Erişilebilirlik

AB-Türkiye İlişkileri Neden Tıkanıyor?


AB-Türkiye İlişkileri Neden Tıkanıyor?
lütfen bekleyin

No media source currently available

0:00 0:05:29 0:00

Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerinin içinden geçtiği sorunlu dönemi yorumlayan uzmanlar, dini, kültürel ayrılıklar kaynaklı ön yargıların yanı sıra demokrasi konusuna yaklaşım farklılığını üyelik müzakerelerinde ilerleme sağlanmasına engel olarak görüyor.

Gazeteciler Cemiyeti Basın Evi’nin ev sahipliğinde “Dünden Bugüne AB-Türkiye İlişkileri ve Medyada AB Algısı” panelinde deneyimli gazeteciler Zeynel Lüle ile Uluç Gürkan, mevcut durumdaki sıkıntılı tabloyu yorumladı. Panelde, hem Avrupa hem de Türkiye’de medya kuruluşlarınca farklılıkları ön plana alan haberlere ağırlık verildiğine dikkat çekilerek, bunun üyelik sürecini olumsuz etkilediği vurgulandı.

Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve Medya için Demokrasi Programı Direktörü Yusuf Kanlı, panelin açış konuşmasında, Türkiye ve AB ilişkisini evliliğe benzetti ve bugünlerdeki temel sıkıntıyı özgürlükler alanındaki anlaşmazlık olarak işaret etti. Kanlı, “Türkiye ve AB arasındaki ilişki 1959 yılında flörtleşmeyle başlamış, 1962’de söz kesilmiş ama bir türlü arkası gelmemiş bir ilişki. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği olan ama üye olmayan tek ülke. Türkiye bu süreçte birkaç kez çok önemli fırsatlar kaçırmış, çok önemli dönemlerde belirli kararları vermekten geri durarak AB’den uzak durmuştur. Geldiğimiz noktada Türkiye-AB ilişkilerinde ciddi kırılmalar yaşıyoruz. Kavga ederek aynı evde yaşamaya çalışan bir çift gibi. Özellikle basın ve ifade özgürlüğündeki mevcut uygulamanın dışına çıkılması nedeniyle AB ile sıkıntılar yaşamamıza neden oluyor” diye konuştu.

Uzun yıllar Brüksel ve Strasbourg kentlerinde AB ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’ye ilişkin kararlarını yakından izleyen Zeynel Lüle de, Avrupa medyasında Ankara’ya nasıl yaklaşıldığını anlattı. Lüle, Türkiye’nin nüfus yoğunluğu, Müslüman dini kimliği ve stratejik konumuyla olumlu ya da olumsuz Avrupa’nın gündeminde sıkça yer bulduğunu kaydederek, “Buna insan hakları ve demokrasi boyutunu da katmak gerekiyor. 1980’lerde var olan mevcut durum AB ile ilişkilerin başka boyutlara geçmesine yol açtı. 1990’lı yıllarda Gümrük Birliği'ne yönelik bir takım çabalardan sonra Türkiye’ye bakışta stratejik olarak üye olması konusu yaygınlaştı. Avrupa konusu medya istediği zaman tavan yaptı, istemediği zaman ise yerlerde süründü” dedi.

Lüle, yabancı basında AB ve Türkiye ilişkisiyle ilgili değerlendirmelerden örnekler paylaşarak, “Türkiye’nin laik ve Müslüman kimliği ile AB’ye yeni açılımlar getireceğine inananlar olsa da çoğunlukla Müslüman bir ülke ile bütünleşme AB kimliğine zarar verecektir diye düşünülüyor. Türkiye’nin AB üyeliğinde yeterli olgunlukta olmadığını ileri süren Avrupa basını, farklılığı önemli bir engel olarak ima ediyor” tespitini aktardı.

Türkiye’nin de henüz Avrupa’yla üyelik sürecinde üzerine düşenleri yerine getirmediğini işaret eden Lüle, “Terörle mücadele ve ceza mevzuatının Avrupa standartları ve AİHM içtihadıyla uyumlu hale getirilmesi ve yargının bağımsızlığını, hesap verebilirliğini, kalitesini, etkisini ve profesyonelliğini güvence altına alacak şartların yeniden sağlanması gerekiyor. Temel hak ve özgürlükler bağlamındaki uluslararası yükümlülüklere saygı gösterilmesi ve ciddi insan hakları ihlallerinin etkili şekilde ele alınması şart. Tutuklu yargılanmaları süren gazeteci, insan hakları savunucuları ve akademisyenlerin serbest bırakılması ile ifade özgürlüğü üzerinde gereksiz kısıtlamalardan kaçınılması üye olma yolunda izlenmesi gereken yöntemler arasında yer alabilir” diye konuştu.

Deneyimli gazeteci ve siyasetçi Uluç Gürkan da, 2002 yılı sonrasında AKP’nin iktidarında medya kuruluşları sahiplik yapısında ciddi değişiklikler yaşandığını belirterek, bununla birlikte AKP’nin AB’ye bakışı nasılsa Türk medyasında da o bakışa yer verildiğini vurguladı. Türkiye’de 2007 yılına değin AB üyeliğini koşulsuz destekleyen medya kuruluşları ağırlıkla ön planda iken sonrasında AKP’nin tutumuna bağlı olarak değişim yaşandığını kaydeden Gürkan, “AK Parti 2007 yılından 2013’e kadar kendi medyasını yaratmaya dönük bir yaklaşım sergilemeye başladı” diyerek, iktidar AB hakkında nasıl düşünürse medyada bunun yansıtıldığını anlattı.

AB’nin şu anda demokratikleşme, insan hakları ve kuvvetler ayrılığı başlıklarında Türkiye’yi eleştirdiğini anımsatan Gürkan, “Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de anti demokratik eleştirilerine nasıl karşılık veriyoruz? Bunu düşünmek gerekiyor. Türkiye hiç kuşkusuz ciddi bir terör tehdidi altında. Bu nedenle terörle mücadele mevzuatı, Avrupa’nınkinden daha katı olmak zorunda” sözleriyle mevcut durumdaki anlaşmazlığı özetledi. Ancak iktidar kaynaklı Türkiye içerisinde olumsuzluk yaşandığı için AB’nin de bunları hedef aldığı değerlendirmesinde bulunan Gürkan, “AB ile ilişkiler maalesef ön yargılarla yürüyor. Bu hem resmi görüşmeler hem de basının yansımalarında kendini gösteriyor. Düşünen, soru soran gazetecilik yerine PR (halkla ilişkiler) gazeteciliği yani söyleneni aktaran gazetecilik ön plana çıktığı için bu dönemde Türk medyasının AB’ye bakış açısı hükümetin bakış açısıyla paraleldir. Bir yetkili AB ‘ye yönelik olumlu eleştiri yaparsa bunu medyada övüyoruz, olumsuz yaparsa yeriyoruz. Bu iş bu şekilde yürümez” tepkisini dile getirdi.

XS
SM
MD
LG