Erişilebilirlik

Türkiye Karanlığa mı Sürükleniyor?


Columbia Üniversitesi Barış ve İnsan Hakları Bölüm Başkanı Profesör David Phillips, eski başkanlardan Bill Clinton, George W. Bush ve Başkan Barack Obama döneminde de bir süre öncesine kadar, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nda üst düzey danışman olarak görev yaptı. Phillips, özellikle son dönemlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yaptığı çok sert eleştirileriyle dikkat çekti. Huffington Post’ta kaleme aldığı yazılarında, Türkiye’nin üzerinde kara bulutların dolaştığını ve Erdoğan’ın giderek Türkiye’yi karanlık bir geleceğe sürüklendiğini iddia etti.

Bu yıl piyasaya çıkan “The Kurdish Spring (Kürt Baharı)” kitabında, “dünyada en fazla nüfusa sahip devletsiz halk” olarak tanımladığı Kürtlerin son yıllarda bölgede yükselişini ele aldı. Irak Kürt bölgesinin bir iki yıl içinde bağımsızlığını ilan eden bir devlet olacağı öngörüsünde bulundu. Kaleme aldıkları, konuştukları ve hazırladığı raporlarla özellikle Türkiye’de milliyetçi tabandan ciddi tepkiler aldı.

Profesör David Phillips'e New York’ta Columbia Üniversitesinde 1 Kasım seçimlerini, Türk Amerikan ilişkilerinde gelinen son durumu ve daha önceki yazılarında yer alan Türkiye’nin karanlık bir geleceğe doğru sürüklendiği iddialarını sorduk.

‘Türkiye demokrasiden giderek uzaklaşıyor’

David Phillips, Türkiye’yi şu anda nasıl görüyorsunuz? Sorusunu, “Türk halkı derin bir kutuplaşma içerisine girdi, şiddet ise ülke geneline yayıldı. Ahmet Davutoğlu, dışişleri bakanlığı döneminde komşularıyla sıfır sorun diye ilan etmiş olduğu ve uyguladığı politikalarıyla, Türkiye’yi hem komşuları hem de müttefikleriyle oldukça sorunlu bir hale getirdi. Bu durumlar Türkiye’nin geleceğinin karanlık olması ihtimalini arttırıyor. Türkiye’nin uzlaşma ve demokrasiden yana olması gerekiyor. Oysa Türkiye, Demokrasiden giderek uzaklaşıyor, ekonomi bozuluyor. Türkiye ile Amerika ilişkileri bozuluyor. Bütün bunların sorumlusu AKP yönetimi ve Erdoğan’ın uygulamalarıdır. Amerika tüm bu gelişmeleri derin bir kaygıyla karşılamaktadır’’ şeklinde yanıtladı.

‘Erdoğan birleştireceğine böldü‘

Philips, AK Parti’nin 13 yıllık iktidarını nasıl değerlendirdiği sorusunu da şöyle yanıtlıyor; “2002 yılında AKP seçimleri kazanıp iktidara geldiğinde, Türkiye bir çok ciddi sorunlarla karşı karşıyaydı, yüksek enflasyon, ekonomi gibi. AKP uyguladığı ekonomik politikalarla enflasyonu indirdi, Türkiye’nin ekonomisini doğru bir yola soktu, sorunlarını çözdü. Milli geliri arttırdı, enflasyonu düşürdü, kalkınma başlattı, ekonomiyi de belirgin bir düzlüğe çıkardı. Demokratik adımlar atıldı, Kürtçe eğitim, yayıncılık, gibi bazı haklar verildi. AKP bu uygulamalarıyla çok takdir edildi. Fakat AKP zamanla Türk halkının beklentilerinden uzaklaşmaya başladı. Erdoğan Türk halkını bir araya getirmek yerine onları bölecek politikaları uygulamaya koydu. 2011 yılı başından itibaren de Erdoğan, herkesi kucaklamak yerine güçlülüğünü sürdürme arayışı içine girdi. Anayasa’da değişiklik yaparak kendine özel başkanlık yolunu açmak istedi. Kendi gücünü engelleyecek her şeyin önüne set koydu. Otoriter bir pozisyona geçti.’’

‘Obama Antalya’da durumu açık açık konuşacak’

Philips, şöyle devam etti; “Türkiye güvenilecek bir ortak olma konumundan uzaklaştı. Güvenilir deliller gösteriyor ki ülkenin istihbarat birimleri cihatçı gurupların ortasında işler çevirmiş. Tabi buna IŞİD’de dahil. IŞİD’e karşı mücadele eden koalisyonun içerisinde yer almak istemedi. İncirlik üssünün IŞİD’e karşı kullanılması için bir süre direndi. Türkiye’nin güvenilirliği ve Erdoğan’ın demokrasi kredibilitesi tartışmalı hale geldi. Obama, Erdoğan ile Antalya’da açık bir şekilde Türkiye’nin bu gidişatını doğru yöne koymak için konuşacaktır. Yapılacak seçimlerden de oldukça derin endişeler taşıyorum. Türkiye’nin IŞİD ile mücadele eden koalisyona katılma kararı Erdoğan tarafından PKK’ya saldırmak için bir kılıf olarak kullanıldı. Bu saldırılar hiç gereksiz bir şekilde ateşkesin sürdüğü bir dönemde ortaya çıktı. Erdoğan bu konuyu kendine iç siyaset malzemesi ve 1 Kasım seçimleri için bir propaganda malzemesi ve AKP oylarını bir arada tutmak için kullandı. Erdoğan tek bir amaç ile hareket ediyor. Kendi gücü, prestiji ve ayrıcalığı. Aile üyeleri ve ayrıcalıklı yakın çalışma arkadaşlarının yolsuzlukları ortaya çıktı. Türkler bir şekilde PKK’ya yapılan saldırıların bir iç siyaset malzemesi ve milliyetçi oyları konsolide etmek için kullanıldığını anladı.’

Amerika’nın kırmızı çizgisi YPG‘;

Türk Amerikan ilişkilerinin gelinen son durumu ilgili soruyu da bir hükümet görevlisi değil ancak Obama yönetimine yakın bir akademisyen olarak cevaplayacağını vurgulayıp şöyle yanıtlıyor; ‘’ İki ülke arasında dostluk ve güven giderek azaldı. Güvenlik konusunda yapılan ortaklık için ise düşüşe geçildi. Güvenilir bir dostun tanımı, güvenilirliği ve yapacaklarının tahmin edilebilirliği ile ölçülür. Türkiye’nin güvenilirliği müttefikleri için artık bir soru işareti haline dönüştü. Nedenleri ise Erdoğan’ın İslamcı yönetimi, anti demokratik uygulamaları ve otoriterliğe doğru kayması. IŞİD ile 2011’den geçtiğimiz bu yıla kadar olan iş birliği yapması Amerika ve PYD bir güvenlik işbirliği içerisine girdiler. Amerika Kobani’ de PYD’ ye havadan silah ikmali yaptı, hava desteği verdi. Amerika, PYD ile daha fazla işbirliği içine gireceklerini açıklayınca, Türkiye’nin buna cevabı YPG güçlerine ateş açarak verdi. Bu durum Türkiye ve Amerika’yı bir ihtilaflı bir duruma getirdi. Eğer Amerika bir tercih yapmak zorunda bırakılırsa, bu hiç istenmeyecek durumlara yol açabilir. Amerika, müttefiki Türkiye ile IŞİD’e karşı en güçlü mücadeleyi veren desteklediği YPG arasında kalabilir. Sanırım bu konuda başkan Obama, Antalya’da Erdoğan’a kırmızıçizgilerini iletecektir. Eğer Türkiye, YPG ile çatışırsa bu Amerika’nın dost olarak gördüğü bir güce saldırıdır, çok büyük yanlış yapılır. Şu anda iki ülke arasında en büyük problem YPG konusunda. ’’

IŞİD raporu

Oldukça yankı bulan IŞİD raporunun hazırlanmasının perde arkasını da şöyle anlatıyor Phillips, “Erdoğan, 2014 yılında BM Genel Kuruluna geldiğinde düzenlediği bir toplantıda akademisyenlerden Türkiye’nin cihatçı unsurlarla bağlantılarının olduğuna dair suçlamalarla ilgili bir araştırma istedi. Bu suçlamaların Türkiye’nin güvenilirliğini sarsmak amacıyla bazı çevreler tarafından kasıtlı olarak yapıldığını iddia ediyordu. Bende Erdoğan’ın bu konuda bize verdiği aklı dinleyip, profesyonel bir şekilde araştırma yaptım. Avrupa, Amerika ve Türkiye’de bir araştırma yaptım. Araştırmayı yaparken hedefimiz ön yargısız davranmaktı, ikincil kaynaklara baktık. Sayısız güvenilir medya kaynaklarından belgeleriyle Türkiye’nin cihatçı guruplarla ve IŞİD ile işbirliği yaptığının delillerine ulaştık. Para, lojistik silah yardımı, ulaşım sağlanması, IŞİD’li savaşçılar yaralandıklarında kim olduklarına bakılmaksızın Türk hastanelerinde tedavi edilmeleri gibi. Erdoğan’ın perspektifinden bakıldığında Esat’ın gitmesini amaç edinmişti. ABD’nin de bu şekilde hareket etmesini istemiş, kimyasal silah kullandığı iddialarıyla kırmızıçizgilerin aşıldığını öne sürmüştü. Obama hükümeti bu konuda onun istediği şekilde hareket etmedi ve öncelikli olarak Esat’a karşı güç kullanmadı. Bunun yerine, Türkiye’yi cihatçılarla yapılan mücadele daha fazla katkı sağlamaya yöneltmeye çalıştı.”

‘Oylar çöpten çıkarsa iç savaş çıkabilir’

Pazar günü yapılacak seçimler konusunda ise oyların çalınabileceğini, seçim sonuçlarının yok sayılabileceğini gibi ihtimaller nedeniyle endişeli olduğunu belirterek, “Sanırım, Türkler, 1 Kasım’da AKP’ye 7 Haziran’da gösterdikleri ilginin daha azını gösterecekler. Erdoğan’a halk desteği kendi istediği gibi değil, başkanlık konusunda yeterince desteklenmiyor, seçim sonuçları her ne şekilde olursa olsun Erdoğan’ın istediği gibi olmayacak. Ülkede şiddet devam ediyor. Birçok yerde uyuyan IŞİD hücreleri var. Türkiye, PKK’ya saldırıp barış sürecini sonlandırdı. HDP’ ye verilen oylar çöplerden çıkarsa iç savaş sürecine girilir.’

‘Ateşe benzin dökmek yerine uzlaşı sağlanmalı’

Türkiye’nin uzlaşmacı bir yol içine girip sorunlarını çözebileceğine işaret eden Phillips, ’’Suruç, Diyarbakır ve en son Ankara’daki patlamalarda çok sayıda Türk’ün hayatını kaybetmesi endişe verici bir şey. Türk istihbarat ve emniyet birimleri olayın sorumlusunun IŞİD olduğu yönünde açıklamalar yaptılar. IŞİD, bu saldırıyı üstlenmedi. Ancak bir şey var ki IŞİD bir saldırı yaparsa onu üstleniyor. IŞİD, üstlendiği saldırıyı da medya yoluyla dağıtıp kapasitesini ve gücünü yeni kişileri örgütüne katmak için kullanıyor. PKK’nın bu saldırıyı düzenlediği şeklinde iddialar var. PKK, HDP sempatizanları, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bir yeri niye bombalasın. Bu saldırıları her kim düzenlediyse, IŞİD, PKK veya hükümete yakın bir oluşum bir dizi şiddet içeren kriz çıkartmak istedi. Bu konuda kimin yaptığıyla ilgili sonuç çıkaracak bir yorum yapmasam da PKK veya IŞİD olamayacağına göre hükümet bağlantılı bir saldırı olabilir. Büyükelçi Richard Holbrooke ile çalıştığım dönemlerde, Slobodan Miloseviç’in her zaman bir sorunu çözmek için daha büyük sorun çıkarttığını söylerdi. Sanırım herkes Miloseviç’in oyun kitabından bir sayfa kullanıyor. Kriz çıkartıp kaosla sorunu çözmek istiyor. Ateşe benzin dökmek yerine halkın arasında uzlaşma sağlamalı. Erdoğan’ın en büyük yanlışı bu. İşte bu yüzden Türkiye’yi karanlık bir gelecek bekliyor’’ dedi.

XS
SM
MD
LG