Erişilebilirlik

AB–Türkiye İlişkilerinde “Ekonomik Yaptırımlar” Sertleşecek mi?


Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki üyelik müzakereleri sürecinde, Almanya’nın başı çektiği ülkelerce Ankara’ya ekonomik yaptırımlar uygulanması gündemdeyken, şimdi de Gümrük Birliği Antlaşması tartışılıyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, seçim kampanyası çerçevesinde dün katıldığı Youtube yayınında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile pek çok görüş ayrılığına sahip olduklarını ve çözüme de ulaşamadıklarını ifade etti. Merkel, Die Welt Gazetesi muhabiri Deniz Yücel ve insan hakları savunucusu Peter Steudtner’in hala Türkiye’de tutuklu olduğunu anımsattı ve bu tutuklamalara karşı tatmin edici sonuç alamadıklarını dile getirdi. AB ile Türkiye arasındaki üyelik müzakereleri durdurulacak mı sorusu yanıtlayan Merkel, özetle, “İlişkilerimizin çok zor bir rotada olduğunu ve bazı konularda gerçekten sınırlamalar getirmemiz gerektiğini açıkça ifade ediyoruz. Ama Türkiye sadece Erdoğan’dan ve hükümetinden oluşmuyor. Ülkenin neredeyse yüzde 50’sinin referandumda ‘Hayır’ dediğini unutmamalı. Ülkedeki bizden umut bekleyen, bizimle bağları koparmak istemeyen diğer yüzde 50’ye yanlış sinyaller göndermek istemiyorum” dedi.

Merkel, “Kesin olan şey; Türkiye ile Gümrük Birliği’nin genişletilmesini hayata geçirmeyeceğiz ve sadece paranın tam olarak nereye gittiğini bildiğimiz alanlara katılım öncesi mali yardım yapacağız” açıklaması yaptı.

Gümrük Birliği restine yanıt: Acelemiz yok

Merkel’in Gümrük Birliği Antlaşması’nda güncelleme ve genişleme olmayacağı açıklamasına bugün Ankara’dan tepki geldi. AB Bakanı Ömer Çelik, “Bu talihsiz bir açıklama. AB kurumlarına, AB süreçlerine herhangi bir Avrupa ülkesi talimat vermemelidir. AB’de nasıl karar alınacağı, kurumların nasıl çalıştığı ilkelerle belirlenmiştir. Prosedür bellidir. Maalesef bu tip durumlar son derece sakıncalı. Türkiye, AB içindeki çeşitli ülkelerle ikili sorunlar yaşayabilir. Bu ikili sorunların Türkiye-AB sorunu haline getirilmemesi gerekir” diye konuştu.

Almanya ile Türkiye arasında yükselen gerilim nedeniyle Merkel’in böylesi açıklamalar yaptığına işaret eden Çelik, “Almanya’nın bunu bir AB meselesi haline getirmesine AB kurumları izin vermemeli. O zaman Avrupa Komisyonu, AB Konseyi, Avrupa Parlamentosu’nun yerine birtakım güçlü AB ülkeleri başbakanları ya da hükümetleri karar almış olur ki bu da AB’nin temel mekanizmalarına aykırı bir durum ortaya çıkarır” ifadelerini kullandı.

AB’nin ekonomik analiz raporları itibariyle serbest ticarette artış olmasından AB’nin de kazanacağını vurgulayan Çelik, “Sanki Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, Türkiye'ye bir ödülmüş ya da bir lütufmuş gibi davranılıyor. Bu son derece yanlıştır. Altını çizerek söylüyorum, hiç acelemiz yok. Bu konuda tek taraflı bir iştahımız da yok” dedi.

“Ekonomik yaptırımlar AB’ye karşı negatif algıyı yaygınlaştırır”

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Vakur Sümer de, AB–Türkiye ilişkileri ve Berlin-Ankara hattında çözüm sağlanıp sağlanmayacağı değerlendirdi.

Almanya Başbakanı Merkel’in ifadelerine bakıldığında, AB ülkeleri artık olağanüstü hal uygulamaları, insan hakları ihlalleri, basın özgürlüğü gibi pek çok başlıkta Türkiye ile siyasi diyalog ile yerine ekonomik yaptırımlar ile Ankara’ya mesajlarını iletmeyi planlıyor. Bu durumu sorduğumuz Sümer, “Siyasi görüşmeler veya telkinlerden sonra bazı AB yetkilileri veya bazı ülke liderleri, Türkiye açısından kayda değer sonuç elde edilemediği görüşüne kapılmış olabilir. OHAL süreciyle ilgili AB’nin farklı beklentileri olabilir. Bunlarla ilgili Türkiye’yi daha fazla zorlamak istiyor olabilirler ama bu doğru bir yaklaşım değil. Ters tepecek bir yaklaşım. Bunu AB yetkililerinin, biraz dikkate alması lazım. Türkiye belki şu anda ekonomik olarak çok iyi gelişme göstermiyor gibi olsa da Türkiye’nin AB tarafından böylesine dışsallaştırılmaması gerekiyor. Ötekileştirilmemesi gerekiyor” görüşünde.

Almanya başta olmak üzere AB’nin uzun vadeli bir yaklaşım sergilemesi gerektiğine işaret eden Yardımcı Doçent Sümer, “Belki şu anda Türkiye’deki siyasi iktidarı güçsüzleştirmek için dizayn ediliyor olabilir. Ama Türk halkında da AB’ye karşı hali hazırda var olan negatif algının pekişmesine yol açar. AB’ye karşı negatif algı daha geniş bir taban bulabilir. Uzun dönemde bu durum ne AB’nin ne de Türkiye’nin menfaatine değil. Aşırılıklara imkan tanıyan bazı akımları besleyebilir bu durum” dedi.

Avrupa’nın Türkiye’ye sırtını dönmemesi gerektiğini söyleyen Sümer, Türkiye’nin darbe girişimi nedeniyle olağanüstü uygulamaları hayata geçirmiş olmasıyla birlikte gerektiğinde hızlıca düzenlemeler yapabilme kapasitesine sahip olduğunu da belirtti.

AB Bakanı Çelik’in ifadesiyle “kazan-kazan” stratejisiyle çözümler üretilmesi gerektiğini kaydeden Sümer, bunun için de her iki taraftan nezaketle emek sarfedilmesi gerektiğini dile getirdi. Sümer, Türkiye’nin neredeyse 1959 yılından beri AB macerası içerisinde olduğunu belirterek, Ankara’nın AB’den halen yeni fasıllar açılmasını beklediğini de anımsattı.

“Türkiye, Almanya’dan daha fazla zarar görür”

Alman hükümetinden yapılan eleştirilere ve ekonomik yaptırımlar uyarısına karşın Türk hükümetinin tepkisi, Almanya’nın iç siyaseten seçimler için böyle konuştuğu yönündeydi. Ancak Almanya’da Merkel’in seçimi kazanmasına ve yeniden hükümet kurmasına neredeyse kesin gözüyle bakıldığı bugünlerde Türkiye’ye tepkisini sürdürmesi, Berlin-Ankara hattında ne gibi sonuçlar doğuracak? Vakur Sümer’e göre; Almanya ile Türkiye’nin ikili ilişkileri iyileştirmek için mutlaka çaba harcanmalı. Ancak ikili ilişkilerdeki gerilim sonlandırılmazsa siyaseten iki ülke menfaatleri de zarar görecek ama özellikle ekonomik açıdan Türkiye’nin daha aleyhine gelişmeler olması söz konusu.

Sümer, “Ne yazık ki ekonomik veriler anlamında bu durumdan daha olumsuz etkilenecek ülkeyi Türkiye olarak gösteriyor ve bunu da görmemiz gerekiyor. Bizim için en önemli ticari partnerimiz Almanya görünüyor ve oysa Almanya’nın ticaret hacmi içerisinde Türkiye’nin ise yüzde 2’lik bir paya sahip olduğu verisinden hareketle bunu söylüyorum. Bunun yanı sıra Alman turistlerden Türkiye’ye gösterilen ilgide azalmakta olduğunu ve ilk 7 ayda sadece 900 bin civarında Alman turist gelmiş olması da elimizdeki verilerden” diye konuştu.

İkili ilişkilerde dengeli yaklaşımlar bulunması gerektiğini belirten Sümer, “Ama Türkiye’nin kabul etmeyeceği noktaları da görmek lazım. İkili ilişkilerde sürekli terör tanımı ve yargı süreçleriyle ilgili konuları ön plana çıkarmak Ankara tarafında ciddi rahatsızlık yaratıyor” uyarısında da bulundu.

XS
SM
MD
LG