Erişilebilirlik

'Yol Ayrımındaki Türkiye: Ya Özgürlük Ya Sefalet'


Doç. Dr. Selçuk Şirin, Anadolu’nun küçük bir köyünde doğmuş ve 18 yaşına kadar da o küçük köyde yaşamış. Kendi deyimiyle Türkiye’nin en başarısız ilinin en başarısız lisesinden mezun olmuş. Şirin’ in Anadolu’nun küçük bir köyünde başlayıp, Amerika’da devam eden müthiş bir eğitim ve başarı öyküsü var. Dünyanın önde gelen ve saygın eğitim kurumlarından biri olan New York Üniversitesi’nde (NYU) da öğretim görevlisi. Tam 20 yıldır da Amerika’da ve New York’ta yaşıyor. Son yıllarda istatistik ve davranış bilimleri alanında uzmanlığını yaptığı siyasi analizleriyle birleştirince, Türkiye’de haber televizyonlarında yayınlanan tartışma programlarının en önemli ve aranan isimlerinden biri oldu. Şirin’le New York Üniversitesi’ndeki mütevazı makam odasında, 1 Kasım seçimlerine bir hafta kala Türkiye’yi, siyasi tabloyu, seçim tahminlerini ve daha iki hafta önce çıkan ve üç baskı yapan, “Yol Ayrımındaki Türkiye: Ya Özgürlük Ya Sefalet” kitabını ve konuştuk.

“Türkiye on yıl koalisyonla yönetilecek”

“Seçimlerde ne olacak?” sorusunu, “Türkiye, 7 Haziran’da çok önemli bir seçim yaptı. 7 Haziran seçimlerinin öncesinde ve sonrasında aslında ne oldu aşağı-yukarı belliydi. Türkiye, koalisyonla yönetilecek. O dönemde yaptığım analizlere bugün de katılıyorum. Son bir haftada yapılan beş anketi inceledim. Beş anketin ortalamasını aldım, özet itibariyle başından beri söylediğim realite geçerli. Türkiye, sadece bu seçim sonrası değil, önümüzdeki on yıl da koalisyonla yönetilecek. Bu seçim sistemi var olduğu sürece, uzunca bir süre biz, Türkiye’de %45’i geçen bir parti göremeyeceğiz. Geçtiğimiz 13 yılda, %45’i geçen tek parti iktidarının olması, olmaması gereken bir şeydi ama oldu. Türkiye, maalesef eğer bu bir fırsatsa ise bu fırsatı da kaçırdı. Dört partinin meclise girdiği, bütün matematiksel senaryoları alt alta koyun, tek bir partinin oradan iktidar olarak çıkması çok zor. Dolayısıyla biz buna alışalım, bir kere yapmamız gereken bu. Önümüzdeki seçim de bunu değiştirmeyecek. Önümüzdeki seçimde hangi anketi alırsanız alın, yayınlanan bütün anketler, Başbakan’ın açıkladığı %44’lük anket de dahil, hiç bir ankette tek başına iktidar %100 değil, çoğunda mümkün değil. Dolayısıyla biz dört partinin meclise girdiği koalisyonun kaçınılmaz olduğu bir döneme giriyoruz,” diye yanıtlıyor.

“Sol oylar 1977 yılını yakalayacak”

Şirin, seçimlerden sonra çıkacak siyasi tabloda da sol oylarda yaşanacak patlamayı işaret ediyor, ‘’Önümüzdeki seçimde benim için çok önemli olan sonuç muhtemelen şu olacak: Sol 1977’deki seviyesini yakalayacak. Sol derken bugünkü HDP ile CHP’nin birleşmesidir. 1983 Halkçı Parti’nin kazandığı yerlere bakın birinci olarak çıktığı yerlerin tamamı bugün HDP’nin milletvekili çıkarttığı yerler. 1983 haritasıyla son seçimin HDP haritası örtüşüyor. Tabi ben bunu söyleyince bazı insanlar HDP sol değil diyorlar. HDP’liler de CHP’yi sol görmüyor. Ben bunlara girmiyorum. Tarihsel olarak ortanın solu partiler CHP ile HDP’yi yan yana koyun ekleyin diğer partileri de öbür tarafa koyun sağ-sol makası dediğim bir referans istatistiği ortaya çıkıyor. Bu sağ-sol makası, yani sağ partilerin, sol partilerden aldığı fazla oy diyelim, 8 yıl önceki yaklaşık 50 puandı. Baykal’ın CHP’nin başında olduğu dönemde, Türkiye’de sağ partiler sol partilerden 50 puan daha fazla oy alıyordu. Tarihsel olarak bir rekordur bu. Bu makas sadece bir seçimde on puanın altına düştü. 1977’de Ecevit’in girdiği seçimde dokuz küsur oldu. Bakın önümüzdeki seçimde, bu makas ilk defa tekrar onlu rakamlara düşecek. Şu an zaten yirmi dolaylarında ama önümüzdeki seçimlerde , 1 Kasım’daki seçimlerde bu onlu rakamlara düşecek. Bu çok ciddi bir dönüşüm farkında değiliz ‘’

“CHP ve HDP oylarını arttıracak”

Şirin, 1 Kasım’da CHP ile HDP’nin oylarını arttıracağı görüşünde. HDP’nin de yükselen grafiğinin daha uzun ömürlü olacağını vurguluyor: “Özellikle gençlerde, HDP kendi oy tabanı 13’ün çok daha üstünde oy alıyor. Dolayısıyla gençlerden HDP’ye demografik bir akış var. Bu şu demek, gençlerden oy alan parti uzun vadede yükselecek demek, o anlamda HDP’nin bir avantajı var. CHP de eskiye nazaran biraz daha çok oy alıyor gençlerden ve merkezden, dolayısıyla önümüzdeki seçimlerde benim için ikinci önemli formülasyon bu. Birincisi koalisyon olacak, hem HDP hem CHP seçimlerden oyunu arttırarak çıkacak. Üçüncü olarak benim için önümüzdeki seçimin en önemli sorusu meclisteki üçüncü partinin kim olacağı. Bunla şunu ifade ediyorum. MHP’ mi? Yoksa HDP mi ? Üçüncü gurubu kuracak. Biliyorsunuz bir farkla HDP aslında üçüncü en büyük guruba sahip mecliste. Meclis toplanmadığı için bunun farkında değiliz. Önümüzdeki seçimde MHP ve HDP’den birer puan çıkartırsanız yani ikisi de aynı anda oy kaybetti diyelim, [ki] ben bunu beklemiyorum. O zaman HDP’nin vekil sayısı MHP’yi geçiyor. Bu durumda HDP daha az oyla daha çok milletvekili çıkartıyor. Türkiye’de en az oyla en çok milletvekili çıkartan parti HDP çünkü bölgesel olarak sınırlı ve olduğu bölgede sadece bir partiyle yarışıyor.’’

“Tahmin edilmesi en zor MHP’nin oyu”

1 Kasım seçimlerinde en çok MHP’nin durumunun ne olacağının merak edildiğini vurgulayan Şirin, ‘’MHP bütün Türkiye’de hem CHP ile yarışıyor, hem de AK Parti ile yarışıyor. Bazı yerlerde ise HDP ile yarışıyor. Türk milliyetçileri mi? Yoksa HDP mi? Mecliste üçüncü büyük guruba sahip olacak? Bu seçimde tahmin etmesi en zor oy MHP. Bir önceki seçimde en önemli soru neydi? HDP barajı aşacak mı? Aşamayacak mı? Önümüzdeki seçimin bence en önemli sorusu MHP yüzde 15 bandını aşacak mı? Aşmayacak mı? Olacak, MHP’nin %15 bandını aştığı her senaryo da zaten tek parti iktidarı söz konusu değil. Tek parti iktidarının çıkabilmesi için MHP’nin 15’in altına düşmesi lazım. Zaten AK Partinin formülasyonu da böyle. AK Parti bir karar verdi, dedi ki ‘ben milliyetçi seçmenlere yönelip tek başıma iktidar olacağım’ ve oradan üç puan almayı hedefledi. Şu son senaryoda oradan üç puan alsa bile CHP oyları yükseldiği için yine 276’yı bulamıyor. Eğer CHP oyları yerinde saysaydı bulabilirdi. Dolayısı ile kafa karıştırmadan söyleyeyim. Koalisyon olacak, dört parti mecliste temsil edilecek. HDP ve CHP oyları birlikte 1977 seviyesine gelecek yani %40’ı geçecek ve MHP muhtemelen mecliste dördüncü parti olacak.’’

Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden koalisyon istemezse ne olur?

Şirin’e, 7 Haziran seçimlerinin ardından ortaya çıkan tabloda, Erdoğan’ın koalisyonu istemediği ve tekrar seçime gittiği iddialarını hatırlatıp, “Ya Erdoğan yeniden koalisyon istemez ise ne olur?” şeklindeki sorumuzu da, ‘’Siyasi bir gözlemci değilim verilere bakıyorum o verilerden yola çıkarak hareket ediyorum, Erdoğan on defa yarışa girdi, on defa ringe çıkıyorsunuz onunda da nakavt ediyorsunuz, kazanıyorsunuz sonra on birinciyi puanla kaybediyorsunuz. Birisi size diyor ki turnuva bitti evine dön. Ama istiyorsan bir tane daha maça çıkarsın, on birinci maça çıkmayacak şampiyon yoktur. Erdoğan bu seçimde on birinci maçına çıktı. On ikinci maça çıkar mı? On birinci maça çık diyen bir taban vardı orada, Şimdi önümüzdeki seçimden sonra tekrar bir koalisyon gündeme geldiğinde o zaman AK Parti’nin belli bir kesimi bakalım ne diyecek? Yenilen şampiyon güreşe doymazmış misali, ha bire ‘bu işi yapacağız’ mı diyecekler yoksa yeter mi diyecekler? Eğer taban yeter derse yeni bir seçim olmaz, koalisyon olur. Eğer taban yeter demez ise belki bir seçim daha olur. Ama seçim dediğimiz şey pahalı bir şey. Metafor olarak ben ringe çıkmak dedim ama ringe çıkmanın maliyeti ağır. Seçimin maliyetini Türk seçmenin çok iyi kavraması lazım. Seçimin doğrudan maliyeti iki milyar lira, dolaylı maliyeti elli milyarı aşıyor. Ertelenen yatırımlar, belirsizlikler, bu kadar atanamayan öğretmen var onları atayabilirsiniz. Türkiye’nin bu kadar ihtiyacı varken hadi olmadı tekrar maç yapalım diye, ringe yeniden çıkarak milyarları sokağa atacak bir lüksü var mı? Buna bir karar vermesi lazım Türkiye seçmeninin. Birde en önemlisi beşeri maliyeti de çok yüksek o seçim ile bu seçim arası 600’e yakın insan hayatını kaybetti . Türkiye tarihinin en büyük iki terör olayı son iki ayda gerçekleşti. Türkiye zaten etrafta bu kadar çatışma ortamı varken -- yani bizim güneyimizde üç tane savaş devam ediyor, iç savaş-- kendi içerisinde birbirine olan güvenin en az olduğu noktadayız bir tarihimizde. Güven oranı sadece %8, her on kişiden biri bir diğerine güveniyor. Toplum zaten kamplaşmış durumda, böyle bir ortamda kaç seçim oldu, Cumhurbaşkanlığı seçimi, yerel seçim, 7 Haziran ve bu dördüncü seçim. Bir buçuk yılda dört seçim yapıyorsun. Bundan sonra da hadi bir daha seçim diyeceksiniz. Türkiye bunu kaldırabilir mi? Bundan çok emin değilim. Şu son üç aya baktıktan sonra Türkiye tekrar yeni bir seçimi hem mali olarak hem beşeri olarak kaldırır mı? Hiç emin değilim.‘’

Türkiye neden bir yol ayrımında?

Şirin, yaklaşık iki hafta önce piyasaya çıkan ve üç baskı yapan, “Yol Ayrımındaki Türkiye: Ya Özgürlük Ya Sefalet” kitabının içeriğini de şöyle özetliyor, “Türkiye 2000’lerde ekonomik olarak bir yere geldi ama 2008’den sonra durdu. 2008 itibarıyla biz bugün ekonomik olarak bulunduğumuz noktaya geldik aslında. Bunu nereden söylüyorum. Kişi başına düşen milli gelirden söylüyorum. Elimizdeki temel ölçeklerden bir tanesi bu. Biz 2008 senesine geldiğimizde yaklaşık on bin dolar milli gelirimiz vardı. Bugün o hesabı yapın biz onun da altına düştük. Biz yaklaşık 2008 yılından bugüne geçen yedi yıllık süreçte bir yere ilerlemedik ekonomik olarak. Ekonomik olarak durduk. Bu ekonomik durgunluğunun nedenini de ben ekonomide değil, ekonomi dışı faktörlerde görüyorum. Birincisi hukukun üstünlüğü ya da hukuk sistemindeki sıkıntılar. İkincisi, özgürlüklerin önündeki engellerden kaynaklı ve sıkıntılar. Üçüncüsü de eğitim, Türkiye, bu üç alanda reform yapamadığı için, bu üç alanda bir sonraki evreye yani on bin dolardan, yirmi bin dolara götürecek aşamaya geçemedi. O yüzden yol ayrımında diyorum. Bu kitabı yazmamdaki temel gerekçe, bu ara dönemde bu bir yıl olur, iki yıl olur, bizim biran önce 2008 öncesi döneme geçip reformları gerçekleştirmemiz lazım. Reformlarla adil rekabeti sağlayıp, toplumun bütün süreçlerine eşit bir şekilde katılacağı adalet sistemini kurmamız lazım her alanda. Kaynakların bölüşümünde, toplumun bütün kesimlerinin adil bir şekilde katıldığı süreci yaratamazsanız kalkınamıyorsunuz’’

“Özgürlükler olmazsa kalkınma da olmaz”

Şirin, ikincil olarak kitabında özgürlükleri işaret ettiğini söylüyor, “Özgürlük çok önemli, artık özgürlük olmazsa kalkınma da olmuyor. Yani bizim on bin dolardan yirmi bin dolara çıkmamız için ne yapmamız lazım? Katma değeri yüksek ekonomiye geçmemiz lazım. Bu ne demek ? Fındık alıp onu markalayıp satmak demek. Fındık olarak satmak değil. Turizmde turiste üç kuruş köfte satıp üç kuruş kazanmak değil ona daha yaratıcı seçenekler sunup daha fazla kazanmaktır. Katma değeri yüksek deyince sadece teknolojiyi kastetmiyorum. Bu ekonomiyi kim yaratacak? Sadece özgür hareket eden, özgürce düşünen, sınırsız düşünebilen, bilginin önünde engeller olmayan kuşak, gençler yapacak. Özgürlük bu yeni ekonomik modele geçmek için çok önemli. Üçüncü yapısal değişimi ve dönüşümü de eğitim de yapmamız gerekiyor. Türk eğitim sistemi dünyanın ilk kırk eğitim sistemi arasında yok. Biz ekonomik büyüklük olarak şu an 18. Sıradayız, değişiyor belki 19’a da düşmüş olabiliriz. 19. Sıra diyelim ama gerçeğine bakınca siz çocuklarınızı ilk kırkın arasına getirmeyi becerememişsiniz. Bu, 12 yıldır böyle. Türkiye’nin bir sonraki evreye geçmek için, literatürde biz orta gelir tuzağı diyoruz. On bin dolar tuzağı. Çünkü dünyada üç- beş bin dolardan on bin dolara gelen bir çok ülke var. Bu biraz mümkün ve kolay. Bu nasıl mümkün? Bunu yol yaparak yapabilirsiniz. İnşaatla yapabilirsiniz. Fındık satarak yapabilirsiniz. Ama on bin dolardan yirmi bin dolara geçmek için yaptığınız her işe aklınızı koymanız lazım. Adil rekabet, özgürlük, bilgiye ulaşma özgürlüğü de basın özgürlüğü de bunun içerisinde ve eğitim. Eğitimde de eleştirel düşünce becerili çocukların önünü açmanız lazım. Türkiye bu üç alanda son on yıldır hiç bir yapısal reform yapmadı. Bu yüzden yerimizde sayıyoruz. Biz 20. Yüzyıl trendini 19. Yüzyıl’ın sonunda kaçırdık. Orada bir sanayileşme devrimi başladı ve biz buna katılamadık, dahil olamadık. Halen daha debeleniyoruz, 19 Yüzyıl’ın teknolojisi milli araba yapmaya çalışıyoruz. 21. Yüzyıl’da başka bir ekonomi kuruldu, katma değeri yüksek ekonomi. Yaptığınız her şeye akıl katacaksınız. Şimdi biz bundan da daha geride kalma riskiyle karşı karşıyayız. Eğer şu an okullarda olan otuz yaşın altındaki kuşağı --ki nüfusumuzun yüzde ellisi -- sözünü ettiğim bu üç reformu gerçekleştirerek ve onları bu çağa taşıyamazsak bu çağı da kaçıracağız. Bu kitabı yazma gerekçem bu.”

“Muhalefet tabanı partilerine baskı yapmalı”

Selçuk Şirin Kimdir?

Doç. Dr. Selçuk Şirin, New York Üniversitesi’nde (NYU) öğretim üyesi olarak görev yapıyor. İstatistik ve davranış bilim alanında uzman olan Şirin, ODTÜ’den lisans, SUNY’den yüksek lisans ve Boston College’dan doktora derecesi aldı ve NYU-Şirin Araştırma Laboratuvar’ında 100’e yakın bilimsel yayına imza attı. Boston College ve NYU’dan Öğretim Üyesi Mükemmeliyet Ödülü, ABD Çocuk Gelişimi Vakfı’ndan Genç Araştırmacı Ödülü ve dünyadaki en büyük eğitim araştırmacılar derneği olan AERA’dan da Araştırma Büyük Ödülü aldı. Selçuk Şirin, 2015 yılında ABD Bilimler Akademisi Komisyonu’na seçildi. Akademisyen, 2014 yılından itibaren Hürriyet gazetesinde veriye dayalı köşe yazıları yazıyor. Selçuk Şirin’in son kitabı “Yol Ayrımındaki Türkiye: Ya Özgürlük Ya Sefalet” Ekim 2015’te piyasaya çıktı.

Kişisel Sayfa (Türkçe): http://selcuksirin.com/

Akademik Sayfa (İngilizce): http://steinhardt.nyu.edu/appsych/selcuksirin

Hürriyet Gazetesindeki Köşe Yazıları: http://sosyal.hurriyet.com.tr/Yazar/selcuk-sirin_530

Şirin, kitabında sadece iktidarı eleştirmediğini muhalefetin de yapması gerekenleri sıraladığını ifade ediyor: “Türkiye’nin bir zihniyet devrimine ihtiyacı var. Biz siyaseti ve kimlik siyasetini her şeyin önüne koymuş durumdayız. Kimlik siyasetiyle gelinecek noktanın bir anlamda sonuna geliyoruz. Muhalefet partileri bu sözünü ettiğim yol ayrımını net bir şekilde ifade edip yeni bir vizyon sunsaydı onlar da oldukları yerde olmazlardı. CHP kaç yıldır %25’ten öteye geçemiyor. MHP temel hiç bir sorunda kendi tabanın ötesine her hangi bir mesaj veremiyor. HDP bambaşka bir kulvarda ama onun da geldiği %13. Ben bu kitabı muhalefet partileri ve onların tabanları için de yazdım. Diyorum ki partilerinizi sorgulayın. Kendi partinizi bu temel sorunlarda çözüm üretmeye itin. Şu an mesela MHP’nin eğitim konusunda, HDP’nin katma değeri yüksek ekonomi konusunda ne önerisi var? Eğer Türkiye’de şu sözünü ettiğim sorunları halkın anlayabileceği bir şekilde, onların sofradaki temel ihtiyaçlarına dönüştürebilecek bir şekilde anlatabilen bir lider, bir parti ortaya çıkarsa be bu önümüzdeki beş on yılı sürükleyeceğini düşünüyorum.’’

“Türkiye’den umudu olanlara kullanma kılavuzu”

Şirin, kitabının bir kılavuz olduğunu özellikle de Türkiye’den umudu olanlar için bir kullanma kılavuzu olduğunu söylüyor: “Bu kitabı yazmamın iki tane amacı var. Bir, var olan temel sorunlarını dünya temel ölçekte Türkiye’nin dünyada olduğu yere koyarak bir fotoğrafını çekiyorum elimdeki verilerle. Bu sözünü ettiğim her alanda, eğitimde, ekonomide, yeni ekonomide inovasyon’da aynı zamanda özgürlükler ve yürütülen hukuk sisteminde bir fotoğrafını çekiyorum. Görünen fotoğraf itibariyle durum hakikaten iyi değil . Türkiye’nin derdi var, sıkıntısı var fakat ben çok pragmatik bir insanım. Türkiye’nin derdini, sıkıntısını benden duymaya ihtiyacı yok. Herkes onun içinde yaşıyor, benden daha iyi biliyor. Ben kitabı asıl ikinci amaç için yazdım. Türkiye bu içinde bulunduğu sıkıntıdan çok rahat bir şekilde kurtulabilir. Bunu sadece ben söylemiyorum. Bakın bunu Maliye Bakanı Mehmet Şimşek söylüyor. Bunu Ali Babacan söylüyor. Bunu CHP’nin ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcısı Selin Sayek Böke söylüyor. Bunu Durmuş Yılmaz söylüyor, MHP’de. Bunu şu an NYU’dan giden HDP’nin danışman ekonomistleri söylüyor. Bütün partilere,aslında ikinci, üçüncü sırada ya da arka planda olan insanlara baktığınızda herkes çözümün ne olduğunu biliyor. Ben bir anlamda kitabı Türkiye’yi dönüştürme kılavuzu olarak da yazdım. Mahalledeki çöple ilgili de bir analizim var orada: Türkiye’de çöplerin niçin çok olduğu ve nasıl temizleneceği. Fındık var, biz hamallığını yapıyoruz, başkaları markasını yapıyor satıp para kazanıyor bunu da anlatıyorum. Bütün bu örneklerle dünyadan Finlandiya’yı, Güney Kore’yi, Şili’den örnekliyorum. Aslında dönüşümün mümkün olduğunu istersek, arzu edersek, hayallerimizi sınırsız tutarsak bunun nasıl yapılacağını bir anda nasıl yapılacağını aşama aşama gösteriyorum. Dolayısıyla bu, o anlamda Türkiye’yi dönüştürmek isteyenler için umut, [kitabı] halen Türkiye’den umudu olanlar için kullanma kılavuzu olarak da tasarladım.’’

XS
SM
MD
LG