Erişilebilirlik

Türkiye’nin ev sahipliğinde geçtiğimiz hafta düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı 13.Zirvesi'nin ardından sonuç bildirgesinde İran’ın hedefteki ülke olması ve Ankara’daki ikili temasta ise işbirliği mesajı verilmesi yakın gelecekte Tahran ile sürecin nasıl devam edeceği sorusunu gündeme getirdi. Ortadoğu uzmanı Prof.Dr. Celalettin Yavuz’a göre, Türkiye’nin ekonomi, enerji ve güvenlik alanları açısından İran ile yakın ilişki içinde olması daha doğru bir diplomasi seçeneği olarak ortaya çıkıyor.

İstanbul’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Zirvesi’nde sonuç bildirgesinde, Suudi Arabistan lehine, İran aleyhine ifadeler göze çarpmıştı. Bildiride, İran’da Tahran ve Meşhed’deki Suudi Arabistan misyonlarına yönelik saldırılarla diplomatik ve konsolosluk ilişkileri hakkındaki Viyana Sözleşmesi’nin ihlal edildiği belirtilmişti. İran’ın, Suudi Arabistan’a karşı “terör suçu” işlemiş kişileri “hukuki şekilde” idam etmesiyle ilgili ifadeleri için de “tahrik edici” nitelemesi dikkat çekmişti. Tahran, BM, İİT ve uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı bir şekilde Suudi Arabistan’ın içişlerine müdahalede bulunmakla suçlanmıştı. Bu gelişme üzerine İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise, zirvedeki kapanış toplantısına katılmayarak tepkisini ortaya koymuştu. Ancak Ruhani, zirve öncesinde Suudi Arabistan Kralı Selman’ın konuk olduğu Ankara’ya gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile geçen Cumartesi günü görüştü ve beş sayfalık ikili bildirgeye de imza attı.

İşte Ankara – Tahran hattındaki bu son dönemeci araştırma merkezleri bünyesinde görev alan Prof.Dr. Celalettin Yavuz, Amerika’nın Sesi’ne değerlendirdi. Emekli Kurmay Albay Yavuz, kariyerini akademik alanda Ortadoğu bölgesi başta olmak üzere diplomasi, terör gibi konu başlıklarında çalışmalarıyla devam ettiren uzman bir isim.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın, Suriye ve Irak’taki karışıklıklar IŞİD ve El-Nusra benzeri İslami odaklı olarak algılanan terör örgütleri gündemiyle toplandığını anımsatan Yavuz, ancak bu konulardan öte sonuç bildirisinde İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi İran’ın şiddetli şekilde eleştirilmesinin dikkat çektiğini kaydetti. Türkiye’nin Mısır’dan dönem başkanlığını devir aldığı bu toplantıda adeta İran’ın yerden yere vurulmuş olduğunu belirten Yavuz, oysa Türkiye’nin dönem başkanı sıfatıyla sonuç bildirisini yumuşatabileceği görüşünü ifade etti.

Bölgede İran’ın Şii kuşak ve Suudi Arabistan’ın da Sünni kuşak oluşturma çabası olduğunu kaydeden Yavuz, “Bu sonuç bildirisiyle Türkiye sanki Sünni kuşak tarafını tutmuş gibi oldu. Bu, özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Dünya Harbi’nden sonra Ortadoğu’da izlemiş olduğu politik taraf tutmama, din ve mezhep yanlısı olmama gibi (politikalarına) ve Cumhurbaşkanı’nın son ifadelerinde yer almasına rağmen bir taraf tutmuş izlenimi yarattı” diye konuştu.

Reel politik açısından durumu değerlendirmek gerektiğini söyleyen Yavuz, kendisi tarafından pek kullanımı uygun olmasa da İran ile ilişkileri yabana atılmayacak kadar neden “kazançlı” gördüğünü şöyle anlattı:

“Baktığımızda gördüğümüz şudur, İran ile Suudi Arabistan’ın Türkiye ilişkilerini ele almak gerekir. Türkiye’nin İran ile ilişkileri en azından Güney Azerbaycan diyebileceğimiz bölgedeki Azeriler için son derece önemlidir. İran üzerinden Orta Asya’daki Türk devletlerine binlerce TIR giriş-çıkış yapmaktadır. Bu açıdan önemlidir. Üçüncüsü de Türkiye, İran’a yönelik Birleşmiş Milletler ve ABD’nin yaptırımlarının son derece azalması durumunda İran ile özellikle enerji sektöründe olmak üzere ortak işbirliği alanları; 5 sayfalık ortak bildiride olduğu gibi açıktır. İran ile Türkiye’nin bölgede işbirliği alanları çok daha fazladır. Keza PKK terör örgütü ile mücadele açısından da İran ikna edilebilirse Türkiye’nin güvenliği açısından son derece önemli noktalar vardır. Baktığımızda Türkiye ile Suudi Arabistan arasında ise fazla işbirliği alanları yoktur. Sadece nerede vardır? Suriye politikasında ‘ya Beşar Esad gidecek ya gidecek’ diyebileceğimiz çıkarları daha doğrusu çıkar da değil düşünceleri örtüşmektedir. Bana göre Türkiye açısından bu çıkar da değildir. Bunun dışında fazla işbirliği alanları yoktur. Bana göre, Suudi Arabistan’a fazla yaklaşmakla ve bu zirvede Suudi tarafınca denilenleri tıpa tıp uygulatmakla doğruyu yapmamıştır.”

Güney Azerbaycan’daki Türk nüfusuna ulaşmak ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerine ulaşmak açısından da İran ile diyaloğu vurgulayan Yavuz, özetle “İran’ın gücendirilmemesine özen gösterilmediğini gördüm” tespitini aktardı.

Ayrıca Türkmen ve Azerbaycan doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarmayı öngörecek Nabucco projesini yeniden İran ile canlandırma seçeneğine de işaret eden Yavuz, bunun gibi işbirlikleriyle Türkiye’nin ihracaat girdilerinin son derece artış kaydedebileceğini de ifade etti.

Ankara ziyareti Ruhani’nin çabası mı?

İran tarafınca çaba gösterildiği görüşünü aktaran Yavuz, “İran Cumhurbaşkanı Ruhani son derece akıllı hareket eden bir devlet adamı. Batı ile ilişkileri düzeltmekle ve İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasındaki isabetli adımlarında bunu görüyoruz. Bunun yanı sıra İran iddiasından da vazgeçmiş değildir. Keza 2007 yılında İran’ın parasını ödediği, 2010 yılından itibaren teslimi gerekli Rus S300 hava savunma füzelerini alamamış iken Ruhani ile birlikte bunları aldığını görürüz” diye konuştu. İran’ın Basra Körfezi ve Ortadoğu’daki bölgesel güç erkini kullandığını da kaydeden Yavuz, Ruhani’nin İsrail’in tepkisine rağmen Batı ile ilişkileri yeniden kurduğunu da vurguladı.

Ruhani’nin Türkiye’deki zirveye katıldığında İran’a yönelik böylesi tepkiler olacağını bilmediğini düşündüğünü de kaydeden Yavuz, Ankara’daki buluşmayı ise şöyle değerlendirdi:

“Ama bu tepkiye karşı zirvedeki son oturuma katılmayarak kendi tepkisini göstermiş oldu. Ruhani’nin Türkiye’ye gelişi öncesinde diplomatik çevrelerce yapılmış görüşmeler neticesinde bir planlama ortaya çıkmıştır. Yani Ankara’daki görüşme, zirveden sonra Türkiye’nin durumu düzeltmek için planladığı bir faaliyet değildir. Öncesinde planlanmıştır bu ziyaret. Bizim gibi değil. Bizim Cumhurbaşkanımız, mesela ‘one minute’ diyerek içeriye mesaj vererek, oyları yükseltmek için ne yazık ki pire için yorgan yakan cinsinden değildir. Ruhani, buraya gelirken İran ve İranlılar’ın milli çıkarlarını düşünerek gelmiştir. Zirve bildirisindeki İran aleyhine ifadeler için gerekli tepkiyi koymuş ama İran’ın çıkarları için Türkiye ile işbirliğini gerçekleştirmek maksadıyla Ankara’daki toplantıyı gerçekleştirmiştir. Buradaki maharet ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerde değil İran Cumhurbaşkanı Ruhani’ye aittir.”

Yukarıdaki tespitleri nedeniyle İran hayranlığı gibi bir husus olmadığını da belirten Yavuz, diplomaside her ülke tarafından kendi çıkarları için hareket edildiğini de ifade etti. Türkiye’nin 2009 ve 2010 yıllarında Brezilya ile birlikte İran’a yaptırımlara karşı ciddi direniş gösterdiğini de anımsatan Yavuz, ancak Türkiye’nin o desteğinden yaklaşık 14 ay sonra şu anki PKK yönetici kadrosundan Murat Karayılan’ın İran’da yakalanmasına rağmen kısa sürede serbest bıkarılmış olduğunu da hatırlattı. Yavuz, o dönem mesela bu durumu “İran’ın yaptığı ihanet derecesinde bir harekettir” yorumunda bulunduğunu da söyledi.

“Türkiye, Sünni kuşağa destek vermekle neyi amaçlamaktadır, ne elde edecektir?” sorusunu yönelten Yavuz, diplomaside milli çıkarlara göre hareketi yeniden vurguladı.

İsrail’in Golan tepelerinde gerçekleştirdiği kabine toplantısını da anımsatan Yavuz, İsrail’in Golan’ın kendi hakimiyetinde kalacağı mesajını taşıyan bu toplantısını da İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kendi arasındaki zayıflığı ve parçalanmışlığı gördüğü için karşı bir hamle olarak görmek gerektiğini de dile getirdi.

XS
SM
MD
LG