Erişilebilirlik

Türkiye’de Basın 2014’te Ne Kadar Özgürdü?


Mustafa Balbay Amerika'nın Sesi'nden Yıldız Yazıcıoğlu'nun sorularını yanıtladı

Mustafa Balbay Amerika'nın Sesi'nden Yıldız Yazıcıoğlu'nun sorularını yanıtladı

Türkiye, basın özgürlüğü açısından nasıl bir yılı geride bıraktı? Amerika’nın Sesi’nden Yıldız Yazıcıoğlu bu konuyu gazeteci ve Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’la konuştu

Ergenekon Davası nedeniyle 4 yıl 278 gün tutuklu kalan gazeteci Mustafa Balbay, “Türkiye’de gazeteciliği iktidar gibi düşünme özgürlüğü” olarak niteliyor ve “2015’te artık iktidar gibi düşünmeyen her kesime operasyon yapılabilir” diyor.

2014 yılında demokrasi ve insan hakları konularında pek çok tartışmaya ev sahibi olan Türkiye’de, önceki yıllarda da, farklı siyasi görüşlere sahip gazeteciler tutuklanmıştı.

İktidar partisi, 2013 yılında 17 Aralık Operasyonu’nda kamuoyuna yansıyan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ve ardından gelen dinleme kayıtları nedeniyle Fethullah Gülen Cemaati’ni suçlayarak, “devlet içerisinde paralel yapı” ilan etmişti.

Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın halen tutuklu bulunduğu Türkiye’de, son olarak gazeteci ve TV programcısı Sedef Kabaş, “yolsuzluk” temalı Twitter mesajı nedeniyle gözaltına alındı.

Türkiye’de 2014’ün basın özgürlüğü tablosunu, Ergenekon Davası kapsamında 4 yıl 278 gün hapis yatan ve CHP İzmir Milletvekili seçilince, Anayasa Mahkemesi kararıyla serbest kalan Mustafa Balbay değerlendirdi.

Balbay: Gazeteci mesleki dokunulmazlığa sahip olmalı

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Balbay, AKP hükümetinin, 14 Aralık Operasyonu’nda suçlanan gazeteciler için “Onlar gazetecilik faaliyetleri nedeniyle soruşturulmuyor”, “Gazeteci suç işliyorsa dokunulmaz olmamalı” gibi savunmaları şöyle yorumladı:

“İktidar cephesinin ‘Onlar gazetecilik yaptıkları için tutuklanmadılar’ sözüne çok aşinayız. Bizim için de söylemişlerdi. Birincisi, ne olursa olsun bir gazete veya TV kuruluşunun onlarca polis tarafından basılması, aranması topluma ve bütün medyaya gözdağıdır. AKP iktidarının öteden beri sürdürdüğü medyaya kendine ait bir organ haline getirme girişiminin sonucudur. Örneğin cezaevlerinde KCK davasından 4’ü tutuklu 20 gazeteci vardı. Onlar için de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklu değil deniliyor. Eğer bir gazetecinin haberinin başka işlere neden olduğu sorgulanacak olursa her haberden bir neden çıkarırsınız. O yüzden ne olursa olsun mesleki dokunulmazlığı olabilmeli ve buna saygı gösterilmeli. Ancak hükümetin tutumu bu konuda tam tersi, kendisi gibi düşünmeyen bütün yayın organlarını darbeci ilan etmekle pek mahir.”

“Operasyonları ‘iktidar koalisyonu’ yaptı”

Balbay, 17 Aralık operasyonu sonrasında yaşanan değişimi şu sözlerle özetliyor:

“İkincisi, paralel yapı operasyonu ile birlikte her şey iç içe girmiş durumda. Ben yargılandığım süreçte 1739 gün tutuklu kaldım, bunun 520 günü tek başıma hücrede geçti. Bu süre içinde bugün cemaatçi, paralelci diye suçlanan Zekeriya Öz bu davaların baş aktörüydü. Peki Zekeriya Öz hangi aracı kullanıyordu? Başbakan’ın (Recep Tayyip Erdoğan) aracını kullanıyordu. Yine yalanlanmayan haberlere göre, (Öz) haftada 1 kez Başbakan ile görüşüyordu. Yani bu operasyonu birlikte yaptılar. Başbakan, o dönem ‘Ben bu davanın savcısıyım’ demişti. Her Salı (grup toplantısını demir parmaklıklar ardından gerçekten Erdoğan’ın konuşmalarını ürpererek izliyorduk ki bir başlıyordu ‘Demokrasimiz temizleniyor’ diye. O zaman Erdoğan’ın grup açıklamalarını nereye koyacağız? O operasyonları ‘İktidar Koalisyonu’ yaptı. Koalisyon ortakları, Cemaat ve AKP idi. Peki ne oldu? Cemaat dedi ki ‘Ben sandık ile uğraşmayacağım. Ben devlet kurumlarını ele geçirerek, kadrolaşarak iktidara geleceğim’. Bu gizli bir şey değil ki. AKP sanki yeni keşfetmiş gibi ‘Bakın devlet ele geçilmiş’ diyor. 2002 yılında ise, sandık ile gelenler ile devlet kurumlarından gelenler iktidarda birleştiler ve iktidar koalisyonu oluşturdular. AKP’nin iktidar gücü vardı, Cemaat’in ise devlet içerisinde eleman gücü vardı.”

“Özür dilemesinler, haberleriyle yüzleşsinler”

Ergenekon Soruşturması’nda bir bavul dolusu belgeyi soruşturmayı yürüten savcılara teslim ettiği iddialarıyla adı gündeme gelen Mehmet Baransu, bugünlerde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en sert tepki gösterdiği isimlerden biri. Baransu’nun suçlamalarına maruz kalan Mustafa Balbay, “Özür bekliyor musunuz?” sorumuzu da yanıtladı.

Öncelikle gazeteciler açısından tutuklu yargılamaya kesinlikle karşı olduğunu belirten Balbay, “Kişisel olarak özür beklentim yoktur. Bizden özür dilemek yerine o dönemki yayıncılıklarını Türk toplumu önünde yeniden değerlendirmeye davet ediyorum. Kesinlikle benim açımdan değil yanlış anlaşılmasın. Türkiye’de medya rayına oturacaksa o günlerdeki haberleriyle yüzleşmelerini dilerim. Ben duruşmalarda hep ‘Keser döner, sap döner, hesap döner’ sözünü kullanmıştım. Hukuksuzluk, bir gün gelir o gün yapanı bulur demiştim. Ama o günlerde medya mahkemeleri kuruldu. Şimdi ben aynı şekilde davranmak istemiyorum. Geçmişte bu yayın organlarının yaptıklarını onaylamıyorum. Şimdi bugün bu yayın organlarına yapılanları onaylamıyorum” dedi.

“Gazetecilik iktidar gibi düşünme özgürlüğü oldu”

Bugün milletvekili kimliğine sahip olsa da ülkenin kıdemli gazetecilerinden biri olan Balbay, gazeteci kökenli dünyaca ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez’in “Gazetecilik dünyanın her ülkesinde güzeldir ama en güzel o ülkenin başkentinde yapılır” sözünü anımsatıyor ve ekliyor: “Başkentte her türlü bilgiye, belgeye ulaşma imkanına sahiptir gazeteci. Ancak maalesef Türkiye’de artık ‘İşten Kovduran Yazılar’ diye bir kitap var. Türkiye’de gazetecilik iktidar gibi düşünme özgürlüğünden başka bir şey değil.”

“Hükümet yargıyı silah gibi kullanıyor”

Türkiye’de 2015’te artık iktidar gibi düşünmeyen her kesime operasyon yapılabileceğini savunan Balbay, “Gazeteciyi işinden atmak da o gazetecinin kalemini tutuklamak” diye konuştu.

“Burada Cemaat’in oynadığı rol ile basın özgürlüğünü birbirinden ayırmak gerekiyor. Diyelim ki gazeteciler de Cemaat’in işlerini üstlendiler ama şu anda orantısız bir saldırı söz konusu. Bu yönüyle meslek etiği sorunudur. Ama şu anda o kişilere yönelik gazetelere yansıyan suçlamalar casusluk yapmışlar, evrakta sahtecilik yapmışlar. Bunun en somut örneği, Hrant Dink Cinayeti dosyasını önce Ergenekon Davası’na soktular, bu dosyalar portatif havada geziyor. O çuval olmadı bu çuvala koyalım. Hükümet, bir bakıma yargıyı silah gibi kullanıyor. Adalet dağıtması gereken yargı, adaleti darmaduman eden hale getirilmiş durumda. Bu en vahşi durumlardan birisi. Türkiye’de geçmişte eskiden işkence o suçu itiraf ettirmek için yapılırdı. Şimdi işkence yapmıyorlar, ispatlayabiliyorsan suç işlemediğini ispatla diyorlar. Mahkeme baskısı Filistin askısından beter oldu.”

XS
SM
MD
LG