Erişilebilirlik

Türkiye’nin Yeni 'OHAL'i


Türkiye’nin yakın geçmişindeki olağanüstü hal yönetimi 15 yıl sürmüştü. 1984 yılında PKK’nın silahlı mücadeleye başlamasının ardından Türkiye olağanüstü hal rejimiyle tanıştı. 1982 Anayasasına göre seferberlik, iç savaş gibi durumlarda sıkıyönetim; silahlı şiddet ve kamu düzeninin korunmasını ilgilendiren alanlarda ise olağanüstü hal uygulaması getirilebiliyordu. 27 Ekim 1983 tarihinde çıkarılan "Olağanüstü Hal" kanunu ile Olağanüstü Hal durumundaki uygulamalarda, sınır ötesi operasyon ve kurumlar arası ilişkiler düzenlendi. Bu kanunla askeri silahlı birliklerin terörle mücadele etmesi yasal zemin kazandı ve "Jandarma Asayiş Komutanlığı" kuruldu. 1978'de bölgede uygulamaya başlanan sıkıyönetim, 19 Temmuz 1987 yerini OHAL’e bıraktı. Kanun hükmünde kararnameyle Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği kuruldu ve bölgede olağanüstü hal kanunu uygulanmaya başlandı.

İlk olarak Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkari, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van OHAL kapsamına alındı. Bütün illerin yönetimi tek elde, OHAL Bölge Valisi’nde toplandı. Diğer valilerden daha çok yetkiye sahip oldukları için kamuoyunda "Süper Vali" olarak adlandırıldılar. İlk Olağanüstü Hâl Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu oldu. 4,5 yıl görevde kalan Kozakçıoğlu’nun ardından, Necati Çetinkaya, Ünal Erkan, Necati Bilican, Aydın Arslan ve Gökhan Aydıner bu göreve getirildiler.

İlk olarak 8 ilde uygulanmaya başlanan OHAL’e daha sonra Adıyaman, Bitlis ve Muş mücavir il olarak dahil oldu. 1990'da ise Batman ve Şırnak'ın il yapılarak bu kapsama alındı. 1994'te Bitlis de kapsama alındı. OHAL’in kapsamı bölgede yaşanan olaylarla küçültülüp büyütüldü. 1996 yılında PKK eylemlerinin azalmasıyla olarak Elazığ, ardından Mardin, Muş, Bingöl, Batman, Bitlis Siirt ve Van kapsam dışına alındı. Olağanüstü hal her 4 ayda bir olmak üzere, MGK tavsiyesiyle Bakanlar Kurulu tarafından 46 kez uzatıldı. Olağanüstü Hal 30 Kasım 2002 Diyarbakır ve Şırnak’ta da kaldırılmasıyla, sona erdi. AK Parti hükümeti tarafından kaldırılan OHAL yine aynı hükümet döneminde geri getirildi.

OHAL uygulamaları yaklaşık 5 milyon kişinin hayatını etkilemişti. OHAL Yasasının Valilere tanıdığı yetkilerden bazıları şöyleydi: ”Sokağa çıkmayı sınırlamak veya yasaklamak, Belli yerlerde veya belli saatlerde kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak, kişilerin; üstünü, araçlarını, eşyalarını aratmak ve bulunacak suç eşyası ve delil niteliğinde olanlarına el koymak, Olağanüstü hal ilan edilen bölge sakinleri ile bu bölgeye hariçten girecek kişiler için kimlik belirleyici belge taşıma mecburiyeti koymak, gazete, dergi, broşür, kitap, el ve duvar ilanı ve benzerlerinin basılmasını, çoğaltılmasını, yayımlanmasını ve dağıtılmasını, bunlardan olağanüstü hal bölgesi dışında basılmış veya çoğaltılmış olanların bölgeye sokulmasını ve dağıtılmasını yasaklamak veya izne bağlamak; basılması ve neşri yasaklanan kitap, dergi, gazete, broşür, afiş ve benzeri matbuayı toplatmak, Söz, yazı, resmi, film, plak, ses ve görüntü bantlarını ve sesle yapılan her türlü yayımı denetlemek, gerektiğinde kayıtlamak veya yasaklamak.”

Olağanüstü hali yönetiminin en çok tartışılan düzenlemelerinden biri de ‘Sürgün ve sansür’ kararnamesiydi. Buna göre OHAL Valisi istediği kişi bölge dışına çıkarabiliyordu, sakıncalı gördüğü yayını engelleyebiliyordu. Bu kararname kapsamında bölge dışına çıkarılan ilk kişi dönemin Siirt İHD Başkanı ve şimdiki KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar oldu.

OHAL’in tartışmalı uygulamalarından biri de uzun gözaltı süreleriydi. Gözaltına alınan bir kişi ayları bulan sürelerle gözaltında kalıyordu. OHAL Bölgesi'nde uygulanan 430 sayılı KHK 3/c maddesi uyarınca, DGM kapsamındaki suçlardan yargılanan sanıkların gözaltı süreleri her seferinde 10 gün olmak üzere sınırsız uzatılabiliyordu.

Türkiye köy boşaltma uygulamalarıyla da OHAL döneminde tanıştı. 90’lı yıllarda 3 bini aşkın köy ve mezra boşaltıldı. Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin 1995 Temmuz ayında TBMM’nin ilgili komisyonuna verdiği bilgiye göre yaklaşık 312 bin kişi köylerinden göç etmek zorunda kalmıştı. Gözaltında kayıplar, faili meçhul cinayetler, JİTEM “beyaz Toroslar” bu dönemde insanların aklına kazındı.

Peki OHAL bölge için ne anlam ifade ediyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı Diyarbakır Şube Başkanı Avukat Barış Yavuz, son bir yıldaki şiddet olaylarına rağmen olağanüstü hal ilan edilmediğine dikkat çekti. Amerikanın Sesi’ne konuşan Yavuz, “Bütün tartışmaların geldiği nokta hep kanun hükmünde kararnameler konusudur. Bunların anayasaya aykırı olmadığı iddia ediliyor. Bunların derhal yürürlüğe gireceği iddia ediliyor. O yüzden, olağanüstü hal askeri ve güvenlik önlemleri anlamında değil daha ziyade yasal düzenlemeler, demokrasi, hukuk dışına çıkarak, olağanüstü hal, KHK’lar (Kanun Hükmünde Kararname) silsilesiyle yasama organını bypass etmek dışında bir şey olmaz diye düşünüyorum. Siyasi iktidarın açıklamalarına baktığımızda ‘Rahat olun kimsenin kişisel hürriyetleri ihlal edilmeyecek’ kavramları kullanılıyor. Ama Türkiye’de OHAL kanunu 1983 yılından kalma, 14 yıldır uygulanmayan bir kanun hala DGM hükümlerini barındıran bir kanun, kişi özgürlüklerini nasıl sınırlandıracağını itinayla yazan bir kanun, böyle bir kanun söz konusu, bizdeki OHAL kanunu bu. Diğer ülkelerde günün şartlarına uygun kanunlar çıkarılıyor. Mevcut kanuna göre bütün hak ve yetkiler sınırlandırılacak anladığımız kadarıyla. Ama böyle bir şey olmayacak deniliyor açıklamalarda. O zaman bunun tek bir sebebi var; yasal düzenlemelerle şimdiye kadar 5-6 bin insan gözaltına alındı. ‘Ne yapalım gözaltı süresi 4 gün, yasayla uğraşamayız kanun hükmünde kararnameyle bunu 8 gün 10 yapalım’ (denir). ‘Tutuklama şartlarını uluslararası mahkeme, anayasa mahkemesi iptal eder, hemen kanun hükmünde kararname çıkaralım’ denir). İşte kanun hükmünde kararname budur. Anayasaya uygun bir olağanüstü hal ilanı ve olağanüstü hal kanunu da ona uygun olması gerekiyor. Biz sadece yöneticilerin iyi niyetine bırakılamayız. ‘Merak etmeyin kişi haklarına bir şey olmayacak’ deniyor, ama kanun öyle demiyor” dedi.

Süreçle ilgili endişeli olduğunu belirten Yavuz, “Demokrasilerde kişinin sözlerine güvenle hareket edilemez, yasaya bakarsın. Sadece belli bir örgüt için yapıldığı iddia ediliyor. Bunun yasal dayanağı var mı? Biri bizimle ilgili beyanda bulunsa, hemen işlemler yapılacak. Bununla yola çıkıldı. Bu olağanüstü hal yasalarının yargısal denetimine dair bazı sınırlamalar var ve iktidar inanılmaz bir şekilde kanun hükmünde kararnameden bahsediyor. Kaşımızı gözümüzü beğenmezse (KHK) çıkarabilir. OHAL’de bulunması sakıncalı kişiler için, OHAL’de çalışması sakıncalı kişiler için çıkarabilirler. Bu kavramlar Türkiye toplumuna yabancı gelebilir. Belki daha önce duymamışlardır ama bunlarda var. Bunlar bu yasada hala yürürlükte” diye konuştu.

İnsan Hakları Derneği Başkanı Raci Bilici ise Türkiye’de zihniyetlerin değişmediğini savundu. Amerika’nın Sesi’ne konuşan Bilici, “2016 Türkiye’sinde yine darbe girişimleri gerçekleşti ve devamında olağanüstü hal ilan edildi. Bu, Türkiye’de zihniyet anlamında değişim ve dönüşümün olmadığını gösteriyor bize. 90’lı yıllarda da olağanüstü hal vardı şimdi de var. Bu şunu gösteriyor sorunlara yine inkar ve imha ile red ile yaklaşıldığı için, diyalog ve müzakereden kaçınıldığı için bu sorunlar yaşanıyor. Yani olağanüstü haller bu hikayeye bir şey kazandırmaz kazandırmayacaktır. Bir daha darbe yaşanmaması için, bir daha bu ülkenin olağanüstü hal görmemesi için, olağanüstü hal uygulamasındaki pratiği yaşamaması için demokratik yol ve yöntemler denenmelidir. Bütün sorunlar bu yönde çözülmelidir. Demokrasinin temellerini sağlam atmamız gerekiyor. Uluslalararası sözleşmeleri referans alarak Türkiye’nin iç barışını sağlayarak bunu gerçekleştirebiliriz. Aksi taktirde kim güçlü olursa, kim kendini güçlü hissederse o darbe yapar olağanüstü hal getirir, bu da çözüm değildir” şeklinde konuştu.

Son dönemlerde yaşananların OHAL’i aratmadığını savunan Bilici, “Bugüne kadar OHAL olmadığı dönemlerde bölgede yaşananlar operasyonlar çatışmalar olağanüstü hali çok çok aşan bir durumdu. Günlerce sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu, onlarca insan yaşamını yitirdi. Olağanüstü hal rejimiyle ne değişeceğini merak ediyoruz. Bu olağanüstü hal rejimiyle demokrasiyi olağan hale mi getirecekler, bölgede onu merak ediyoruz. Askıya alınmış demokrasi, askıya alınmış insan hakları, askıya alınmış hukuk mu tekrar gündeme gelecek. Eğer bu yapılacaksa doğru. Yani 90’lı yıllar yaşanmayacak. Ama olağanüstü hal rejiminin adı üzerindedir. Bu yöntemle 90’lı yıllarda yaşanan şeylerin yaşanmayacağı garantisi yoktur. İzleyip göreceğiz. Ama bu rejim bu ülkeye olağan şeyler getiremez,” dedi.

XS
SM
MD
LG