Erişilebilirlik

Yargı İçin Tasarı mı Tasarım mı?


AKP hükümetinin TBMM’ye sunduğu yasa tasarısı, Yargıtay ve Danıştay’ın yapısını değiştirmeyi ve mevcut hakimleri görevinden almayı hedefleyen hükümleriyle - uzmanların da dikkatini çektiği üzere - bir tasarıdan çok Türkiye’deki yargı sistemi üzerinde yeni ‘tasarım’ olduğu izlenimi ortaya koyuyor.

65. Hükümet’in geçen hafta Türk Silahlı Kuvvetleri operasyonlarına yargı kararı olmaksızın “yasal” kapı açtığı tasarının ardından dün yargıyı şekillendirecek yeni tasarı gündeme taşındı.

Tasarıya hukuk cephesinden ilk itiraz, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu’ndan geldi. Gayri resmi gerekçesini “cemaatçi olduğu söylenen yüksek hakimleri yüksek yargıdan tasfiye” olarak yorumlayan Feyzioğlu, tasarıya ilişkin özetle şunları dile getirdi:

“Maalesef siyasi iktidarın yargıya dair bugüne kadar yaptıkları bundan sonra yapacaklarına dair bize güven vermemektedir. Elbette yargı teşkilatı içinde devlet dışı bir hiyerarşik yapılanma kabul edilemez. Ancak bununla mücadele ediyorum diye yüksek mahkemeleri tamamen siyasi iktidarın istediği kişilerle donatmak da aynı derecede sakıncalıdır. Böyle bir durumda, yargı gücü de bir tek kişinin elinde toplanmış olur. Anayasa’ya uygunluk kaygısı hiç taşınmadan mevcut üyeliklerin sona erdirilerek Yargıtay ve Danıştay’ın sıfırdan yeniden yapılanması istenmektedir. Oysa Anayasa’da aksine bir hüküm yer almadığı için Yargıtay ve Danıştay üyelikleri yaş haddi doluncaya kadar devam eder. Şu halde, gündeme alınan kanun tasarısı Anayasa’nın Yargıtay ve Danıştay üyeliklerini düzenleyen maddesine ve hukuk devletinin özüne aykırıdır. ‘Olağanüstü dönemler olağanüstü çareler gerektirir’ denilerek anti demokratik uygulamalar olağanlaştırılamaz. Yargı ile bu denli oynanamaz.”

Prof. Dr. Özbudun: ‘Hukuk devleti ilkesine aykırı’

Anayasa hukuku alanında uzman Prof. Dr. Ergun Özbudun da, Amerika’nın Sesi’ne yaptığı açıklamada, tasarıyı kesinlikle Anayasa’ya ve “hukuk devleti” ilkesine aykırı bulduğunu ifade etti. AKP’nin Meclis’teki çoğunluğu itibariyle muhtemelen yasalaşacağını belirttiği tasarıyı yorumlayan Özbudun, “Hakimlik teminatı, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Hakimlik teminatı da, hakimlerin kanunda belirtilen durumlar dışında emeklilik yaşına kadar görevlerinde kalmalarını gerektirir. Burada iki yüksek mahkemedeki bütün hakimler görevlerinden alınıyor. Bir kısmı emekliye sevk edilmeden daha alt seviyedeki mahkemelere atanıyor. Bir hakimin şahsi kusuru olmaksızın daha aşağı mertebedeki bir mahkemeye tayini, bir cezadır. Dolayısıyla hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve hakimlik teminatı prensiplerine kesin olarak aykırıdır” dedi.

Yasalaştığı takdirde Anayasa Mahkemesi’nin iptal edeceğini düşündüğünü de söyleyen Özbudun, gerekçe olarak üye sayısını azaltma konusunu değerlendirirken; sayısal azaltmaya isteğe bağlı ve zaman içerisinde Yargıtay ve Danıştay üyeleri emekli oldukça azaltmaya gidilebileceğini de açıkladı. Özbudun, tasarıyla iki yüksek mahkemeyi kontrol altına alınmasının amaçlandığını kaydetti.

YARSAV: ‘Muhalifler temizlenecek’

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Murat Arslan da, Amerika’nın Sesi’ne, tasarıyı “yürütme etkisi altında bir yargı oluşturma düzenlemesi” olarak değerlendirdi.

Fethullah Gülen Cemaati mensubu ya da yakını yargı mensuplarını uzaklaştırma iddiasını da yorumlayan Arslan, bunun gerçeği yansıtmadığını tüm muhalifleri temizlemeye dönük bir tasarı olduğunu kaydetti.

İstinaf mahkemeleriyle birlikte iş yükünde azalma olacağı gerekçesiyle yüksek mahkeme üye sayılarını düşürme yaklaşımı teorik olarak doğru bulabileceklerini belirten Arslan, ancak bunun görünürdeki hukuki gerekçe olduğunu vurguladı. Dünya örneklerinde zaten üye sayısı böylesi fazla yüksek mahkemeler bulunmadığını söyleyen Arslan, buna karşın yine AKP iktidarınca 2011 ve 2014’teki düzenlemelerle Yargıtay ve Danıştay üyelikleri sayısında artış yapıldığını ve yeni daireler kurulduğunu anımsattı. Arslan, Yargıtay’daki üye sayısının 2011’de 250’den 387’e çıktığını ve 2014’te ise 516’ya çıkarıldığını hatırlattı.

Anayasa değişikliğiyle böylesi değişiklikler yapılması gerektiğini de belirten Arslan, açıkça anayasaya aykırı bir düzenleme olduğunu dile getirdi. Arslan, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine de 12 yıllık süre sınırlaması getirilecekse de bunun da anayasa değişikliğiyle yapılabileceğini sözlerine ekledi.

‘Hukuk devleti’ ilkesi gerekçe gösterildi

TBMM Başkanlığı’na sunulan tasarı gerekçesinde, Cumhuriyet’in temel niteliği olarak “hukuk devleti” ilkesi ve bunun gereğince etkin ve hızlı yargı sistemi olması ifade edildi. Gerekçede, “istinaf incelemesi yapacak bölge adliye ve bölge idari mahkemeleri 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçecek” ifadesiyle temyiz işlemi için yüksek mahkemeler öncesindeki süreç işaret edildi. Gerekçede, “İlk derece mahkemelerinin verdiği kararların adli yargıda yaklaşık yüzde doksanının, idari yargıda ise yaklaşık yüzde sekseninin istinaf kanun yolunda kesinleşeceği tahmin edilmektedir. Bunun doğal sonucu olarak, Yargıtay ve Danıştay’ın iş yükü de aynı oranda azalacaktır. Bu nedenle Yargıtay ve Danıştay'ın daire ve üye sayılarını yeniden belirleme ihtiyacı doğmuştur” denildi. Anayasa’nın 154’ncü maddesi anımsatılarak, Yargıtay ve Danıştay’ın daire ve üye sayıları ile üyelerin görev sürelerini kanunla düzenlemede anayasaya aykırılık iddia edilemeyeceği vurgulandı. “Nitekim daha önce, bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin faaliyete geçirilememesi ve yüksek mahkemelerin artan iş yüküne bağlı olarak temyiz aşamasının makul süreleri aşması nedeniyle 2011 yılında 6110 sayılı Kanunla ve 2014 yılında 6572 sayılı Kanunla Yargıtay ve Danıştay’da yeni daireler kurulmuş ve bu mahkemelerin üye sayıları artırılmıştır” denilen gerekçede, 3 yıl içerisinde kademeli olarak üye sayısında azalma amaçlandığı da açıklandı.

Yargıtay ve Danıştay’a tırpan mı?

Tasarıdaki hükümlere bakıldığında; en önemli hüküm Yargıtay ve Danıştay’ın mevcut üyeleri hakkında görünüyor. Yasalaştığı tarih itibariyle Türkiye’deki yüksek yargı sistemindeki adli alandaki en yüksek merci Yargıtay ile idari alandaki en yüksek merci Danıştay’da kökten değişiklik yaşanacak. Geçici maddelerdeki hükümde, “Ancak bu tarih itibariyle Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, Birinci başkanvekili, Cumhuriyet Başsavcıvekili ve daire başkanı olarak görev yapanlar üye olarak kalacak. Ama diğer üyeler görevini kaybedecek. Benzer şekilde Danıştay Başkanı, Başsavcısı, başkanvekili ve daire başkanı olarak görev yapanlar hariç mevcut Danıştay üyelikleri düşecek.

Yargıtay'ın daire sayısı 46’dan 24’e üç yıl içerisinde kademeli olarak düşürülecek. Yargıtay’ın 516 olan üye sayısı ilk anda 300’e indirilecek. Nihayetinde Yargıtay 200 üyeden oluşacak. Yargıtay üyeleri, Anayasa Mahkemesi’nde olduğu gibi 12 yıl görev süreli seçilecek. Yargıtay Birinci Başkanı seçimindeki 10 yıl kıdem şartı 6 yıla indirilecek.

Tasarı yürürlüğe girdikten 5 gün içerisinde görevi sona eren üyeler arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından Yargıtay üyesi seçimi yapılacak. Yeniden seçilen üyeler 12 yıl daha görev yapacak. Yargıtay üyeliğine seçilemeyenler, kazanılmış hak aylık dereceleri saklı kalmak kaydıyla HSYK tarafından sınıf ve derecelerine uygun olarak bölge adliye veya ilk derece mahkemelerine atanacak.

Danıştay’ın daire sayısı ise, 17’den 10’a düşürülecek. Başkanlık Kurulu’nca 7 daire üç yıl içerisinde kademeli olarak kapatılacak. Danıştay’ın 195 olan üye sayısı ilk anda 116’ya indirilecek. Nihayetinde 90’a düşürülecek.

Danıştay üyeliği süresi de 12 yıl olacak. Tasarı yürürlüğe girdiğinde; Danıştay üyelikleri sona eren üyeler arasından HSYK ve Cumhurbaşkanı tarafından yeniden Danıştay üyeliği seçimi yapılacak. Daha önce HSYK tarafından seçilmiş olup ancak HSYK tarafından yeniden Danıştay üyeliğine seçilmeyenler; kazanılmış hak aylık dereceleri saklı kalmak kaydıyla HSYK tarafından sınıf ve derecelerine uygun olarak bölge idare veya ilk derece mahkemelerine atanacak.

Dokunulmazlık kalktı, sıra terör soruşturmalarında mı?

Milletvekili dokunulmazlıklarıyla ilgili yasa yürürlüğe girmiş iken tasarıdaki terör soruşturmalarıyla ilgili de düzenlemede dikkat çekti. Tasarıyla Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) terör ile ilgili suçlar işaret edildi. TCK’daki suçlar yanı sıra “ 3713 sayılı Kanun’un kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan soruşturmalar, suçun işlendiği yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan Cumhuriyet başsavcılığınca yürütülürken, İl Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın kısmen veya tamamen yapılmasını isteyebilecek, açılan davalar ise, suçun işlendiği yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan ağır ceza mahkemesinde görülecek” denildi.

Bu hüküm ile terör soruşturmalarını hızlandırma işlevi yerine getirileceği savunuldu. Zamanlaması açısından milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılması çerçevesinde özellikle HDP’li milletvekilleri için kullanılabileceği de dile getirildi.

XS
SM
MD
LG