Erişilebilirlik

'Türkiye’de Gazetecilik Yapmak Zor Ve Tehlikeli'


Dünya ülkelerinde basın özgürlüğünün gelişmesi, baskı, sansür ve tutuklamalara karşı uzun yıllardır yaptığı çalışmalarla bilinen en büyük ve en saygın gazetecilik örgütlerinden Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Direktörü Joel Simon, Türkiye’de gazetecilik yapmanın çok zor ve tehlikeli bir hale geldiğini söyledi.

Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmalarının çok üzücü olduğunu vurgulayan Simon, “Suç işlemediler. Sadece gazetecilik yaptılar,” dedi.

Gazetecileri Koruma Komitesi Direktörü Simon, Türkiye’de basın özgürlükleri ihlalleri ile ilgili Amerika’nın Sesi'nin sorularını yanıtladı.

Röportaja başlamadan en son ne zaman konuştuğumuzu hatırlamaya çalışıyor Joel Simon. Son röportajı Soner Yalçın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ile Ayhan Bozkurt’un, gözaltına alındığı Odatv’ye baskın günü yapmışız. O gün Simon, baskın ve gözaltılar sonrasında oldukça şaşkın olduğunu hatırlatıyor. “O tutuklamalar Türkiye’nin eski günleri çağrıştırmıştı bana. Basın özgürlüğü konusunda Türkiye’de yaşanan ihlaller o günlerde bizi daha da endişelendirmeye başlamıştı.”

Gazetecileri Koruma Komitesi’nin Avrupa ve Merkez Asya Direktörü Nina Ognianova, tarihini hatırlayıp hatırlamadığımı soruyor o son röportajın. ‘2011 yılının Şubat ayıydı” diye yanıtlıyorum.

Ognianova, “Daha dün gibi hatırlıyorum o günler oysa üzerinden neredeyse tam beş yıl geçmiş, o dönemde Türkiye konusunda başlayan endişelerimiz maalesef bizi haklı çıkardı. Türkiye’de basın özgürlükleri son beş yılda çok daha geriledi, medya kuruluşlarına ve gazetecilere baskı daha da arttı, sansürün ve ülke adeta bir gazeteci hapishanesine dönüştü. Daha ne kadar kötüye gidecek bilmiyoruz,” diyor.

“Diyalogla çözmeye çalıştık”

“Türkiye’de basın özgürlüklerini geliştirmek için siz ne yaptınız?“ diye soruyorum Simon’a. “Geçtiğimiz Ekim ayında bir buçuk saat Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk hükümeti üyeleriyle görüşmeler yaptık” diye yanıtlıyor. Görüşmenin perde arkasını anlatmaya başlıyor. “Biz diyalogdan yanayız ve konuyu da diyalogla çözmeye çalıştık. Erdoğan’ın gerçekten gazeteciler için neler düşündüğünü bilmeden bir diyalog başlatmanın imkanı yoktu. Bunu gerçekleştirmek için de bazı hükümetlerle işbirliği içerisine girmek, onların de düşündüklerini anlamak ve onların da bizi daha iyi anlamasını sağlamak zorundayız. Bunun yolu da bu tür hükümetlerle kurulacak diyaloglardan geçiyor. Biz de Türkiye için bunu yaptık. Beklentimiz kötü giden bazı şeyleri değiştirebilmekti. Gazeteciliğin, demokrasilerde temel hakların vazgeçilmez bir parçası olduğunu ve üstlendiği kritik rolü anlattık. Erdoğan’ın tutumu ise beklentilerimizin dışında değişikti, incitici bir üslubu vardı. Erdoğan’a, 'Gazeteciler sizin siyasi düşmanlarınız değil, onlar işlerini yapan profesyoneller’ dedik. Gazetecilerin sürekli kendisine ve ailesine hakaret ettiğini vurguluyordu. Bazı davalardaki sıkıntıları anlattık, internet konusunda yaşanan sıkıntıları anlattık. Biz bir çok gazetecinin neden hapsedildiğini ve medyaya yapılan bu baskılarının nedenlerini araştırıp bulmak zorundaydık. Bunları yapamazsak, konuyu çözemezdik, diyalog yoluyla bazı şeyleri çözmek bizi etkili kılardı. Bunları yapamamış olsaydık o zaman hiç bir etkimiz kalmamış olurdu. Bizim o toplantıda, ne Erdoğan ne de toplantıya katılan diğer hükümet üyelerinin konulara bizim perspektifimizden yaklaşmaları yönünde bir beklentimiz olmadı. Biz kendi durumumuzu anlattık onlar da kendi durumlarını.” Görüşmede Erdoğan’a, hakaret ile eleştiriyi birbirinden nasıl ayırdığını sorduk diyor Simon, Erdoğan, ‘Türk halkı, eleştiri ile hakaret arasındaki farklı anlar ancak mahkeme karar veriyor buna’ diye yanıtlamış.

‘Gazetecilere baskı arttı'

’Peki işe yaradı mı?’ sorumu, ‘’Tabii ki işe yaradı” diye yanıtlayıp şöyle devam ediyor: “ Konuyla ilgili olarak neler düşündüklerini tamamen öğrenmiş olduk. Düşüncelerimizi açıkça paylaştık. Görüşmede, Erdoğan’dan basın özgürlüklerini destekleyen bir açıklama yapmasını istedik ama bizi reddetti. Bir şekilde üzerlerinde bir baskı yaratmış olduk aslında görüşme sonrasındaki dönemde bazı gazeteciler serbest bırakıldı. Ancak işin diğer bir gerçek yönüne bakacak olursak baskılar vardı ama bizim bu toplantının ardından bu baskılar daha da arttı. Türkiye’de ki siyasi atmosferdeki değişim ve Milli Güvenlik Konseyi kararları basın özgürlükleri konusunu daha da zorlaştırdı. Gezi olayları, yolsuzluk operasyonları, Suriye krizi ve PKK ile başlayan çatışmalar Türkiye’de yeniden gazetecilere karşı baskıları arttırdı. Bir gerçek var ki, bizim yaptığımız toplantının ardında son bir yıl sonrasında artık Türkiye’de gazetecilik yapmak daha tehlikeli ve zor bir hale geldi. Şimdi ise gerçekleştirdiğimiz bu toplantı için başarılı diyemiyorum. ’’

‘Can Dündar’a davası çok saçma’

‘Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmaları ve açılan davayla ilgili olarak ne düşündüğü’ sorusunu Simon, ‘’Bazen bazı davalar çok karmaşık hale gelirler. Gazetecilerin yaptıklarına suç isnat edilir ve suçlanırlar. Can Dündar ve Erdem Gül’ün davasıyla öne sürülen delillere ve suçlamalara baktığımız zaman hiç bir temele dayanmadıklarını görüyoruz. Bu davayla ilgili suçlamalara baktığınızda bunu net olarak görüyorsunuz. Can Dündar ve Erdem Gül’e karşı açılan dava oldukça saçma. Hükümetin bu konuda öne sürdüğü tartışma her ne olursa olsun hiç bir temele dayanmayan şeyler bunlar. Burada yapılan tek şey varsa o da gazeteciliktir . Demokratik toplumlar gazetecilerin yaptıklarına hiç bir direnç göstermeden tolerans gösterirler ve bu bir temel haktır. Ya Türkiye gazetecilerin yaptıklarına saygı duyacak ya da duymayacak. Ellerinde olan hukuk sistemini kullanarak bu tür davaları açmak için ısrarcı olmaları çok üzücü bir durum‘’ diye yanıtlıyor.

‘Medya baskıya karşı birlikte mücadele edemedi’

'Basın özgürlüğü konusunda Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekliyor' sorusunu da Simon, şöyle yanıtlıyor: “ Erdoğan ve hükümet yetkilileriyle yaptığımız toplantıda bir kez daha bakış açılarını görmüş olduk. Bilgiyi reddediyorlar. Kritik enformasyonların yayınlanmasını kendi siyasi güçlerine bir tehdit olarak algılıyorlar. İktidarda kalmaya devam ettikleri dönemde bu durum devam edecek. Türk medyası baskıya karşı birlikte mücadele etmeyi başaramadı. Erdoğan, basını kendi düzenini kurmak için bir araç olarak kullandı. Medyayı yeniden şekillendirdi. Üzülerek söylüyorum ama bunu da başardı. Basın özgürlüklerinde Türkiye’de yaşananlar zorlaşarak sürecek.”

XS
SM
MD
LG