olduğuna inanmadığını söylüyor” diyor.

Kongre’de umut ışığı var mı?

Anayasa Mahkemesi’nin oy kullanma haklarına yaklaşımını yıpratıcı bulan Demokratlar, geçmişte onaylanan Oy Kullanma Hakları Yasası sayesinde kazanılan hakların korunması için Kongre’de iki yasa tasarısını gündeme taşıdı.

Bunlardan biri, daha kapsamlı bir içeriği olan Halk İçin (For the People) adlı yasa, onaylanması halinde, ceza süresi dolmuş eski mahkumlara oy kullanma hakkını yeniden tanıyacak, posta yoluyla oy kullanma hakkını genişletecek ve oy kullanma sürecinde bir dizi başka kolaylık sağlayacak.

Cumhuriyetçiler buna şiddetle karşı çıktığı için söz konusu tasarıların bu yıl Kongre’den geçme olasılığı uzak görünüyor. Başkan Biden, yasa tasarılarının Kongre’deki oylama sürecini askıya alan ve uzatan, ‘filibuster’ olarak adlandırılan kuralın kaldırılmasından yana durmadığı sürece, Demokratlar’ın bu tasarıları Senato’da geçirmesi imkansız görünüyor. Çünkü 50 Cumhuriyetçi ve 50 Demokrat’tan oluşan 100 üyeli Senato’da bu yasaların onaylanması için en az 60 üyenin oyu gerekiyor.

Oy kullanma haklarını savunan uzmanlarsa 2022 yılı ara seçimlerinde Kongre’de güç dengelerinin 2020 seçimlerinde olduğu gibi Demokratlar’ın lehine değişeceğinden umutlu.

Hükümetin eylemlerini inceleyen Ortak Dava (Common Cause) adlı sivil toplum kuruluşunun seçim araştırmaları direktörü Sylvia Albert, “Geçen seçimde elde edilen muhteşem kazanç, ülkede hareketlenen olumlu reform çalışmaları ve halkın şu an seçimler ve oy kullanma haklarıyla ilgili konular hakkında konuşmaktan memnun olması bence en çok üzerinde durulması gereken konu” diyor.

XS
SM
MD
LG