Erişilebilirlik

Türkiye-Irak ve Kürt Bölgesel Yönetimi üçgenindeki ilişkileri gözlemleyen uzmanlara göre, Ankara ekonomik çıkarlarını dikkate alarak, Ortadoğu'da önemli bir aktör haline gelen Kürtler'e yönelik stratejik adımlar atmaya başladı. Bu noktada Kürt hareketinde AKP iktidarı lehine bölünme yaşanacağı iddiası da ortaya atılıyor. Ancak ulusalcı cepheden konuyu değerlendiren uzmanlar, 'İslam kardeşliği' anlayışına dayalı dış politikaya yeni bir halka eklendiği görüşünü savunuyor.

Cevap bekleyen sorular var

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Barzani'nin ziyaretinin ardından çeşitli sorular gündeme geldi: Türkiye-Irak ilişkilerinin geleceği ne olacak? Kürt bölgesiyle işbirliği Ankara-Bağdat ilişkilerini nasıl etkileyecek ve bu süreçte Türkiye kendi Kürt sorununu nasıl çözecek?

Barzani'nin Diyarbakır ziyaretini izleyen Yeni Şafak gazetesi muhabiri Çetiner Çetin, "Barzani'nin ilk kez Kürdistan Bölge Başkanı olarak davet edilmiş olması ziyareti çok önemli hale getirdi. Oradaki insanlar açısından Türkiye algısı, önyargısı bir ölçüde aşılmış oldu. İnsanlar, Kürt sorunu konusunda Türkiye'nin yumuşamış olduğunu hissettiler. Bu ziyareti önemsiyorum çünkü tarihi bir milattır" dedi.

Gözler ekonomik ilişkilerde

Türkiye açısından Kürt sorununun çözümü ve Irak'taki Kürt bölgesiyle ekonomik ilişkilerdeki gelişmeye bakılması gerektiğini kaydeden Çetin, sadece sınır kapısından yılda 8 milyar dolarlık ticaret yapıldığını hatırlattı. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin çıkardığı petrole yoğun talep olduğuna dikkati çeken Çetin, "Önümüzdeki günlerde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) eliyle altı önemli petrol arama sahalarında ortaklık kurulmuş olacak. Gelecek ayın ortasında, Kerkük-Yumurtalık hattına Irak sınırları içerindeki bir hat daha bağlanacak. Ayrıca bir yıl içinde yeni bir petrol boru hattı yapılacak. 2015 yılına kadar da yeni bir doğalgaz boru hattı da inşa edilecek" diye konuştu. Dolayısıyla petrol ve doğalgaz bağlamında ekonomik ilişkileri geliştirecek siyasi istikrara ihtiyaç duyulduğunu belirten Çetin, "Eğer siz Irak Kürdistanı’nda petrol çıkarılmasına ortak olacaksanız, dünya devleriyle rekabet ederek petrol taşınmasına, boru hatlarına ev sahipliği yapacaksanız. Bu coğrafyadan petrol boru hatları geçireceksiniz, güvenliğini de sağlamak zorundasınız" dedi.

Ticaret hacmi giderek artıyor

Uluslararası Orta Doğu Barış Araştırmaları Enstitüsü (IMPR) Başkanı Doç. Dr. Veysel Ayhan da, mevcut tabloda ekonomik ilişkilerin önemini vurguladı. Amerika'nın Sesi'nin sorularını yanıtlayan Ayhan, "Genel itibariyle Kürt yönetimi ile yılda 13 milyar doları aşan ticaret hacmi söz konusu. Kürt bölgesinde ticaretin yüzde 85'i, Türkiye kökenli şirketler yönetiminde ya da etkisi altında diyebiliriz. Bu durum Türkiye ile bölge arasında işbirliğini kaçınılmaz kılıyor" diye konuştu. Ayhan'a göre, petrolde Barzani'nin kontrolundaki Erbil'in yanısıra Süleymaniye'ye dikkat edilmesi gerekiyor. Burada 300 bin varil olan petrol kapasitesinde 1 milyon varil hedeflendiğini kaydeden Ayhan, "Birinci Dünya Savaşı sonrasında çözülemeyen Musul sorunu bugün de halen karşımızda durmaktadır. Boyut ve isim değiştirmiştir ve Musul tartışması aslında masada. Şimdi yine Kürtler'in kimlerle ittifak yapılacağı tartışılıyor" dedi.

“Barzani politikası paraya dayalı”

İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr. Sait Yılmaz ise, Amerika'nın Sesi'ne yaptığı açıklamada, Ankara'nın yanlış bir diplomasi izlediği ve bunun temelinde ABD'nin bölgedeki “petrole odaklı politikasının” bulunduğunu savundu. Irak Anayasası 2005 yılında hazırlandığında nüfustaki temsil oranının yüzde 15-20 oranında olmasına karşın Kürtler'e yüzde 50 devlet temsili sağlandığını kaydeden Yılmaz, ABD'nin petrol sahasını kontrol altında tutma hedefi doğrultusunda Ankara'nın Barzani ile dayanışma içinde olduğunu savundu. Barzani'nin ise petroldeki yüzde 17 oranındaki gelir oranını arttırmayı amaçladığını öne süren Yılmaz, "Irak'ın kuzeyindeki gelişmelerde para rol oynamaktadır. Barzani bölgedeki kalkınmayı da arttırmak suretiyle halk desteğini sağlamaya çalışıyor. Ankara ise Barzani'nin bağımsız devlet kurma politikasına destek oluyor" dedi.

Nakşibendilik rol oynuyor mu?

Diyarbakır’ı ziyaret eden Mesut Barzani’nin Nakşibendi olması nedeniyle AKP iktidarının Kürt sorununun çözümünde ‘İslam birlikteliğine’ yaslandığı iddiası da yeniden gündeme getirildi. Gazeteci Çetin'e göre, bölgedeki gelişmeyi böyle algılama çabası oldukça "basit" bir yaklaşım. Devlet yönetimini cemaatler mantığıyla yürütmenin mümkün olmadığını kaydeden Çetin, "Sayın Başbakan ile Sayın Barzani kendilerini düşünsel, duygusal olarak yakın hissetseler dahi devlet mantığı bunu kabul etmez. Esas olan her iki ülkenin de birbirlerinden çıkarları, beklentileri vardır. Bunlar Nakşibendilik veya dini muhafazakar söylemlerin de önündedir. Ekonomi söz konusu iken dini motifler arka planda kalır" dedi.

Kürt sorunu nasıl çözülecek?

IMPR Başkanı Ayhan'a göre ise, dini yaklaşımdan öte stratejik yaklaşım söz konusu. Kürtler'in artık Ortadoğu'da önemli ve etkili bir aktör olduğunu kabul etmek gerektiğini söyleyen Ayhan, "Geleneksel anlamda Fars, Arap ve Türk ittifakı çökmüştür. Sistem çökmüştür. Şimdi Kürtler, Araplar’la mı, Farslar’la mı, yoksa Türkler’la mı ittifak kuracaktır? Türkiye'de şimdi önemli bir vizyon değişimi var" diye konuştu. Türkiye eğer yeni vizyonunda başarılı olursa kendi içindeki Kürt sorununu da çözeceğini savunan Ayhan, Irak, Suriye ve İran'daki eğilimleri Türkiye'ye yönlendirerek, Kürtler ile ilgili yeni bir model oluşturulabileceğini öne sürdü.

Bu yeni vizyonla ilgili olarak Çetin, "PKK'sız ve Öcalan'sız bir çözüm yok. Tek başına Barzani'nin Diyarbakır'a gelmesi bu işi çözmüyor; çözmeyecek. Ama Barzani'nin gelişi, Türkiye'nin Kürtler'e mesajıydı. Türkiye, 'Kardeşlerim, Ben Kürt sorununa yabancı değilim' mesajını verdi. 'Sizin haminiz olabilirim' psikolojisini oluşturmaya çalıştı" sözleriyle açıkladı. Artık Türkiye'nin her türlü formülü tartışması gerektiğini kaydeden Çetin, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması, özerk yönetim modeli gibi olasılıkları değerlendirmek gerektiğini öne sürdü.

Doç. Dr. Yılmaz ise, çözüm süreci açısından "tarihi bir gelişme" yaşanmadığı görüşünü savundu. Yılmaz, "Hükümet, önümüzdeki yıl gerçekleşecek seçimlere kadar Kürtler'i oyalamayı hedefliyor" dedi. Arka planda ise, ABD'nin istediği doğrultusunda Orta Doğu coğrafyasını şekillendirmeye dönük projeye devam edildiğini savunan Yılmaz, "Kürt - Türk federasyonu oluşturulması yönünde bir yol haritası izlendiği düşünülüyor" diye konuştu.

Kürt hareketi bölünecek mi?

Türkiye'de Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) çatısı altında örgütlü Kürt etnik kimliğine dayalı siyasi parti yapılanmasını AKP'nin bölmeyi deneyeceği iddiası da ortaya atılıyor. 2002 yılından bugüne Hak ve Özgürlükler Partisi (HAKPAR) adıyla örgütlenmiş siyasi yapılanma, BDP tabanındaki kitleye seslenmesine karşın toplumsal destek alamadı. Bu nedenle de yeni bir siyasi parti olarak BDP-HDP çizgisine rakip yaratılacağı konuşulurken; Kuzey Irak'ta Mesut Barzani'nin liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) bağlantılı Türkiye KDP'si kurulacağı haberi geldi.

Türkiye KDP'si çalışmalarına başladıklarını kaydeden HAKPAR'ın eski genel başkanlarından Sertaç Bucak, Amerika'nın Sesi'ne yaptığı açıklamada, Türkiye'de Kürt sorununu yasal ve demokratik zeminde çözülebileceğine inandıkları için yeni bir parti kurma kararı aldıklarını söyledi. "Demokrasi tek parti hükümranlığı değildir. Dolayısıyla mevcut bir partiyi bölecek gibi yaklaşım ile yeni parti kurulmasına karşı çıkmak demokratik de değildir" diyen Bucak, başta Güney Doğu Anadolu bölgesi olmak üzere Türkiye'deki bir ihtiyaç nedeniyle siyaset yapacaklarını dile getirdi. Kendi yaklaşımlarındaki temel farkı ise öncelikle Türkiye'nin demokratikleşmesini ve Kürt hareketini şiddetten arındırmayı hedeflemek olarak açıklayan Bucak, "Kürtler'in kendi kendisini yönetmesi gündeme gelecektir. Önemli olan yapıya federatif adlandırma yapma meselesi değil Kürtler'in kendini yönetmesi. Ancak o aşamaya ilerleyen zamanda gelinecektir" dedi.

Kürtler arasında Rojava'ya farklı yaklaşımlar ve Öcalan'ın durumu nedeniyle diyalog eksikliği gözlendiğini söyleyen IMPR Başkanı Veysel Ayhan ise, Kürt hareketinde bölünme olmayacağı görüşünü şöyle anlattı:

"BDP'nin de Barzani'nin gelişini anlamlandırma yönünde kendi içerisinde sorunlar yaşadığını görüyoruz. Ancak Başbakan'ın resmi karşılamasında, BDP'lilerin de yer alması, sonrasında birlikte yemek yenmesi. Kürt hareketi de Barzani'yi ciddi bir şekilde ağırlamıştır. Bu ziyareti, Türkiye'deki Kürt hareketini bölmeye dönük görme eğilimi var mı, ben böyle düşünmüyorum. Sonuçta, Barzani ailesi, Kürt direnişinde sembol isimlerin başında geliyor. Kürtler'in mücadelesi açısından Barzani'nin taviz vereceğini zannetmiyorum."

Mesut Barzani'nin Diyarbakır'da ağırlanması ve Başbakan Erdoğan'ın 'Kürdistan' ifadesini kullanmasının ardından Kürt sorununun önümüzdeki dönemde de tartışılması çok boyutlu devam edecek gibi görünüyor.

Yorumları göster

XS
SM
MD
LG