Erişilebilirlik

Türkiye’ye Rusya’dan 'Esat’ı Devirme' Tepkisi


Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Sözcüsü Dmitry Peskov

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Sözcüsü Dmitry Peskov

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, dünkü “Devlet terörü estiren zalim Esed'in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik” sözleri hem Fırat Kalkanı Operasyonu’nda Türkiye’nin gerçek amacı hem de Rusya ile gittikçe iyileşen ikili ilişkiler açısından soru işaretleri yarattı.

Suriye’de Beşar Esat rejimine desteğini her zaman vurgulayan Rusya’dan Erdoğan’ın açıklamalarına tepki de gecikmedi. Putin’in Sözcüsü Dmitry Peskov, "Açıklamalar bizim için sürpriz oldu. Bu, çok ciddi bir açıklama ve hem önceki açıklamalardan hem de bizim mevcut duruma yönelik anlayışımızdan farklılık gösteriyor. Türk ortaklarımızın bununla ilgili bize bir açıklama sunacağını ümit ediyoruz," diye konuştu.

Bu arada, 1 Aralık’ta Alanya’da Türk ve Rus Dışişleri Bakanları biraraya geliyor. Bu zirve öncesinde bugün yaptığı açıklamada Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Erdoğan’ın sözlerini değerlendirdi. Zaharova, “Biz Suriye krizinin çözümü konusunda kimin ne söylediğine değil, üst düzey temaslar sırasında varılan ve imzalanan anlaşmalara bakarız. Bu konu, ikili düzeyde temasların yanı sıra Suriye Temas Gurubu toplantılarında da imzalanan belgelerle desteklenmiştir. Suriye krizinin ayrıca masa başına oturulması dışında güç kullanılmasına dayalı çözümü bulunmadığı defalarca tüm ilgili taraflarca vurgulanmıştır. Suriye konusunda tek çıkış yolunun masaya oturmak olduğu BMGK tarafından alınan kararda da vurgulanıyor,” dedi.

“Bugüne kadar söylenmemesi şaşırtıcıydı”

Bu gelişmeler çerçevesinde, Doç. Dr. Ahmet Kasım Han, Suriye’deki son durum ve Rusya’nın rolü konusunda Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtladı.

Erdoğan’ın sözleriyle Türkiye’nin bugüne değin belirlediği çizgiden pek çıkmadığını gösterdiğini kaydeden Han, “Türkiye’nin, Fırat Kalkanı Operasyonu’nun gerekçesini uluslararası hukukta Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi üzerinden meşrulaştırma gayreti olmuştu. Cumhurbaşkanının söyleminin önemli bölümü bu gayreti dışlamıyor. Ama bunun ötesinde Esad rejiminin Suriye’de yürütülen savaştaki sorumluluğuna atıfta bulunarak, rejimin değişmesi gerektiğini söylüyor. Aslında Fırat Kalkanı Operasyonu sırasında Türkiye’nin bu argümanı kullanmaması şaşırtıcı kabul edilmeli. İstisna durum buydu. Hem Cumhurbaşkanınca, hem iktidar çevrelerince yapılan açıklamalarda temel tema, Suriye rejiminin sona ermesiydi” diye konuştu.

Peki, Türkiye’nin Esat’ı devirme gerekçesiyle askeri operasyon düzenlemesi, uluslararası hukuk bakımından ne anlama geliyor? Bu soruyu yanıtlayan Han’a göre, Türkiye, kendi politikası itibariyle bunun uluslararası hukukta karşılığını gösteriliyor. BM Sözleşmesi’ne katı bir yorumla bakıldığında bunun karşılığı olmadığını söyleyen taraflar olabileceğini belirten Han, “Ama özü itibariyle insani müdahale ve koruma sorumluluğu olarak adlandırılan ve 20. yüzyılın sonunda Bosna’da, Somali’de ve kısmen Ruanda’da uygulanan hukuki durumdur. Esad rejimi kendi halkına karşı giriştiği kıyımla devlet olarak halkına karşı sorumluluklarını inkar etmektedir’ iddiası öne sürülebilir. Türkiye’nin de iddiası başından beri budur. Türkiye’nin de koruma sorumluluğu ile hareket ettiği söylenebilir,” dedi.

Rusya ile Suriye konusunda ihtimaller nedir?

Cumhurbaşkanının açıklamaları nedeniyle Türkiye – Rusya ilişkilerinde sıkıntı çıkabileceğini vurgulayan Han, Rusya’nın, “Batı’nın kendi yanlısı rejimleri var etmek üzere müdahalede bulunduğunu” savunduğunu anımsattı. Rusya’nın, uluslararası hukuktaki “egemenlik normunun” en sıkı biçimde savunulması gerektiğini iddia ettiğini kaydeden Han, Rusya’nın bu gerekçeyle Suriye’ye müdahale edilmesine karşı durduğunu da söyledi.

Doç. Dr. Ahmet Kasım Han, Ankara – Moskova hattında neler olabileceği konusunda ise, özetle şu ihtimalleri dile getirdi:

“Rusya ile daha uyumlu politikalar üretmeye gayret eden Türkiye’nin, bu yeni tutumu, uluslararası hukuk açısından neyi temsil ettiği bir yana, yeni oluşturmaya çalıştığı ittifak ilişkilerini de sorgulamaya yol açıyor. Eğer pratik olarak ciddiyetle Esad’ı devirme politikasının yürütüldüğü söylenir ve adımlar atılırsa ilişkileri olumlu etkilemeyeceğini düşünmek lazım. Ya da Putin ile Cumhurbaşkanının başka bir anlaşmaya eriştiklerini düşünmek gerekir. Ama ben bu ikincinin yüksek bir ihtimal olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla esas itibariyle bu sözlerin ne kadar sertlikle politikaya yansıdığına bakmak lazım. Mesela Halep’teki yansımalarına bakmalıyız. Veya Esad yönetimince karşı çıkılan noktalardan birisi olmasına rağmen Rusya ile örneğin El – Bab konusunda bir anlaşmaya varılamamış olabilir. Türkiye de tepkisini en yetkili ağızdan bu biçimde dile getiriyor olabilir. Bu da bir ihtimaldir.”

Kısa vadede Suriye’de çözüm ihtimali görmediğini de söyleyen Han, Putin- Erdoğan görüşmesinde Türkiye’nin El-Bab konusunda ısrarcı olduğunu düşündüğünü ifade etti. Ancak Şam rejimince de El-Bab konusunda ısrar edildiğini gözlemlediğini belirten Han, bu noktada Şam rejimi ile YPG-PYD Kürt güçleri arasında işbirliği yapıldığı iddiası bulunduğunu anımsattı.

Gözler ABD’nin yeni yönetiminde

Bu arada Kürt güçlerinin de Rakka Operasyonu konusunda ABD’den yeşil ışık alamadığını da işaret eden Han, Suriye’deki durumu hiç kimse için parlak görmediğini vurguladı.

ABD’de Donald Trump’ın yeni yönetim politikası ortaya çıkmadıkça Suriye’de çözümü zor gördüğünü kaydeden Han, Rusya’nın da ABD ile anlaşmayı beklediğini dile getirdi. Şam rejimi tarafından istenildiği gibi tüm topraklarda egemenlik kurulacak bir durumun da mümkün görünmediğini belirten Han, IŞİD’in de iddia ettiği devleti zaman içinde kaybedeceğini ifade etti.

Suriye’deki aktörler içerisinde istediğine en yakın hali sadece İran’ın elde ettiğini de söyleyen Han, ABD’de yeni yönetim yerine oturmadıkça bir adım sonrasının kestirilemeyeceğini sözlerine ekledi.

XS
SM
MD
LG